Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(e)
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.
Canlarının çektiği kuş etleri,
Vâkıa Suresi'nin 21. ayeti, cennet ehlinin nimetlerinden bahsederken, özellikle 'kuş eti' ve 'arzulama' kavramları üzerinden bu nimetlerin niteliğini ve elde ediliş biçimini vurgulamaktadır. Ayet, cennet nimetlerinin hem maddi hem de manevi tatmin edici yönlerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lahm' kelimesini hayvanların kas dokusu olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle yiyecek olarak zikredildiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, cennet ehlinin arzuladığı ve kendilerine sunulan özel bir yiyecek türü olan 'kuş eti' bağlamında maddi bir nimeti ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lahm'ı canlı varlıkların bedenindeki kaslı kısım olarak açıklar. Ayetteki 'lahm-i tayr' (kuş eti) ifadesi, cennetteki nimetlerin çeşitliliğini ve lezzetini vurgulamak için kullanılmıştır; bu, dünyadaki etten farklı, daha üstün bir niteliğe işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tayr' kelimesinin uçan canlılar için genel bir isim olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'lahm-i tayr' ifadesi, cennetin nimetleri arasında özel olarak seçilmiş, lezzetli ve arzu edilen kuş etini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tayr' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi anlamlarda da kullanıldığını belirtse de, bu ayetteki kullanımı açıkça maddi bir varlık olan 'kuş'u ve onun etini ifade eder. Cennet bağlamında, bu kuşların dünyadakilerden farklı, daha üstün niteliklere sahip olduğu ima edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki hayvan isimlerinin genellikle belirli sembolik veya pratik bağlamlarda kullanıldığını belirtir. 'Tayr' burada, cennetin somut nimetlerinden biri olarak, insan arzularını tatmin eden bir yiyecek türünü temsil eder ve cennetin zenginliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehve' kelimesini nefsin bir şeye meyletmesi, onu istemesi olarak açıklar. 'Yeştehûne' fiili, cennet ehlinin arzu ve isteklerinin anında yerine getirileceğini, onların canlarının çektiği her şeyin kendilerine sunulacağını vurgular. Bu, cennet nimetlerinin sadece varlığı değil, aynı zamanda arzuya göre sunulması yönüyle de mükemmelliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şehve'nin kalbin bir şeye yönelmesi ve onu istemesi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yeştehûne' fiili, cennet ehlinin iradesinin ve arzularının mutlak bir şekilde karşılanacağını, onlara sunulan nimetlerin tamamen kendi istekleri doğrultusunda olacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehve' kökünün Kur'an'da genellikle insanın doğal eğilimlerini ve arzularını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, cennetin, dünya hayatındaki sınırlamaların aksine, insan arzularının tam ve eksiksiz bir şekilde tatmin edildiği bir yer olduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.