Śumme innekum eyyuhâ-ddâllûne-lmukeżżibûn(e)
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Vâkıa Suresi'nin 51. ayeti, kıyamet gününde inkârcıların ve sapkınların durumunu tasvir eden güçlü bir hitaptır. Ayet, 'sapma' ve 'yalanlama' kavramları üzerinden, ahiret azabına müstahak olanların temel özelliklerini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl' (ضلال) kelimesini, doğru yoldan sapma, hedeften şaşma olarak açıklar. Bu ayetteki 'dâllûn' (ضالّون) ise, ahiret inancını ve Allah'ın birliğini inkâr ederek hakikatten uzaklaşan, şaşkınlık içinde olan kimseleri ifade eder. Onlar, doğru yolu bulma yeteneğini kaybetmişlerdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'dalâl'i, 'hidayetin zıttı' olarak tanımlar ve hem bilerek hem de bilmeyerek doğru yoldan ayrılmayı kapsadığını belirtir. Ayetteki 'dâllûn', özellikle ahiret gerçeğini bilerek veya bilmeyerek reddedip, bu konuda şaşkınlık içinde olanları niteler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma', 'kaybolma' ve 'şaşırma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'dâllûn', Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerin getirdiği mesajı reddederek manevi bir kayboluş içinde olan, hakikatten uzaklaşmış kişileri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tekzîb' (تكذيب) kelimesini 'yalanlama' ve 'inkâr etme' olarak açıklar. Ayetteki 'mükezzibûn' (مكذّبون), özellikle kıyamet gününü, yeniden dirilişi ve Allah'ın vaatlerini yalanlayan, bu gerçekleri kabul etmeyen kişileri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tekzîb'in Kur'an'da bazen 'yalanlama' bazen de 'inkâr' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mükezzibûn', ahiret ve hesap gününe dair hakikatleri reddeden, onları yalan sayan kimselerdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kezeb' (كذب) kökünden türeyen 'tekzîb'in, bir şeyi doğru olmaktan çıkarmak, yalan olduğunu iddia etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mükezzibûn', Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri yalan sayarak inkâr edenlerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tekzîb'in Kur'an'da genellikle 'peygamberleri ve getirdikleri mesajı yalanlama' bağlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'mükezzibûn', özellikle kıyamet ve ahiret inancını yalanlayan, dolayısıyla Allah'ın kudretini ve adaletini inkâr eden kimseleri ifade eder.
Vâkı'a Sûresi
لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ﴿٥٢﴾