İçeriğe atla
En'âm 105Cüz 7 · Sayfa 141

En'âm Sûresi 105. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Vekeżâlike nusarrifu-l-âyâti veliyekûlû deraste velinubeyyinehu likavmin ya'lemûn(e)

Onlar, "Sen iyi ders almışsın" desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.

En'âm Sûresi

“Vekezâlike nusarrifu-l-âyâti veliyekûlû deraste velinubeyyinehu likavmin ya’lemûn(e)” Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz. (6/105)


Ders alıp beyan etmeyi Allah c.c. bizlere Rahmân sûresi 55/4 âyette bildirmiştir.

(55/4) َمَهُ الْبَيَانِععَلَىٰ ﴿٤﴾

allemehü’l be­yane “beyanı/konuşmayı allemehü/ona/kendisine allem/öğretti “Ona konuşmayı öğretti.” Cenab-ı Hak insanı halk ettikten sonra, “allemehul beyan” (beyanı öğretti.)

- Yani bütün öğrettiklerinin “hakikat-i ilahi” olduğunu

- ve bu kendisinde bulunan özelliklerini de bir başkasına aktarabilmeyi “beyanı” öğretti (öğretmesini öğretti).

Mesela, hakikat açısından değerlendirildiğinde;

1 - Cenab-ı Hak “A’maiyet” halinde kendindeki özellikleri, kendi varlığında, gizli olarak duruyorken,

2 - “bilinmekliğini sevip” âlemleri halk etmeyi murad etti.

Bu bilinmekliğin ilk mertebesi,

3 - “Ahadiyyet”ine tenezzül etmesiydi.

Ahadiyyet yüce Zât’ın tecellisinden ibarettir. Burada daha henüz ne sıfât, ne isim, ne herhangi bir şey yoktur.

Ancak “inniyyeti” ki (bu kendine dönük faaliyetleri ve kendine has özelliklerini kapsar) ve “Hüvviyyeti” ki (bu da âleme dönük faaliyet sahasının menseldir).

4 - Bu “Ahadiyyeti” ile tenezzül edip “Vahidiyyetini” “sıfât-ı subüti”yesini meydana getirir.

5 - Bu “Vahidiyyet” mertebesinden de “Rahmaniyet”ine tenenezzül eder.

Nasıl ki, (teşbihte hata olmaz) karanlıkta sessiz hareketsiz duran bir insanın dışansı için tek delili solunumu ise, öylece “Rahmaniyeti” ile nefesini “Nefes-i Rahmani” kendi varlığında yayıp, bilinmekliğini başlattı.

İnsan kendi içindeki bilgisini, ilmini, amacını, san’atı’nı nasıl ki nefes ile sunuyorsa, Cenab-ı Hak da kendi “Nefes-i Rahmanî”si ile bu bilinmekliğini sağlıyor. Ama O’nun nefesi sadece manalar elbisesi olan kelimeleri değil, bütün âlemleri meydana getiriyor.

Kendi varlığında gizli olan esmâ ve sıfâtlarını, içinde var olan bütün özünü, kendi içinden yine kendisi olan dışına “Huu” diye nefes verip bu âleme yayıyor.

Normalde nefes verildiğinde hiçbir şey görülmez, ama soğukta verilen nefes buhar olarak görülür ki uzay yani âlem soğuktur, hatta çok soğuktur (-200 derece civarındadır).

Bu buhar bir aynaya karşı verildiğinde, şekilsiz olan buhar şekil alır, suret olarak görünür.

İşte böylece de “Cenâb-ı Hakk”ın özü olan “Nefes-i Rahmanî”, âlem aynasında suretler olarak görünür.

Ayna ne kadar pürüzsüz, temiz ve parlak ise, o kadar gerçek olarak varlığı yansıtır, aynını gösterir, îşte en mükemmel ayna da insandır.

Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Varidatı’ında:

[Allah “adem” (yokluk) denilen, yokluğa bakmış ve “Kün” “ol” sözü ile emir vermiştir. O zaman yokluğun içinden Allah’ın varlığını belirleyen şekiller, zuhurlar belirmiş ve birer ayna olmuşlardır. İşte bu aynalardaki yansımayı gören göz “İnsan”dır. ]*[80]

Biz sohbetimize devam edelim.

Nasıl ki insan ana rahminde meydana geliyorsa, işte bu feza dediğimiz yerde de bütün varlıklar “Rahman”dan doğup zuhura gelmektedirler.

Besmele (BİSMİLLAHİRRAHMANÎRRAHİYM) bütün varlıkların oluşumunu anlatmaktadır.

“Nefes-i Rahmanî” öyle bir nefes ki, “Vahidiyet” mertebesinden çıkan, sonsuz ebedi, var olan bir “nefes”tir.

Bir nefes ki, her kokusu O’nu anlatır.

Kûr’ân olan, cümle esmâ ve sıfâtlara cami olan Zât,

- bu “nefes”le “Rahmân”a “Rahmâniyyeti”ni öğretti.

- Rahmân da bu mükevvenat içerisinde insanı meydana getirdi (halk etti)

- ve ona beyanı öğretti.

Bu öyle bir özellik ki; kendi özünü, kendi öğrendiği şeyleri bir başkasına öğretmeyi de öğretti, talim etti. “Allemehul beyan” ona beyan edildiği gibi, beyan etti.

Beyanın aslı olan konuşma, insan’ın diğer varlıklara nazaran en belirgin üstünlüklerindendir.

Mevlânâ Hazretleri Mesnevi-i Şerifesi’’nde;

“ma’nâlar harf libasına bürünerek ortaya çıkar” diye izah etmişlerdir.

İşte insanoğlu ne yazık ki bu çok değerli özelliğini çok çok boşa harcamaktadır. Kıymetini bilenler ise, o kadar çok fayda sağlamaktadırlar.

Kûr’ân-ı Kerîm de ancak beyan ile anlatılabilmektedir.

Mushaf-ı Şerife “Susan Kûr’ân”; (Kûr’ân-ı samid) İnsâna ise “Konuşan Kûr’ân” (Kûr’ân-ı natık) denmiştir.

Kûr’ân-ı Kerîm’in ve ma’nâ âleminin beyan ile izah edilip okunması, insân için en üstün vasıflardan başlıcasıdır.[81]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)