Feravhun ve rayhânun ve cennetu na'îm(in)
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Bu ayet, ahiretteki mükafatı tasvir ederken, özellikle 'gözdeler' zümresine vaat edilen nimetleri 'revh', 'reyhan' ve 'cennetü naîm' kavramları üzerinden ifade etmektedir. Kelimelerin etimolojik kökenleri ve semantik derinlikleri, bu mükafatın mahiyetini ve zenginliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'revh' kelimesinin 'ruh' ile aynı kökten geldiğini ve 'rahatlık, genişlik, ferahlık' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımıyla, ölüm sonrası sıkıntıların giderilmesi ve yerine gelen huzur ve esenliği vurgular. (el-Müfredât, s. 367)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'revh' kelimesini 'rahatlık ve ferahlık' olarak açıklar. Bu ayetteki 'revh', dünyevi sıkıntılardan kurtulup ahiretteki genişliğe ve huzura kavuşmayı mecazi olarak ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, II, 258)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ruh' kökünden türeyen kelimelerin 'canlılık, nefes, rahatlama' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. 'Revh'in bu ayetteki kullanımı, ölümün getirdiği sıkıntıların ardından gelen ilahi bir rahatlama ve ferahlık hali olarak yorumlanabilir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 210)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'reyhan' kelimesinin 'güzel kokulu bitki' anlamına geldiğini ve aynı zamanda 'rızık' anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'reyhan', cennetin hoş kokularını ve aynı zamanda cennet ehlinin kolayca elde edeceği rızıkları sembolize eder. (el-Müfredât, s. 367)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'reyhan'ı 'rızık' olarak tefsir eder. Bu ayetteki 'reyhan', cennet ehlinin zahmetsizce ulaşacağı, hoş ve lezzetli rızıkları ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 467)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'reyhan'ın hem 'güzel koku' hem de 'rızık' anlamlarını içerdiğini vurgular. Ayetteki kullanımı, cennetin hem duyusal güzelliklerini (kokularını) hem de maddi nimetlerini (rızıklarını) bir arada sunan bir kavramdır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, III, 127)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' kökünden geldiğini ve ağaçları ve bitkileriyle yeri örten bahçe anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, ahiretteki mükafat yurdunu, yani 'Cennet'i ifade eder. (el-Müfredât, s. 199)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet'i 'ağaçlarla örtülü bahçe' olarak tanımlar. Ayetteki 'cennet', müminlere vaat edilen, her türlü nimetin bulunduğu, gözlerden gizli güzelliklerle dolu ebedi yurdu ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 104)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cennet' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi bahçeler hem de ahiretteki mükafat yurdu için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'cennet', 'naîm' kelimesiyle birlikte kullanılarak, ahiretteki sonsuz nimetlerle dolu mükafat yurdunu vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 150)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'naîm' kelimesinin 'nimet' kökünden geldiğini ve 'bolluk, refah, güzel yaşantı' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Cennetü naîm' terkibi, cennetin sürekli ve kesintisiz nimetlerle dolu olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 499)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'naîm'i 'insanın hoşuna giden her şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'naîm', cennetin sadece maddi değil, aynı zamanda manevi olarak da insanı hoşnut eden, sürekli ve eksiksiz nimetlerini ifade eder. (el-Külliyyât, s. 950)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'naîm'in 'nimet'in çoğulu veya mübalağalı bir şekli olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, cennetin sahip olduğu nimetlerin çokluğunu, çeşitliliğini ve sürekliliğini vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, IV, 203)
Vâkı'a Sûresi
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِۙ ﴿٩٠﴾