Elem ye/ni lilleżîne âmenû en taḣşe'a kulûbuhum liżikri(A)llâhi vemâ nezele mine-lhakki velâ yekûnû kelleżîne ûtû-lkitâbe min kablu fetâle ‘aleyhimu-l-emedu fekaset kulûbuhum(s) ve keśîrun minhum fâsikûn(e)
İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?
Hadîd Suresi 16. ayet, müminlerin kalplerinin Allah'ın zikrine ve inen hakikate yönelmesi gerektiğini vurgularken, önceki kitap ehlinin kalplerinin katılaşması üzerinden bir uyarıda bulunmaktadır. Ayet, iman, huşu, zikir, hak ve kalplerin katılaşması gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), 'emn' (أمن) kökünden gelir ve kalbin tasdikiyle birlikte emniyet ve güven duygusunu ifade eder. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) kelimesi, Allah'a ve O'ndan inen hakikate kalben ve fiilen teslim olanları, bu teslimiyetle emniyet ve huzur bulanları anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (إيمان) kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a karşı tam bir güven ve teslimiyet halidir. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, bu güven ve teslimiyetin bir sonucu olarak kalplerin huşu duyması gerektiği çağrısını içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Huşu (خشوع), kalbin Allah'a karşı tevazu göstermesi, boyun eğmesi ve yumuşamasıdır. Ayetteki 'tahşaa' (تَخْشَعَ) kelimesi, müminlerin kalplerinin Allah'ın zikri ve inen hakikat karşısında katılıklarını bırakıp, derin bir saygı ve teslimiyetle dolmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Huşu (خشوع), bedenin ve kalbin Allah'a karşı gösterdiği tevazu ve boyun eğme halidir. Ayetteki 'tahşaa kulûbuhum' (تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ) ifadesi, kalplerin Allah'ın azameti karşısında korku ve saygıyla yumuşamasını, O'nun emirlerine teslim olmasını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zikir (ذكر), hem dil ile anmayı hem de kalple hatırlamayı kapsar. Ayetteki 'li-zikrillâh' (لِذِكْرِ ٱللَّهِ) ifadesi, Allah'ı anmanın, O'nun kudretini ve nimetlerini hatırlamanın, kalplerin huşu duyması için bir vesile olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikir (ذكر), unutmanın zıddı olup, hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme anlamlarına gelir. Ayetteki 'li-zikrillâh' (لِذِكْرِ ٱللَّهِ) ifadesi, Allah'ı anmanın, O'nun varlığını, birliğini ve emirlerini sürekli akılda tutmanın, kalplerin yumuşamasında merkezi bir rol oynadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hak (حق), varlığı sabit olan, doğru ve gerçek olan şeydir. Ayetteki 'minal-hakk' (مِنَ ٱلْحَقِّ) ifadesi, Allah tarafından indirilen Kur'an'ın ve içerdiği hükümlerin mutlak gerçek olduğunu, kalplerin bu hakikate teslim olması gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hak (حق), Allah'ın sıfatlarından biri olup, O'nun varlığının ve sözlerinin doğruluğunu ifade eder. Ayetteki 'minal-hakk' (مِنَ ٱلْحَقِّ) ifadesi, Allah'tan gelen vahyin, yani Kur'an'ın, şüphe götürmez bir gerçek olduğunu ve müminlerin kalplerinin bu hakikate yönelmesi gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kasvet (قسوة), bir şeyin sertleşmesi ve katılaşmasıdır. Kalplerin kasveti ise, onların Allah'ın ayetlerinden etkilenmemesi, öğüt almaması ve duyarsızlaşmasıdır. Ayetteki 'fekaset kulûbuhum' (فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ) ifadesi, önceki kitap ehlinin uzun zaman geçmesiyle kalplerinin katılaştığını, yani manevi duyarlılıklarını yitirdiklerini anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kalbin kasveti (قسوة القلب), kalbin Allah'ın zikrinden ve ayetlerinden etkilenmemesi, öğüt kabul etmemesi ve merhamet duygusunu yitirmesidir. Ayetteki 'fekaset kulûbuhum' (فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ) ifadesi, önceki ümmetlerin zamanla ilahi mesajdan uzaklaşarak kalplerinin katılaştığını ve bunun bir uyarı niteliği taşıdığını gösterir.
Hadîd Sûresi
Âyet-i kerime zikir âyetlerindendir.
İman ehlinin kendi varlıklarında olan Hakk’ı hatırlama ve gönüllerinde olan Allah (c.c.) in varlığından ürperme zamanı gelmedi. Yani kurb-u nevafil ve kurb-u feraiz üzerine hakiki sünnet ve hakiki farz yaşamının zamanı gelmedi mi? (M.D.) Daha önce itap ehliden kalpleri katılaşanlar Bakara sûresi 74. Âyette tasvir edilmektedir. (67.-74. Âyetlerde Bakara hikayesinde dervişliğin bir bölümü anlatılmaktadır. Bu açıdan 34 Bakara dosyası tefekkürünü okumak faydalı olacaktır.) (M.D.)
(2/74-) Sümme kaset kulûbüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lemâ yetefecceru minhül' enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillâh* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
* Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
Yukarıdaki hâdise oluştuktan sonra öldürülmüş olan kişi dirildi ve “beni yeğenim öldürdü” dedikten sonra tekrar bâki âlemi’ne döndü ve kâtilin ortaya çıkmasıyla beni İsrâîl’in arasında o zor devir kapanmış oldu, mesele aydınlandığı için rahatlıyorlar fakat bir müddet sonra;
Sizlerin kalpleriniz katılaştı, Hakk yolunda giden bir kimse belirli aşamalara geldikten sonra o mevzular üzerinde rahatlar ve nefsi emmâreyi, nefsi levvâmeyi aştım diyerek rehavete kapılıp çalışmalarını sürdürmezse, daha ileriye gitme çabalarında bulunmazsa bu Âyeti Kerîm’e onun üzerinde faaliyete geçer.
Onların kalpleri taşlar gibi oldu, hatta taştan daha katı oldu, Bir kimse belirli bir tarikat ahkâmını yaşadıktan sonra çeşitli sebeplerle orada kaldıysa işte onun kalbi katılaştı ve taşlar gibi oldu, hatta taştanda daha katı oldu, Maide 5/115 “KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinniy üazzibühu azaben lâ üazzibühu ehaden minel âlemiyn;
Allah buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim” sûresinde dediği gibi, kişi bu halde olacağına sadece şeriat ehli olarak kalması daha iyidir, bu kişi gönül âleminde ki yolculuğa hiç çıkmasın, yolculuğa çıkarsa da bunu götürmeye gayret etsin, götüremiyorsa hiç olmazsa bulunduğu yerdeki yumuşaklığını muhafaza etsin.
O taşlar katıdır ama onlardan bazısı vardır ki onlardan nehirler çıkar, Kendisi taş olduğu halde içinden kaynaklar çıkar, taştır ama su kaynar içerisinden, dışarıdan bakarsın taş gibi görürsün ama içerisinde kaynak vardır, bir taraftan taşa benzetiyor bir taraftanda taştan daha katıdır, kasvetlidir diyor çünkü taşların hiç olmazsa özellikleri vardır, içerisinden su çıkar.
Yine o taşlardan bazıları vardır ki güneşin sıcaklığından çatlar, yarılır arasından sular akmaya başlar, ama o insânların kalbi bundandan katıdır taştan da katıdır, çünkü su çıkmaz içerisinden bir şey çıkmaz.
Yine o taşlardan vardır, Allah’ın haşyetinden yere yuvarlanırlar, kendiliğinden değil, çünkü Allah’ın tabii biçimde onlara olan tecellisidir bu, yani tabiat adı altında onlara olan tecellisidir, yağmur yağdı yumuşattı, güneş kuruttu çatlattı, işte tabii iradi olarak Allah’ın tecellisi bu yağmur, güneş, rüzgar vasıtasıyla oluyor.
Allah bu yaptıklarınızdan gafil değildir.
Şimdi burada bakın dört türlü taştan bahsetti; biri kaskatı olan taş, insânın kalbini yani inkâr ehlinin kalbini o taşlara benzetti yani hiç verimsiz olan taşlara benzetti, işte bizim kalplerimizde böyle olmasın, taştan katı olmasın, taş olursa bile içinde zemzem ırmağı gibi nehirler kaynasın veya o kadar değilse bile kevser ırmağı aralarından sızsın veya bizim taş gibi olan başımızın üstünden yere yuvarlansın bazı bilgiler, yani tevazu haline dönüşsün.[77] “ İz- -T-B- ”