Vemâ efâa(A)llâhu ‘alâ rasûlihi minhum femâ evceftum ‘aleyhi min ḣaylin velâ rikâbin velâkinna(A)llâhe yusellitu rusulehu ‘alâ men yeşâ(u)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Onların mallarından Allah'ın, savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini, dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Allah'ın her şeye hakkıyla gücü yeter.
Allah'ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kadirdir.
Bu ayet, fey'in (ganimetin) mahiyetini ve elde ediliş biçimini açıklarken, Allah'ın kudretini ve peygamberlerine verdiği desteği vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, fey'in kaynağını, elde ediliş yöntemini ve Allah'ın iradesini dilbilimsel olarak derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fey', düşmandan savaş ve zahmet olmaksızın elde edilen maldır. Ayetteki 'أَفَآءَ اللَّهُ' ifadesi, Allah'ın bu malları müslümanlara iade etmesi, geri vermesi anlamındadır. Bu, bir şeyin asıl yerine dönmesi, geri gelmesi manasından türemiştir. (el-Müfredât, s. 644)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fey', 'fâe' fiilinden türemiştir ve 'geri döndü' anlamına gelir. Ayetteki 'أَفَآءَ اللَّهُ' ise, Allah'ın o malları müslümanlara döndürmesi, onlara vermesi demektir. Bu, savaş yapılmadan ele geçirilen mallar için kullanılır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fey' kavramı, Kur'an'da özellikle savaşsız elde edilen ganimetler için kullanılır ve bu, Allah'ın müslümanlara bir lütfu olarak görülür. Ayetteki kullanımı, bu malların insan çabasıyla değil, ilahi bir iradeyle elde edildiğini vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 240)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): V-c-f kökünden türeyen 'evceftüm', atları veya develeri hızlıca koşturmak, yormak demektir. Ayetteki 'فَمَآ أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ' ifadesi, bu malları elde etmek için at veya deve sürerek bir çaba sarf etmediğinizi, zahmet çekmediğinizi belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 473)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İvcâf, atı veya deveyi hızlıca sürmek, koşturmak anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, müslümanların bu fey'i elde etmek için herhangi bir askeri çaba, at veya deve sürme gibi bir zahmete katlanmadıklarını ifade eder. (el-Müfredât, s. 848)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Evceftüm, 'vecf' kökünden gelir ve hızlı hareket etmek, atları veya develeri koşturmak manasındadır. Ayet, bu fey'in elde edilişinde müslümanların fiili bir savaş çabası göstermediğini, dolayısıyla bu malların Allah'ın doğrudan bir lütfu olduğunu vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 4, s. 202)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hayl, atlar demektir ve genellikle süvari birliklerini ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'مِنْ خَيْلٍ' ifadesi, bu fey'i elde etmek için atlı askerlerin kullanılmadığını, yani bir savaşın cereyan etmediğini belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 165)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayl, atlar anlamına gelir ve savaşta kullanılan atlı birlikleri de kapsar. Ayetteki kullanımı, fey'in elde edilişinde askeri bir güç olan atların rol oynamadığını, dolayısıyla bu malların savaş ganimeti (ganîme) değil, fey' olduğunu açıklar. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 2, s. 505)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rikâb, üzerine binilen develer demektir. Ayetteki 'وَلَا رِكَابٍ' ifadesi, fey'in elde edilişinde develerle yolculuk etme veya onları savaş için kullanma gibi bir çabanın olmadığını vurgular. Bu, atlarla birlikte, savaş için yapılan seferlerin sembolüdür. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 473)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rikâb, binek develeridir. Ayetteki 'ne at ne de deve sürdünüz' ifadesi, fey'in elde edilmesinde herhangi bir askeri seferin, yorucu bir yolculuğun veya savaşın olmadığını açıkça belirtir. Bu, fey'in ganimetten ayrılan temel özelliğidir. (el-Müfredât, s. 350)
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Taslît, birine bir şey üzerinde güç ve yetki vermek, onu üstün kılmaktır. Ayetteki 'يُسَلِّطُ رُسُلَهُۥ' ifadesi, Allah'ın peygamberlerine düşmanları üzerinde üstünlük ve galibiyet verdiğini, bu gücün ilahi bir iradeyle gerçekleştiğini gösterir. (el-Külliyyât, s. 287)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): S-l-t kökünden türeyen 'yusallitu', birini diğerine musallat etmek, ona galip kılmak anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın peygamberlerine düşmanlarına karşı ilahi bir güç ve üstünlük bahşettiğini, bu durumun insan çabasından ziyade ilahi takdirle gerçekleştiğini ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 280)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Taslît, Kur'an'da genellikle Allah'ın bir kimseye veya topluluğa başka bir kimse veya topluluk üzerinde verdiği güç ve yetkiyi ifade eder. Bu ayette, Allah'ın peygamberlerine düşmanları üzerinde verdiği ilahi üstünlüğü ve galibiyeti vurgular, bu da fey'in elde edilişinin ardındaki ilahi iradeyi gösterir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 315)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadîr, her şeye gücü yeten, kudret sahibi demektir. Allah'ın sıfatlarından biridir. Ayetteki 'وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ' ifadesi, Allah'ın fey'i dilediği gibi taksim etme, peygamberlerine üstünlük verme ve her şeyi dilediği gibi yapma kudretine sahip olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 650)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kadîr, Kur'an'da Allah'ın mutlak gücünü ve her şeye hükmetme yeteneğini ifade eden temel bir kavramdır. Bu ayette, fey'in dağıtımı ve peygamberlere verilen üstünlüğün ardındaki ilahi iradenin ve kudretin sınırsız olduğunu belirtir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 120)
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadîr, Allah'ın her şeyi yapmaya muktedir olduğunu ifade eden bir sıfattır. Ayetteki kullanımı, fey'in elde edilişindeki ilahi müdahalenin ve peygamberlere verilen desteğin, Allah'ın sınırsız kudretinin bir tezahürü olduğunu gösterir. (el-Külliyyât, s. 720)
Haşr Sûresi
مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ {الحشر/7}