Nahnu ce'alnâhâ teżkiraten ve metâ'an lilmukvîn(e)
Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Vâkıa Suresi'nin 73. ayeti, Allah'ın ateşi bir ibret vesilesi ve yolcular için bir fayda olarak yarattığını bildirmektedir. Ayet, 'ateş'in hem manevi bir hatırlatıcı hem de maddi bir ihtiyaç giderici yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-a-l kökü, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, bir halden başka bir hale geçirmek veya bir şeyi bir amaç için tayin etmek anlamlarına gelir. Bu ayette, Allah'ın ateşi hem bir 'tezkire' hem de bir 'metâ'' olarak 'kılması', yani bu nitelikleri ona vermesi anlamındadır. (el-Müfredât, s. 194)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): C-a-l fiili, 'halk' (yaratma) ile eş anlamlı olabileceği gibi, bir şeyi bir vasıfla niteleme veya bir hüküm verme anlamında da kullanılır. Burada, ateşin 'tezkire' ve 'metâ'' vasıflarıyla nitelendirilmesi söz konusudur. (el-Külliyyât, s. 336)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tezkire, 'zikir' kökünden gelir ve hatırlatma, öğüt verme anlamındadır. Ateşin bir tezkire olması, cehennem ateşini hatırlatması ve insanları ondan sakınmaya sevk etmesi yönündendir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 446)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tezkire, 'zikr' yani anma ve hatırlatma demektir. Ateşin bir tezkire olması, onun yakıcı özelliğinin ahiret azabını anımsatması ve böylece insanlara bir uyarı niteliği taşımasıdır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Z-k-r kökü, Kur'an'da sadece hatırlamak değil, aynı zamanda bir şeyi zihinde canlı tutmak, öğüt almak ve ibret çıkarmak anlamlarını da içerir. 'Tezkire' kelimesi, bu bağlamda, ateşin insanlara Allah'ın kudretini ve ahiret azabını hatırlatan bir işaret olduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 165)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Metâ', kendisinden faydalanılan, yararlanılan her şeydir. Bu ayette ateşin 'metâ'' olması, insanların ondan ısınma, yemek pişirme gibi dünyevi ihtiyaçlarını gidermesi yönündendir. (el-Müfredât, s. 464)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Metâ', dünya hayatında insanların faydalandığı, geçici olan her şeyi ifade eder. Ateşin 'metâ'' olarak nitelendirilmesi, onun yolcular ve çölde konaklayanlar için sağladığı pratik faydalara işaret eder. (Umdetü'l-Huffâz, c. 4, s. 222)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mukvîn, 'kavâ' fiilinden türemiştir ve 'çölü boş bulmak, çölde konaklamak' anlamına gelir. Bu bağlamda, çölde yolculuk edenler veya konaklayanlar için ateşin bir fayda olduğunu belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mukvîn, 'kavâ' fiilinden gelir ve 'azığı biten, fakirleşen' anlamlarına da gelebilir. Ancak ayetteki bağlamda, çölde konaklayan, azığı tükenmiş veya yolda olan kimseler için ateşin ısınma, yemek pişirme gibi faydalarına işaret eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 421)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): K-v-y kökü, 'boş olmak, ıssız olmak' anlamlarını taşır. 'Mukvîn', çölde veya ıssız bir yerde konaklayan, azığı bitmiş veya ihtiyaç sahibi olan kimselerdir. Ateş, bu durumda onlara hem ısınma hem de yemek pişirme gibi temel ihtiyaçlarını karşılama imkanı sunar. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 367)
Vâkı'a Sûresi
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ﴿٧٤﴾