İçeriğe atla
Hadîd 16Cüz 27 · Sayfa 539

Hadîd Sûresi 16. Âyet

الحديد

Sohbete sor

Elem ye/ni lilleżîne âmenû en taḣşe'a kulûbuhum liżikri(A)llâhi vemâ nezele mine-lhakki velâ yekûnû kelleżîne ûtû-lkitâbe min kablu fetâle ‘aleyhimu-l-emedu fekaset kulûbuhum(s) ve keśîrun minhum fâsikûn(e)

İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.

Hadîd Sûresi

Âyet-i kerime zikir âyetlerindendir.


İman ehlinin kendi varlıklarında olan Hakk’ı hatırlama ve gönüllerinde olan Allah (c.c.) in varlığından ürperme zamanı gelmedi. Yani kurb-u nevafil ve kurb-u feraiz üzerine hakiki sünnet ve hakiki farz yaşamının zamanı gelmedi mi? (M.D.) Daha önce itap ehliden kalpleri katılaşanlar Bakara sûresi 74. Âyette tasvir edilmektedir. (67.-74. Âyetlerde Bakara hikayesinde dervişliğin bir bölümü anlatılmaktadır. Bu açıdan 34 Bakara dosyası tefekkürünü okumak faydalı olacaktır.) (M.D.)

(2/74-) Sümme kaset kulûbüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lemâ yetefecceru minhül' enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillâh* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;

* Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.

Yukarıdaki hâdise oluştuktan sonra öldürülmüş olan kişi dirildi ve “beni yeğenim öldürdü” dedikten sonra tekrar bâki âlemi’ne döndü ve kâtilin ortaya çıkmasıyla beni İsrâîl’in arasında o zor devir kapanmış oldu, mesele aydınlandığı için rahatlıyorlar fakat bir müddet sonra;

Sizlerin kalpleriniz katılaştı, Hakk yolunda giden bir kimse belirli aşamalara geldikten sonra o mevzular üzerinde rahatlar ve nefsi emmâreyi, nefsi levvâmeyi aştım diyerek rehavete kapılıp çalışmalarını sürdürmezse, daha ileriye gitme çabalarında bulunmazsa bu Âyeti Kerîm’e onun üzerinde faaliyete geçer.

Onların kalpleri taşlar gibi oldu, hatta taştan daha katı oldu, Bir kimse belirli bir tarikat ahkâmını yaşadıktan sonra çeşitli sebeplerle orada kaldıysa işte onun kalbi katılaştı ve taşlar gibi oldu, hatta taştanda daha katı oldu, Maide 5/115 “KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinniy üazzibühu azaben lâ üazzibühu ehaden minel âlemiyn;

Allah buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim” sûresinde dediği gibi, kişi bu halde olacağına sadece şeriat ehli olarak kalması daha iyidir, bu kişi gönül âleminde ki yolculuğa hiç çıkmasın, yolculuğa çıkarsa da bunu götürmeye gayret etsin, götüremiyorsa hiç olmazsa bulunduğu yerdeki yumuşaklığını muhafaza etsin.

O taşlar katıdır ama onlardan bazısı vardır ki onlardan nehirler çıkar, Kendisi taş olduğu halde içinden kaynaklar çıkar, taştır ama su kaynar içerisinden, dışarıdan bakarsın taş gibi görürsün ama içerisinde kaynak vardır, bir taraftan taşa benzetiyor bir taraftanda taştan daha katıdır, kasvetlidir diyor çünkü taşların hiç olmazsa özellikleri vardır, içerisinden su çıkar.

Yine o taşlardan bazıları vardır ki güneşin sıcaklığından çatlar, yarılır arasından sular akmaya başlar, ama o insânların kalbi bundandan katıdır taştan da katıdır, çünkü su çıkmaz içerisinden bir şey çıkmaz.

Yine o taşlardan vardır, Allah’ın haşyetinden yere yuvarlanırlar, kendiliğinden değil, çünkü Allah’ın tabii biçimde onlara olan tecellisidir bu, yani tabiat adı altında onlara olan tecellisidir, yağmur yağdı yumuşattı, güneş kuruttu çatlattı, işte tabii iradi olarak Allah’ın tecellisi bu yağmur, güneş, rüzgar vasıtasıyla oluyor.

Allah bu yaptıklarınızdan gafil değildir.

Şimdi burada bakın dört türlü taştan bahsetti; biri kaskatı olan taş, insânın kalbini yani inkâr ehlinin kalbini o taşlara benzetti yani hiç verimsiz olan taşlara benzetti, işte bizim kalplerimizde böyle olmasın, taştan katı olmasın, taş olursa bile içinde zemzem ırmağı gibi nehirler kaynasın veya o kadar değilse bile kevser ırmağı aralarından sızsın veya bizim taş gibi olan başımızın üstünden yere yuvarlansın bazı bilgiler, yani tevazu haline dönüşsün.[77] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)