İçeriğe atla
Vâkıa 23Cüz 27 · Sayfa 535

Vâkıa Sûresi 23. Âyet

الواقعة

Sohbete sor

Ke-emśâli-llu/lui-lmeknûn(i)

(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

Vâkı'a Sûresi

(56/15-23) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Ebediyen genç kalan hizmetkarlar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.


Sâbikûn ehli altın ve ipekle dokunmuş, ihtişamla bezenmiş tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar. Ebedî gençlikleri değişmeyecek, güzellikleri hiçbir zaman solmayacak olan ölümsüz gençler çevrelerinde dolaşır; akıp giden cennet pınarlarından doldurulmuş testilerle, ibriklerle ve kadehlerle onlara içecek sunarlar. Bu içecekten içenlerin ne ağızlarının tadı kaçar ne başları ağrır ne de akılları bulanır. Aksine bu şarap, zevk ve ferahlık verir; fakat sarhoş etmez, insanı akıldan ve edep dairesinden çıkarmaz.

Bu hoş ve kesintisiz ikramların yanı sıra, onlar cennette diledikleri her türlü meyveden yer, canlarının çektiği kuş etlerinden tadarlar. Yanlarında ise sedefinde saklı inciyi andıran berraklıkta, bembeyaz tenli ve iri gözlü dilberler bulunur. Bütün bu tasvirler, cennet nimetlerinin hem bedene hem ruha hitap eden, eksilmeyen ve bozulmayan bir mutluluk hâli olduğunu ortaya koyar.

İşârî manada altın ve ipekle dokunmuş tahtlar, temkîn makamını ve sâlikin hâlden hâle savrulmaktan kurtulup istikrara eriştiği mertebeyi ifade eder. Karşılıklı oturuş ise, kul ile Hak arasındaki üns ve mükâleme hâlini, perdelerin kalktığı bir yakınlık ve müşahede ortamını remzeder. Bu tahtlar, sûretlerin değil, mânâların üzerine kurulu olan hakikatin temsilidir.

Çevrelerinde dolaşan, ebedî gençlikleri bozulmayan civanlar, güzel amel ve ahlâklarının suretleri olup ilâhî vâridâtı ve daima esen rahmet nefhalarını ifade eder. Bunların “ölümsüz” oluşu, bu vâridâtın geçici bir hâl değil; temkînle birlikte süreklilik kazanan mânevî lütuflar olduğunu gösterir. Sürahiler, ibrikler ve kadehler ise kalbe dökülen mârifetleri ve zevkle içilen hakikat şarabını sembolize eder.

Cennet pınarından doldurulan bu içki idraki yok etmeyen, aklı perdelemeyen mânevî sarhoşluktur. Bu sebeple marifet şarabından içenlerin akılları gitmez, başları ağrımaz, edep ve istikametleri bozulmaz. Bilakis kişinin idraki genişler, kalbi saflaşır ve Hakk’a daha da yakın olur.

Diledikleri meyveler ve arzu ettikleri kuş etleri, sâlikin amellerinin ve hâllerinin semereleridir. Meyveler; ulaşılan yüce hâller ve makamlardır; ruhları bunlarla lezzet alır; kuş etleri ise latîf ve yüksek idraklerdir. Bunların “istenildiği gibi” sunulması, kulun iradesinin Hakk’ın iradesiyle uyum kazanmış olduğunu gösterir.

Yanlarında bulunan, sedefinde saklı inci gibi bembeyaz ve iri gözlü huriler ise kalpte doğan saf mânâları, ağyardan korunmuş hakikat bilgilerini ve müşâhede sırlarını temsil eder. İnci benzetmesi, bu hakikatlerin hem derinlikten çıkarılmış hem de bozulmadan muhafaza edilmiş olmasına işaret etmektedir. Neticede bu tasvir, sûretlerin ardına gizlenmiş bir hakikat cennetini anlatır: Bu cennet, temkîn ehlinin mârifetle beslendiği, vâridâtla kuşatıldığı, sekrin olmadığı bir müşâhede içinde Hakk’la ünsiyet kurduğu bâtınî bir saadet hâlidir. Zâhirde nimetlerle, bâtında ise ilâhî kurbiyet ve vuslat olarak tecellî eder.


Âyet 24-26

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)