Fe-in keżżebûke fekul rabbukum żû rahmetin vâsi'atin velâ yuraddu be/suhu ‘ani-lkavmi-lmucrimîn(e)
Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O'nun azabı geri çevrilmez."
Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez."
Bu ayet, peygamberin yalanlanması durumunda Allah'ın hem geniş rahmetini hem de suçlulara yönelik azabının kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, yalanlama, rahmetin genişliği ve suçlulara yönelik azabın geri çevrilemezliği etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) fiili, bir sözün veya haberin doğru olmadığını iddia etmek, yalan söylemek veya yalanlamak anlamlarına gelir. Ayetteki 'kezzebûke' ifadesi, müşriklerin Hz. Peygamber'i ve onun getirdiği vahyi yalanlamalarını, onu yalancı saymalarını ifade eder. Bu, sadece bir sözü yalanlamak değil, aynı zamanda bir peygamberin risaletini reddetmektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezzabe fiili, Kur'an'da bazen 'yalanlamak' bazen de 'inkâr etmek' anlamında kullanılır. Burada 'kezzebûke' ifadesi, peygamberin getirdiği hakikati inkâr etmeleri, ona inanmamaları ve onu yalancı konumuna düşürmeye çalışmaları anlamındadır. Bu, bir tür meydan okuma ve reddediştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رَحْمَة), kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik ve ihsan etme arzusudur. Allah için kullanıldığında ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve merhametidir. Ayetteki 'rahmetin vâsi'atin' ifadesi, Allah'ın merhametinin sınırsızlığını ve her şeyi kuşatıcılığını vurgular, bu da yalanlayanlara bile tövbe kapısının açık olduğunu ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın en belirgin sıfatlarından biridir. Genellikle 'merhamet' olarak çevrilse de, aynı zamanda 'lütuf', 'ihsan' ve 'bağışlama' anlamlarını da içerir. Ayetteki 'rahmetin vâsi'atin' ifadesi, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve kapsayıcılığını vurgulayarak, O'nun gazabından önce rahmetinin geldiğini ve her şeyi kuşattığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahmet, Allah'ın kullarına yönelik ihsanı, lütfu ve mağfiretidir. Bu, O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkat ve merhametinin bir tezahürüdür. Ayetteki 'rahmetin vâsi'atin' ifadesi, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve sınırsızlığını ifade eder; bu, O'nun azabının şiddetine rağmen, rahmetinin her şeyi kuşattığını ve tövbe edenler için bir umut kapısı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vasi' (وَاسِع), genişlik ve kapsayıcılık ifade eder. Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun ilminin, kudretinin ve rahmetinin sınırsızlığını ve her şeyi kuşatıcılığını belirtir. Ayetteki 'rahmetin vâsi'atin' ifadesi, Allah'ın rahmetinin hiçbir sınır tanımadığını, tüm varlıkları ve durumları kapsadığını, bu nedenle yalanlayanların bile tövbe etmeleri halinde bu rahmetten faydalanabileceklerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vasi' kelimesi, bir şeyin genişliğini ve kapsamını ifade eder. 'Rahmetin vâsi'atin' terkibinde, Allah'ın rahmetinin genişliği ve sınırsızlığı vurgulanır. Bu, O'nun lütfunun ve bağışlayıcılığının tüm yaratılmışları kuşattığını, hatta günahkarları bile kapsayabileceğini, ancak bu rahmetin kötüye kullanılmaması gerektiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Be's (بَأْس), şiddet, zorluk, azap ve ceza anlamlarına gelir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun azabını ve cezalandırma gücünü ifade eder. Ayetteki 'lâ yuraddu be'suhu' ifadesi, Allah'ın azabının kaçınılmaz olduğunu, suçlu topluluktan geri çevrilemeyeceğini, yani onların bu azaptan kurtulamayacaklarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Be's kelimesi, Kur'an'da genellikle 'şiddetli azap' veya 'savaşın şiddeti' anlamında kullanılır. Bu ayette 'be'suhu', Allah'ın suçlulara yönelik cezalandırmasının şiddetini ve kesinliğini ifade eder. Bu azap, suçlu kavimden geri çevrilemez, yani onlar bu cezadan kurtulamazlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Be's, korku, şiddet ve azap anlamlarını taşır. Allah'ın 'be'suhu' ifadesi, O'nun cezalandırma gücünün ve azabının büyüklüğünü gösterir. Ayetteki bağlamda, suçlu kavmin işlediği günahlar nedeniyle karşılaşacağı kaçınılmaz ve geri çevrilemez ilahi cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İcram (إِجْرَام), suç işlemek, günahkâr olmak demektir. Mücrim (مُجْرِم), suç işleyen kişidir. Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelen, inkâr eden ve zulmeden kişiler için kullanılır. Ayetteki 'el-kavmi'l-mücrimîn' ifadesi, peygamberi yalanlayan, Allah'ın ayetlerini inkâr eden ve bu nedenle suçlu duruma düşen topluluğu ifade eder ki, Allah'ın azabı onlardan geri çevrilemez.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mücrim kavramı, Kur'an'da 'suçlu', 'günahkâr' ve 'kötülük yapan' anlamlarında kullanılır. Bu kavram, genellikle Allah'ın yasaklarını çiğneyen, peygamberleri yalanlayan ve yeryüzünde fesat çıkaran kişileri tanımlar. Ayetteki 'el-kavmi'l-mücrimîn', peygamberi yalanlayarak büyük bir suç işleyen ve bu nedenle ilahi azabı hak eden topluluğu işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cürm (جُرْم), günah ve suç anlamına gelir. Mücrim ise bu suçu işleyendir. Kur'an'da mücrimler, Allah'ın sınırlarını aşan, O'nun ayetlerini yalanlayan ve peygamberlere karşı çıkan kimselerdir. Ayetteki 'el-kavmi'l-mücrimîn' ifadesi, peygamberi yalanlayarak Allah'a karşı büyük bir suç işlemiş olan ve bu yüzden azabı hak eden topluluğu belirtir.
En'âm Sûresi
“Fe-in kezzebûke fekul rabbukum zû rahmetin vâsi’atin velâ yuraddu be/suhu ‘ani-lkavmi-lmucrimîn(e)” Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.” (6/147)