Ve tec'alûne rizkakum ennekum tukeżżibûn(e)
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Vâkıa Suresi'nin 82. ayeti, insanların Allah'ın kendilerine bahşettiği rızka karşı nankörlük etmelerini ve onu yalanlamalarını eleştirmektedir. Ayet, rızık kavramının sadece maddi bir geçim kaynağı olmaktan öte, Allah'ın bir nimeti ve imtihan vesilesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir durumdan başka bir duruma dönüştürmek, bir şeyi başka bir şey yerine koymak veya bir hüküm vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tec'alûne' ifadesi, insanların rızıklarını yalanlama eylemine dönüştürmelerini, yani rızka karşı şükran yerine inkârı tercih etmelerini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ceale' fiilinin 'saymak, kabul etmek, addetmek' anlamlarını da taşıdığını vurgular. Bu bağlamda ayet, insanların Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, şükür ve itaat vesilesi olarak görmek yerine, onu yalanlama ve inkâr etme aracı olarak kabul ettiklerini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rızk' kelimesinin Allah'ın kullarına bahşettiği, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'rızkaküm' ifadesi, sadece yiyecek ve içecek gibi maddi şeyleri değil, aynı zamanda sağlık, afiyet, bilgi gibi manevi nimetleri de içerir ve bunların Allah'tan geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ın hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsadığını, Allah'ın kullarına lütfettiği her türlü ihsanı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, insanların kendilerine verilen bu geniş kapsamlı nimetlere karşı nankörlük etmeleri eleştirilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'rızk' kavramının sadece maddi geçim kaynağı olmaktan öte, Allah'ın mutlak kudretinin ve cömertliğinin bir tezahürü olduğunu belirtir. Ayet, bu ilahi lütfa karşı gösterilen inkârcı tavrı kınamaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kezzebe' fiilinin 'yalanlamak' anlamının yanı sıra, 'inkâr etmek' ve 'doğruluğunu kabul etmemek' anlamlarına da geldiğini ifade eder. Ayetteki 'tükezzibûne' ifadesi, insanların Allah'ın kendilerine verdiği rızkın kaynağını ve dolayısıyla Allah'ın varlığını ve kudretini inkâr etmelerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tekzîb'in bir sözün veya bir gerçeğin doğru olmadığını iddia etmek olduğunu belirtir. Bu ayette, insanlar rızkın Allah'tan geldiği gerçeğini yalanlayarak, aslında Allah'ın kudretini ve nimet vericiliğini inkâr etmektedirler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezibe' kökünün Kur'an'da genellikle hakikati reddetme, peygamberleri ve ilahi mesajları yalanlama bağlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 'tükezzibûne', rızkın Allah'tan geldiği gerçeğini yalanlayarak, Allah'a karşı nankörlük etme ve O'nun nimetlerini inkâr etme anlamını taşır.
Vâkı'a Sûresi
(56/81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?
Âyette geçen “söz” mânasındaki hadîs ile Kur’ân-ı Kerîm kastedilmektedir. Bu hitapta, inkârcıların kendilerine lütfedilen nimetler karşısında şükür ve teslimiyet göstermek yerine, bu nimetlerin Allah’tan geldiğini inkâr etmeleri ve hakikati yalanlamaları şiddetle tenkit edilmektedir. Nitekim nankörlüğün tipik tezahürü olarak, yağmur gibi apaçık bir ilâhî ihsanın yıldızlara veya tabiî sebeplere nisbet edilmesi örnek gösterilmiştir.
Bazı müfessirler bu âyetin mânasını daha da genişleterek şöyle anlamışlardır: Size indirilen bu yüce Kur’ân’ı, vahyedilen ilâhî kelâmı, iman nurunu ve apaçık yakîni hafife mi alıyorsunuz? Kudretimin eseri olarak gönderdiğim rızıkları, rahmetimle sevk ettiğim rüzgârları, yükselttiğim bulutları, indirdiğim yağmurları ve bütün bunlara memur kıldığım melekleri inkâr ve nankörlük vesilesi mi kılıyorsunuz? Sûrenin başından itibaren bildirilen hakikatleri, özellikle de öldükten sonra diriliş vaadini mi küçümsüyorsunuz? Yoksa bu Kur’ân’dan nasibiniz, onu yalanlamak ve yalancılıkla itham etmekten mi ibaret olacaktır? İlâhî kelâmı, kendisine itimat edilecek bir hidayet kaynağı değil de, reddedilecek bir söz olarak mı görüyorsunuz? (Kur’ân Yolu, 231; İbn Berrecân, Tefsîr, 5/286) İşârî olarak buradaki “rızık”, yalnız maddî nimetler değil; iman, hidayet, irşad ve mârifetten nasiplenmektir. Bu rızkı küçümsemek, yolu ve rehberi hafife almak, sâliki kendi istidadına lâyık olan ilâhî paydan mahrum bırakır. Böylece kalp, farkına varmadan hakikatten uzaklaşır; nankörlük, inkâr kadar yıkıcı bir hâle gelir.
Can Boğaza Dayandığı Zaman