Feşâribûne şurbe-lhîm(i)
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
Vâkıa Suresi 55. ayet, cehennem ehlinin içeceği suyun niteliğini ve içme biçimini tasvir ederek, susuzluğun şiddetini ve azabın dehşetini vurgulamaktadır. Ayet, 'şâribûn' (içenler) ve 'hîm' (susamış develer) kavramları üzerinden bu durumu dilbilimsel bir derinlikle anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ş-r-b kökü, genel olarak içmek fiilini ifade eder. Ancak bu ayetteki 'şâribûn' kelimesi, sadece içmek değil, aynı zamanda şiddetli bir susuzlukla ve zorunlulukla içme eylemini vurgular. Cehennem ehlinin bu suyu isteyerek değil, azabın bir parçası olarak içtiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şâribûn' kelimesinin burada mecazi bir anlam taşıdığını belirtir. İçme eylemi, azabın bir parçası olarak, susuzluğun giderilmesi için değil, aksine azabı artırıcı bir unsur olarak sunulur. Bu, normal bir içme eyleminden ziyade, acı verici bir zorunluluğu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şurb' gibi kelimelerin Kur'an'daki kullanımının, sadece fiziksel bir eylemi değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir durumu da yansıttığını belirtir. Burada 'şâribûn' kelimesi, cehennem ehlinin günahlarının bir sonucu olarak maruz kaldıkları acı verici bir durumu ifade eder, yani içme eylemi bir ceza biçimidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şurb' kelimesinin burada 'hîm' (susamış develer) ile birlikte kullanılmasının, içme eyleminin şiddetini ve doyurucu olmamasını vurguladığını belirtir. Develerin suya olan aşırı düşkünlüğü ve ne kadar içerlerse içsinler susuzluklarının tam olarak giderilememesi, cehennem ehlinin durumuna benzetilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şurb' kelimesinin masdar olarak burada 'içme biçimi' anlamına geldiğini ve 'hîm' kelimesiyle birlikte bir teşbih oluşturduğunu açıklar. Bu teşbih, cehennem ehlinin içtiği suyun onlara fayda sağlamadığını, aksine susuzluklarını daha da artırdığını ve acılarını şiddetlendirdiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şurb' kelimesinin bu bağlamda, sadece içmek fiilini değil, aynı zamanda içilen şeyin niteliğini ve içme eyleminin sonucunu da ima ettiğini belirtir. Cehennemde içilen suyun, susuzluğu gidermek yerine azabı artıran bir niteliğe sahip olması, kelimenin semantik derinliğini ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Hîm' kelimesi, susuzluktan dolayı karaciğerleri şişmiş, ne kadar su içerlerse içsinler susuzlukları dinmeyen develer için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin de aynı şekilde ne kadar içerlerse içsinler susuzluklarının giderilmeyeceğini ve azaplarının devam edeceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hîm' kelimesinin kökeninin 'heym' (şiddetli susuzluktan dolayı şaşkınlık ve dolaşma) olduğunu belirtir. Bu, develerin susuzluktan dolayı çöllerde şaşkın bir şekilde su aramasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin de aynı çaresizlik ve susuzluk içinde olacağını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hîm' kelimesinin, susuzluktan dolayı akılları başından gitmiş, ne kadar su içerlerse içsinler doymayan develer için kullanıldığını açıklar. Bu benzetme, cehennem ehlinin içeceği suyun onlara hiçbir fayda sağlamayacağını, aksine azaplarını artıracağını ve onları daha da çaresiz bırakacağını ifade eder.
Vâkı'a Sûresi
هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٥٦﴾