Ve-innehu lekasemun lev ta'lemûne ‘azîm(un)
(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Vâkıa Suresi'nin 76. ayeti, Allah'ın yıldızların konumlarına yemin etmesini ve bu yeminin büyüklüğünü vurgular. Ayet, 'yemin' ve 'büyük' kavramları üzerinden ilahi kudretin ve yaratılışın azametine dikkat çekerken, muhatabın bu yeminin değerini idrak edemediği imasına yer verir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kasem' (قسم) kelimesinin bir şeyi kesinleştirmek, teyit etmek ve bir hükmü güçlendirmek için kullanılan bir ifade olduğunu belirtir. Ayetteki 'le-kasem' (لَقَسَمٌ) ifadesi, yeminin sıradan bir yemin değil, Allah tarafından yapılan ve büyük bir hakikati pekiştiren bir yemin olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki yeminlerin (kasem) genellikle yemin edilen şeyin azametine ve yemin edilen şeyin delil olarak sunulduğu konunun önemine işaret ettiğini ifade eder. Bu ayetteki yemin, yıldızların konumlarının (mevâki'i'n-nücûm) önemine ve Allah'ın kudretine dikkat çekmek için kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki yeminlerin (kasem) sadece bir ifade biçimi olmadığını, aynı zamanda yemin edilen şeyin ilahi düzendeki yerini ve önemini vurgulayan, muhatabı düşünmeye sevk eden güçlü retorik araçlar olduğunu belirtir. Buradaki yemin, yıldızların düzeninin Allah'ın varlığına ve kudretine bir delil olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' (علم) kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek ve onu olduğu gibi kavramak olarak tanımlar. Ayetteki 'lev ta'lemûne' (لَوْ تَعْلَمُونَ) ifadesi, muhatapların bu yeminin gerçek değerini ve ardındaki ilahi hikmeti tam olarak kavrayamadıklarını, bilselerdi onun azametini anlayacaklarını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'in (علم) cehaletin zıttı olduğunu ve bir şeyin mahiyetini kavramayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanım, insanların bu yeminin derinliğini ve önemini tam olarak idrak edememelerinin, onların bilgi eksikliğinden kaynaklandığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' (علم) kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle hakikati anlama, idrak etme ve doğru bilgiye ulaşma bağlamında kullanıldığını ifade eder. 'Lev ta'lemûne' ifadesi, eğer insanlar bu yeminin gerçek anlamını ve yemin edilen şeyin (yıldızların konumları) önemini bilselerdi, onun ne kadar büyük bir yemin olduğunu anlayacaklarını ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azîm' (عظيم) kelimesinin büyüklük, yücelik ve önem ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kasemün azîm' (قَسَمٌ عَظِيمٌ) ifadesi, bu yeminin sıradan bir yemin olmadığını, Allah'ın kudretini ve yaratılışındaki azameti gösteren, çok büyük ve önemli bir yemin olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azîm' (عظيم) kelimesinin hem maddi hem de manevi büyüklüğü ifade ettiğini, Allah'a nispet edildiğinde ise O'nun mutlak yüceliğini ve kudretini gösterdiğini belirtir. Ayetteki yemin, Allah'ın yıldızların konumlarına yemin etmesiyle, bu yeminin ilahi katındaki değerini ve azametini ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azîm' (عظيم) kelimesinin bir şeyin şanını, değerini ve etkisini artıran bir sıfat olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'azîm' kelimesi, yemin edilen şeyin (yıldızların konumları) ve yeminin kendisinin ne kadar büyük bir hakikati barındırdığını, insanların idrakinin ötesinde bir yüceliğe sahip olduğunu belirtir.
Vâkı'a Sûresi
(56/75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
Hakk’ın kudreti, rubûbiyeti ve kullarına olan ihsanı bu denli apaçıkken, aslında O’nun yüceliğini göstermek için yemine ihtiyaç yoktur. Bununla birlikte Allah Teâlâ, insan idrakini uyandırmak ve nazarını kevnî ve manevî deliller üzerine yöneltmek için yıldızların mevkilerine yemin etmektedir. (Nahcuvânî, Fevâtihu’l-İlâhiyye, 2/383) Bu mevkilerden maksat; yıldızların doğup battıkları yerler, hareket ettikleri yörüngeler ve özellikle kıyamet esnasında dağılacakları, düşüp yok olacakları konumlardır. Zira bu hâllerin her birinde, ilâhî kudretin büyüklüğüne, hikmetin kemâline ve kâinatta cari olan ince nizamın azametine dair son derece kuvvetli deliller vardır. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, hakikatleri ihtiva eden bu kevnî olgulara yemin etmiştir.
Yemin edilen şeylerin büyüklüğü, yemin edenin azametini de gösterir. Yıldızların mevkilerinde, Allah Teâlâ’nın yalnızca kudreti değil; aynı zamanda hikmetinin mükemmelliği ve rahmetinin kuşatıcılığı da tecellî etmektedir. Onların belirli ölçülerle hareket etmesi, şaşmaz bir nizam içinde varlıklarını sürdürmeleri ve vakti geldiğinde dağılmaları, kâinatın sahipsiz değil; ilâhî ilim ve irade ile yönetildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İşârî bakımdan ise yıldızlar, Kur’ân âyetlerine; onların mevkileri de bu âyetlerin indiği kalp menzillerine işaret eder. Allah Teâlâ, bâtıldan arındırılmış latîfelere yemin etmektedir. Zira bu latîfeler, ceberûtî ve lâhûtî semadan gelen gizli ve kudsî vâridâtın yıldızlarının iniş yerleridir. (Dâye, Te’vîlât-ı Necmiyye, 6/84) Ancak her kalp bu inişe ehil değildir. Yemin, işte bu seçkin ve arınmış menzillerin azametine yapılmıştır. Çünkü âyetlerinin anlamları, her gönle değil ihlâs ve mârifet ehlinin kalplerine doğar.
Bu sebeple “Eğer bilseniz, bu gerçekten büyük bir yemindir” buyurulmuştur. Çünkü bu yemin, vahyin iniş mahallerini; yani kalplerin en latîf, en saf ve en seçkin mertebelerini konu edinmektedir. Cenâb-ı Hak, bu yeminle zat ve sıfatlarının mazharı olan bu latîfeleri yüceltmekte; hakikatin taşıyıcısı kıldığı kalplerin değerine dikkat çekmektedir. Böylece yıldızların semadaki yerleriyle, vahyin gönüllerdeki iniş menzilleri arasında derin bir irtibat kurulmakta; kevnî âlem ile kalbî âlem aynı ilâhî hakikatin farklı tezahürleri olarak sunulmaktadır.