İttebi' mâ ûhiye ileyke min rabbik(e)(s) lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) vea'rid ‘ani-lmuşrikîn(e)
Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir.
Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yoktur. Ortak koşanlardan da yüz çevir.
Bu ayet, peygambere ilahi vahye uymayı, tevhid inancını benimsemeyi ve müşriklerden uzak durmayı emretmektedir. Anahtar kavramlar, vahyin kaynağını, tevhidin temelini ve müşriklere karşı takınılması gereken tavrı dilbilimsel olarak derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'teba' kelimesini bir şeyin izini takip etmek, peşinden gitmek olarak açıklar. Ayetteki 'İttebi'' emri, Hz. Peygamber'in kendisine vahyolunan ilahi mesajı tam olarak benimsemesi ve ona göre hareket etmesi gerektiğini vurgular. Bu, sadece fiziki bir takip değil, aynı zamanda inanç ve amel olarak da uyumu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ittibâ''yı bir şeyin arkasından gitmek ve onun yolunu izlemek olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın vahyine kayıtsız şartsız teslimiyeti ve bu vahyin getirdiği hükümleri uygulamayı gerektirir. Bu, peygamberin şahsında tüm müminlere yönelik bir emirdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ittibâ'' kavramının Kur'an'da genellikle bir rehbere, kitaba veya peygambere uymak anlamında kullanıldığını belirtir. En'âm 106'daki 'İttebi'' emri, vahyin bağlayıcılığını ve ona uymanın zorunluluğunu ortaya koyar. Bu, sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda bu bilgiyi hayata geçirmeyi de içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vahy' kelimesinin temel anlamının gizli ve hızlı bir şekilde bildirmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'uhîye' (vahyolunan) ifadesi, Allah'ın peygamberine doğrudan ve gizli bir yolla ilettiği ilahi kelamı ifade eder. Bu, insan aklının veya duyularının ötesinde bir bilgi aktarımıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'vahy'i 'işaret, yazı, risalet ve ilham' gibi farklı anlamlara gelen geniş bir kavram olarak açıklar. Kur'an bağlamında ise, Allah'ın peygamberlerine özel bir yolla bildirdiği ilahi mesajı ifade eder. En'âm 106'da 'uhîye ileyke' ifadesi, bu ilahi mesajın doğrudan Hz. Peygamber'e yöneltildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vahy' kavramının Kur'an'da Allah ile insan arasındaki iletişimin en yüksek ve en özel biçimi olduğunu vurgular. Bu, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda ilahi iradenin ve rehberliğin bir tezahürüdür. Ayetteki 'vahyolunan' ifadesi, peygamberin tebliğ ettiği mesajın beşeri değil, ilahi kökenli olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rabb' kelimesinin 'sahip' ve 'efendi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbike' (senin Rabbin) ifadesi, Allah'ın Hz. Peygamber üzerindeki mutlak otoritesini ve onu terbiye eden, yönlendiren gücünü vurgular. Bu, aynı zamanda vahyin kaynağının üstünlüğünü de ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'Rabb' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi tedricen kemale erdirmek' olduğunu ifade eder. Allah için kullanıldığında ise, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve yönetme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. En'âm 106'da 'Rabbin'den' ifadesi, vahyin kaynağının tüm bu ilahi niteliklere sahip olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rabb' kelimesinin 'malik, seyyid, mürebbi' gibi anlamlara geldiğini ve Allah için kullanıldığında tüm bu anlamları en mükemmel şekilde taşıdığını belirtir. Ayetteki 'Rabbin'den sana vahyolunana uy' emri, vahyin mutlak otorite sahibi olan Allah'tan geldiğini ve bu nedenle ona uymanın zorunlu olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şirk' kelimesinin 'ortaklık' anlamına geldiğini ve Allah'a ortak koşmak suretiyle tevhidin zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-müşrikîn' (müşrikler) ifadesi, Allah'ın birliğine inanmayan, O'na ortaklar koşan kimseleri ifade eder. Bu, tevhid inancının temel düşmanıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şirk'i 'iki şeyden birini diğerine ortak kılmak' olarak tanımlar. Allah'a şirk koşmak ise, O'nun uluhiyetinde veya rububiyetinde başkalarını ortak kabul etmektir. En'âm 106'da 'müşriklerden yüz çevir' emri, tevhidin mutlakiyetini ve şirkten uzak durmanın gerekliliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk'in Kur'an'daki en büyük günah olduğunu ve tevhidin tam zıddı olduğunu belirtir. Müşrikler, Allah'ın mutlak birliğini reddederek O'nunla birlikte başka varlıklara tapınanlardır. Ayetteki 'müşriklerden yüz çevir' emri, müminlerin bu tür inanç ve pratiklerden kesinlikle uzak durması gerektiğini ifade eder.
En'âm Sûresi
“İttebi’ mâ ûhiye ileyke min rabbik(e) lâ ilâhe illâ hu(ve) vea’rid ‘ani-lmuşrikîn(e)” Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir. (6/106)
Bu âyet-i kerime “rabbike rabbike lâ ilâhe illâ hüve” ifadesiyle esmâ-i tevhid âyetlerindendir.