Eve âbâunâ-l-evvelûn(e)
"Evvelki atalarımız da mı?"
"Önceki atalarımızda mı?"
Bu ayet, kıyamet ve yeniden diriliş inancına karşı çıkanların, geçmiş atalarının da diriltilip diriltilmeyeceği yönündeki şüpheci sorgulamasını ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, atalar ve onların önceliği üzerine odaklanarak, dirilişin kapsamını sorgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أب' kelimesinin aslen 'baba' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'ata' veya 'dede' gibi daha geniş bir anlamda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'آباؤنا' ifadesi, dirilişin sadece yaşayanları değil, geçmiş nesilleri de kapsayıp kapsamayacağı sorusunu gündeme getirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أب' kelimesinin hem biyolojik babayı hem de bir topluluğun öncüsünü veya atalarını ifade edebileceğini açıklar. Ayetteki kullanım, dirilişin kapsamını sorgulayan müşriklerin, kendi atalarının da bu dirilişe dahil olup olmayacağını merak etmelerini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'الأولون' kelimesinin 'önceki nesiller' veya 'geçmiş ümmetler' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, dirilişin imkansızlığını savunanların, çok uzun zaman önce ölmüş ve toprağa karışmış atalarının nasıl diriltileceğini sorguladıklarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'الأولون' ifadesinin mecazi olarak 'eskiler' veya 'kadimler' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, bu kelime, dirilişin kapsamının sadece yakın geçmişi değil, çok eski zamanlarda yaşamış olanları da içerip içermediği konusundaki şüpheyi pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'evvel' kavramının Kur'an'da genellikle 'önceki' veya 'geçmiş' anlamında kullanıldığını ve bu bağlamda, dirilişin zamanın ötesindeki kapsamını sorgulayan bir ifade olarak karşımıza çıktığını belirtir. 'الأولون' kelimesi, dirilişin sadece yakın geçmişi değil, çok eski zamanlarda yaşamış olanları da içerip içermediği konusundaki şüpheyi pekiştirir.
Vâkı'a Sûresi
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩﴾