İçeriğe atla
Vâkıa 67Cüz 27 · Sayfa 536

Vâkıa Sûresi 67. Âyet

الواقعة

Sohbete sor

Bel nahnu mahrûmûn(e)

"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"

Vâkı'a Sûresi

(56/63-67) Ektiğiniz tohuma ne dersiniz? Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: “Muhakkak biz çok ziyandayız! Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!”


Toprağa attığınız tohuma hiç dikkat ettiniz mi? Onu bağımsız iradenizle siz mi yeşertiyorsunuz, yoksa yeşertme fiili bütünüyle bize mi aittir? Ekin ekmek kulun kesbiyle gerçekleşir; zira kulun tercih ve gayreti bu safhada devrededir. Ne var ki bitirip yeşertmek, tohumu başak ve ürüne dönüştürmek yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü bir tanenin yahut bir başağın oluşumunda kulun belirleyici bir tasarrufu yoktur. Bu sebeple ekme fiilinin insana izâfesi kesb yönüyle; yeşertmenin Allah’a izâfesi ise yoktan var etme ve yaratma cihetiyledir. Lütuf ve rahmetiyle tohumu ürün kılan O’dur. Dileseydi, bitmiş ekini kuru ve ufalanmış bir hâle çevirir; sizi de hayret, pişmanlık ve esef içinde bırakırdı. O vakit, “Eyvah! Emeklerimiz boşa gitti; kazancımızdan ve ürünümüzden büsbütün mahrum kaldık” diye yakınırdınız.

Bu misal, bitkileri bitirmeye kâdir olan Allah’ın yeniden diriltmeye de kâdir olduğuna delâlet eder. Nitekim O, yere atılan taneyi bitirdiği gibi rahimdeki nutfeye de can verir; aynı kudretle insanı diriltip kabirden kaldırır. Zira bunların her biri birer tohumdur; aynı ilâhî tasarrufa konu olan başlangıçlardır.


Dolayısıyla Terzi Baba’ya göre yukarıdaki âyet-i kerîmeleri okuyup da hayran kalmamak mümkün değildir. Sıradan bir düşünce ile bizler çiftçiler olarak ektik biçtik hububat elde ettik deriz ancak ayet-i kerime bunların hepsinin Hakk tarafından yapıldığını açık olarak ifade etmektedir. Ekmek dikmek, ise sadece bir vesiledir, ekildikten ve dikildikten sonraki, her saniye ekilip dikilen şeyin kontrolü, “müdebbir-tedbir” eden meleklere, yani Allahımızın Rahmaniyeti içerisinde Rezzak isminin kuvvetleri olan melekleri tarafından her an kontrol altında tutularak, olacak son şekillerine kadar kontrol edilip yerlerinde inşa edilmektedirler. Kendi kendine hiçbir şeyin olması mümkün değildir. (İz. Terzi Baba Necdet Ardıç, 214-Gökyüzü İnsaları Araştırması, 2/158-159)


İşârî bakımdan ise âyet, kalplere atılan niyet tohumları ile bedenlerde ortaya konan amel tohumlarına işaret etmektedir: Onları gerçekten siz mi yeşertiyorsunuz, yoksa yeşerten biz miyiz? Tohumu atan kuldur; fakat onu ihlâsla yeşerten, mârifet meyvesine dönüştüren Hak’tır. Amelin kabulü ve bereketi, tıpkı ekinin bitmesi gibi kulun elinde değildir. Bu sebeple “Dileseydik onu bir çöpe çevirirdik” tehdidi, amelin kabul edilmemesi ve buna yakışır hâlin zuhur etmemesine işaret eder. Nice kimse vardır ki zahirde amel sahibidir; fakat ihlâs eksikliği sebebiyle ameli meyve vermez, kalbi çorak toprak gibidir. Bu toprağa ektiği amel tohumları kırıntı hâline gelir; emeği hebâ olur; ameli hâle, hâli muhabbet ve marifete dönüşmez. O vakit sâlik, şaşkınlık içinde “mahrum bırakıldık” demekten başka bir şey bulamaz.

Hakikatte bu mahrumiyet, niyet ve amelin ihlâstan uzak, gafletle yapılmasının sonucudur. Öyleyse: Ey Hak yolunun sâlikleri! Gafletle icra edilen zikirlerden ve ihlâstan yoksun amellerden sakının. Aksi takdirde amelleriniz, nimet değil; ceza yurdunda aleyhinize delil olur. Âhirette “Biz ziyandayız, bütünüyle mahrum bırakıldık” diyerek hüsranınızı itiraf etmek zorunda kalırsınız. Bilin ki gerçek rızık, ihlâsla yapılan ameller neticesinde ruhun ilâhî feyizlerle gıdalanmasıdır; bundan yoksun kalan ise hakikatte mahrumdur. Nitekim Mesnevî’de şöyle denilmektedir:

Ey kul, Hak sana “O’nun rızkından yiyin” dedi de, Sen bu sözden hikmet değil, ekmek anladın.

Rabbinizi Tesbih Etmeniz Gerekmez Mi?


Âyet 68-70