Mâ kata'tum min lînetin ev teraktumûhâ kâ-imeten ‘alâ usûlihâ febi-iżni(A)llâhi veliyuḣziye-lfâsikîn(e)
(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah'ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.
Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve O'nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
Haşr Suresi'nin 5. ayeti, savaş hukuku bağlamında hurma ağaçlarının kesilmesi veya bırakılması eylemlerini ele alırken, bu eylemlerin ilahi izinle gerçekleştiğini ve fasıkların akıbetini vurgulamaktadır. Ayet, 'kat' (kesmek), 'lîne' (hurma ağacı), 'kâime' (ayakta duran) ve 'yuhziye' (rezil etmek) gibi temel kavramlar üzerinden ilahi iradeyi ve fasıkların cezalandırılmasını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kat'' kelimesinin bir şeyi ayırmak, bölmek veya tamamen ortadan kaldırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ kata'tüm' ifadesi, hurma ağaçlarının kesilmesi eylemini, yani bir bütünün parçalanmasını veya yok edilmesini ifade eder ve bu eylemin ilahi izinle gerçekleştiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kat'' fiilinin mecazi kullanımlarına da değinmekle birlikte, bu ayetteki kullanımının doğrudan 'kesmek' anlamında olduğunu belirtir. Savaş esnasında düşmanın kaynaklarını yok etme stratejisi olarak hurma ağaçlarının kesilmesi, fiilin somut ve gerçek anlamını yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lîne' kelimesinin Medine hurma ağaçlarının özel bir türü olduğunu, özellikle de 'acve' hurması gibi değerli ve yumuşak hurmaları veren ağaçları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Müslümanların düşman topraklarındaki değerli hurma ağaçlarına yönelik eylemlerini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lîne' kelimesinin 'lîn' (yumuşaklık) kökünden geldiğini ve hurma ağaçlarının yumuşak ve değerli türlerini ifade ettiğini açıklar. Ayette, bu ağaçların kesilmesi veya bırakılması, savaş stratejisi ve ilahi izin bağlamında ele alınır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lîne'nin hurma ağacının bir türü olduğunu ve özellikle Medine'de yetişen değerli hurma ağaçları için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlam, bu ağaçların savaşta hedef alınmasının veya korunmasının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kâime' kelimesinin 'kıyâm' kökünden türediğini ve bir şeyin dik, ayakta ve sabit bir şekilde durması anlamına geldiğini belirtir. Ayette, hurma ağaçlarının kesilmeyip 'ayakta bırakılması', yani varlıklarını sürdürmelerine izin verilmesi eylemini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâime' kelimesinin 'kıyâm' fiilinden ism-i fail olduğunu ve 'ayakta duran, sabit olan' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, hurma ağaçlarının kesilmemesi ve doğal hallerinde bırakılması durumunu tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hazy' kelimesinin 'rezil etmek, utandırmak, aşağılamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'li-yuhziye' ifadesi, Allah'ın bu eylemleri (hurma ağaçlarının kesilmesi veya bırakılması) fasıkları rezil etmek, onları zelil kılmak amacıyla gerçekleştirdiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hazy' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi anlamda bir aşağılanma ve utanç durumu olduğunu açıklar. Ayetteki kullanım, fasıkların dünyada uğradıkları yenilgi ve utancın ilahi bir ceza olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hazy' kavramının genellikle Allah'ın düşmanlarına yönelik bir ceza ve aşağılama olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette de fasıkların (yoldan çıkanların) uğradığı rezilliğin, ilahi iradenin bir sonucu ve onların ahlaki sapkınlıklarının bir yansıması olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesinin 'bir şeyden çıkmak, ayrılmak' anlamına geldiğini ve özellikle Allah'ın emirlerine itaatten çıkmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-fâsikîn' ifadesi, Allah'ın yolundan sapan, isyan eden ve bu nedenle cezayı hak eden kimseleri, yani kitap ehli düşmanları tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fâsık' kelimesinin mecazi olarak 'haddini aşan, günah işleyen' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın izniyle gerçekleşen eylemlerin sonucunda rezil edilecek olanların, ilahi sınırlara riayet etmeyen ve isyan eden kişiler olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı gelme, itaatsizlik ve doğru yoldan sapma anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'fâsikîn', ilahi iradeye karşı çıkan ve bu nedenle ilahi cezaya müstahak olan düşmanları temsil eder.
Haşr Sûresi
Hurma sıfât mertebesini ifade ediyor, içinde ortasında çekirdek, dışında etli kısmı vardır yani dışıyla içini perdelemiş durumdadır, çekirdek onun zâtıdır ve üstünde onu perdelemiş olan sıfâtıdır.[19] “ İz- -T-B- ” Tasavvufta Hurma ağacı mürşide ve hurma ise saliklere sordukları sual kaşısında anlattığı hakikatleri ifade etmektedir. Kim bu hakikatleri keser yani uzaklaşır, ya da kökleri üzere bırakıp hakikatlerden istifade etmeye devam emesi Uluhiyet mertebesinin izniyledir. (M.D.) Bu hakikatleri inkar edip kesenler için ise Maide sûresinde Allah c.c. tarafından uyarı yapılmıştır.
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبِّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا
مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لَأَوْلِنَا وَأَخِرِنَا
وَآيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرّازِقِينَ
(114) (Kâle Îsebnü MeryemAllahümme Rabbenâ enzil aleynâ Mâideten minesSemâi tekûnü lenâ ıyden lievvelinâ ve ahırinâ ve Âyeten minke, verzuknâ ve ente hayrur razikîn;)
“Meryemoğlu İsâ da: "Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.” İsâ (a.s.) “Allahâmme Rabbenâ” diyerek ulûhiyyet mertebesinden sıfât mertebesine, oradan esmâ mertebesine ve ef’âl mertebesine ilâhî tecelli zuhura gekir. Çünkü o yiyecekler direkt Allah’tan gelmez, önce sıfât ve esmâ âleminde hazırlanır sonra masaya yâni ef’âl âlemine gelir.
Mânâ âleminden ilk defâ böyle bir ilim bize geldiği için kendimize bunu bayram edelim diyorlar.
Bu gelenin zâti tecelli olduğunu evvelimizde ahirimizde bilsin diyorlar.
En hayırlı rızık senden gelir çünkü her mertebedeki rızık zâtından kaynaklanır.
قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنزِلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ
بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ
الْعَالَمِينَ
(115) (KalAllahu innî münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinnî üazzibühu azâben lâ üazzibühu ehaden minel âlemîn;)
“Allah buyurdu ki:" Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azâbı yaparım".
Bu hakîkatleri kim ki nefsiyle perdeler ise âlemlerde kimseye etmediğim azâbı ona ederim yâni Cenâb-ı Hakk ona hüsrânı, pişmanlığı tattırırım, diyor. İnsân elinde olan bir şeyi nasıl kaçırıp ebedi hayatını mahvettiğinde içinde duyacağı vicdan azâbı onu yakar bitirir ve bu ateş hiç sönmez, hatta cehennem ateşi biter de onun bu ateşi bitmez çünkü ateş kendisinden kaynaklanmaktadır. Ve dikkat edersek bu azâb Îseviyet mertebesi îtibârıyladır, Hakîkati Muhammedî mertebesi îtibârıyla nasıl olacaktır kimbilir.[20]