Lev neşâu lece'alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûn(e)
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Vâkıa Suresi'nin 65. ayeti, Allah'ın kudretini ve nimetlerini hatırlatarak, ekilen ürünlerin çerçöpe dönüşebileceğini ve bunun insan üzerindeki psikolojik etkisini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder. Ayet, 'dileme', 'çerçöp yapma' ve 'şaşırma/hayret etme' gibi kavramlar üzerinden ilahi iradenin mutlaklığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Neş'e (نَشْأَة) kelimesi, bir şeyin başlangıcı ve ortaya çıkışı anlamına gelir. 'Neşe'e' (نَشَأَ) fiili ise bir şeyi yaratmak, ortaya çıkarmak ve var etmek manasındadır. Ayetteki 'neşâü' (نَشَآءُ) ifadesi, Allah'ın dilediği takdirde bir şeyi var etme veya yok etme kudretini, yani mutlak iradesini gösterir. Bu bağlamda, ekini çerçöpe çevirme kudretini dilemesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'meşîet' (مَشِيئَة) kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak ve sınırsız iradesini ifade ettiğini belirtir. Allah'ın 'dilemesi' (neşâü), O'nun her şeye kadir olduğunu ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediğini yapabileceğini gösterir. Ayetteki kullanım, Allah'ın ekini çerçöpe çevirme kudretinin, O'nun iradesine bağlı olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ceale (جَعَلَ) fiili, Kur'an'da sıklıkla 'saymak, kılmak, dönüştürmek' anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 'lece'alnâhu' (لَجَعَلْنَـٰهُ) ifadesi, Allah'ın ekini 'çerçöp' (hutâmen) haline getirme kudretini, yani bir halden başka bir hale dönüştürme eylemini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ceale fiili, bir şeyin niteliğini veya durumunu değiştirmek, onu başka bir şeye dönüştürmek anlamında geniş bir kullanıma sahiptir. Ayetteki 'lece'alnâhu' ifadesi, Allah'ın ekini verimli halinden alıp değersiz bir çerçöpe dönüştürme gücünü, yani yaratma ve dönüştürme kudretini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hutâm (حُطَام), kırılmış, parçalanmış ve ufalanmış şey demektir. Özellikle kuru otlar ve ekin kalıntıları için kullanılır. Ayetteki 'hutâmen' (حُطَامًا) ifadesi, ekilen ürünlerin Allah'ın dilemesiyle nasıl değersiz, işe yaramaz bir hale gelebileceğini, yani kuruyup parçalanarak çerçöpe dönüşebileceğini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hatm (حَطْم), bir şeyi kırmak, parçalamak anlamına gelir. Hutâm ise kırılmış, ufalanmış ve değersiz hale gelmiş şeydir. Ayetteki 'hutâmen' kelimesi, Allah'ın kudretiyle verimli ekinlerin nasıl kuruyup, parçalanıp değersiz bir yığın haline geleceğini, böylece insanların emeğinin boşa çıkacağını mecazi olarak ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hutâm' kelimesinin Kur'an'da genellikle yok oluş, değersizleşme ve parçalanma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'hutâmen' ifadesi, ekilen ürünlerin Allah'ın iradesiyle nasıl verimsiz, kuru ve işe yaramaz bir hale geleceğini, yani bir nimetin nasıl bir felakete dönüşebileceğini semantik olarak açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tefekkeh (تَفَكُّه), Arapların dilinde hem hayret etme, şaşırma hem de üzülme, pişmanlık duyma anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'tefekkehûne' (تَفَكَّهُونَ) ifadesi, ekilen ürünlerin çerçöpe dönüşmesi karşısında insanların duyacağı şaşkınlığı, hayreti ve aynı zamanda uğradıkları zarardan dolayı duyacakları üzüntü ve pişmanlığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fâkihe (فَاكِهَة) kelimesi meyve anlamına gelirken, 'tefekkeh' fiili, bir şeyden zevk almak, eğlenmek veya hayret etmek anlamlarına gelir. Ancak bu ayetteki bağlamda 'tefekkehûne' ifadesi, ekilen ürünlerin yok olması karşısında insanların şaşkınlık ve hayretle 'Ne oldu bize?' diyeceklerini, yani olayın beklenmedikliği ve büyüklüğü karşısında duydukları şoku anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tefekkeh fiili, Kur'an'da farklı bağlamlarda 'eğlenmek, şaşırmak, hayret etmek' gibi anlamlara gelir. Bu ayetteki 'tefekkehûne' ifadesi, ekilen ürünlerin çerçöpe dönüşmesi karşısında insanların yaşadığı şaşkınlığı, hayreti ve aynı zamanda bu durumun yol açtığı üzüntü ve kederi, 'Ne büyük bir felaket!' diyerek ifade etmelerini anlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.