İçeriğe atla
Vâkıa 70Cüz 27 · Sayfa 536

Vâkıa Sûresi 70. Âyet

الواقعة

Sohbete sor

Lev neşâu ce'alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûn(e)

Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.

Vâkı'a Sûresi

(56/68-70) İçtiğiniz suya ne dersiniz? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!.


İçtiğiniz suya hiç dikkat ettiniz mi? Onu buluttan indiren siz değilsiniz; indiren yalnızca biziz. Dileseydik o suyu acı ve tuzlu kılardık ne içmeye ne de sulamaya elverişli olurdu yani ne susuzluğu giderir ne de yeryüzünde faydalı bir bitkinin yetişmesine vesile olurdu. Fakat sizi esirgeyip merhamet ettiğimiz için, tuzlu denizlerden yükselen suları süzüp arındırarak tatlı hâle getirdik; böylece içilebilir ve hayat verici kıldık. O hâlde bu nimetleri ihsan eden Allah’ı birleyip emrine itaat ederek şükretmeniz gerekmez mi?

Burada kastedilen şükür, yalnızca dil ile yapılan bir teşekkür değildir. Bilakis şükür; Allah’a ve âhiret yurduna iman etmek, Resûlünü tasdik etmek ve Hakk’ın buyruklarına teslimiyetle itaat etmektir. Zira nimeti tanımak, onu vereni tanımakla; nimeti yerli yerinde kullanmak ise kulluğun gereğini yerine getirmekle mümkündür.

Bu âyet-i kerîmede, zâhirî su nimeti üzerinden ilâhî ilim ve mârifete de işaret edilmektedir. Çünkü mârifet, salt çabayla elde edilen bir kazanım değil; yalnızca Allah Teâlâ’nın ihsanıyla kalbe lütfedilen bir feyizdir. Bununla birlikte feyze talip olan kimsenin, feyiz gelmeden önce kalbini hazırlaması gerekir. Nitekim çiftçi de önce tarlasını hazırlar, ardından tohumunu eker; yağmurun ne zaman yağacağını ise bilmez. Keşif ve şühûd yağmurları da böyledir: Allah Teâlâ dilediği vakitte bu yağmurları indirir; nefsin hevâsından ve kalbin gafletinden kaynaklanan tuzlu suyu giderir, onu tatlı bir mârifet suyuna dönüştürür ve onunla nice susamış gönülleri diriltir. Bu sebeple mârifet ve hikmet nimetini ihsan eden Allah’a şükretmek zarurîdir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 20/502-503) Aynı hitap, zâhirde içilen suya; bâtında ise kalplere inen irfânî vâride yöneliktir. Bu vârid, görünmeyen bir buluttan yani ilâhî gayb hazinesinden iner. Allah dileseydi, bu mânevî suyu acı ve yakıcı kılardı. Böyle bir durumda vârid, kalbi diriltmez; bilakis onu kurutur, şaşkınlığa ve Hakk’tan uzaklığa sürüklerdi. (Dâye, Te’vîlât-ı Necmiyye, 6/83)


Âyet 71-74