En tekûlû innemâ unzile-lkitâbu ‘alâ tâ-ifeteyni min kablinâ ve-in kunnâ ‘an dirâsetihim leġâfilîn(e)
(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
(Onu size indirdik ki:) "Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
En'âm Suresi 156. ayet, vahyin evrenselliğini ve önceki ümmetlere indirilen kitaplarla ilişkisini vurgularken, insanların bu vahye karşı takındıkları tavırları eleştirmektedir. Ayet, 'Kitap' kavramının ilahi kökenini, 'taifeteyn'in önceki ümmetleri temsilini ve 'dirase'nin vahiyle etkileşim biçimini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb' kelimesinin aslen 'bir şeyi diğerine eklemek, toplamak' anlamına geldiğini belirtir. Yazı için kullanılması ise harflerin bir araya getirilmesinden dolayıdır. Kur'an'da ise 'el-Kitâb', Allah'ın indirdiği vahyedilmiş metinler için kullanılır ve bu ayette özel olarak Kur'an'ı işaret eder, zira önceki ümmetlerin kitaplarına atıfta bulunulurken 'el-Kitâb'ın tekil ve belirli kullanımı Kur'an'ın kendisi olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Kitâb'ın Kur'an'da genellikle 'yazılı olan' veya 'yazılması emredilen' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'indirilmiş olan' anlamında kullanılarak, ilahi bir kaynağa sahip olduğunu ve insanların ona uyması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Kitâb' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve vahyin somutlaşmış hali olduğunu ifade eder. Ona göre 'Kitâb', sadece bir metin değil, aynı zamanda ilahi iradenin ve yasaların bir ifadesidir. Bu ayetteki kullanımı, Kur'an'ın önceki vahiylerin devamı ve tamamlayıcısı olarak sunulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tâife' kelimesinin 'bir topluluğun bir kısmı' veya 'bir grup insan' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'tâifeteyn' ifadesiyle, kendilerine kitap indirilmiş olan Yahudiler ve Hristiyanlar kastedilmektedir. Bu kullanım, Kur'an'ın evrenselliğini ve önceki vahiylerle olan ilişkisini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tâife'nin 'bir şeyi kuşatan, etrafında dönen' anlamından türediğini ve bir topluluğun bir kısmını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'tâifeteyn' ise, vahyin kendilerine ulaştığı belirli iki grubu, yani Ehl-i Kitab'ı temsil eder ve onların vahiy karşısındaki konumlarına işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tâife'nin 'bir topluluğun bir kısmı' anlamına geldiğini ve bu ayetteki 'tâifeteyn'in Yahudiler ve Hristiyanlar olduğunu açıkça belirtir. Bu ifade, Mekke müşriklerinin, kendilerine kitap indirilmediği için sorumlu tutulamayacakları yönündeki bahanelerini çürütmek amacıyla kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ders' kelimesinin 'bir şeyi tekrar tekrar okuyarak ezberlemek ve anlamak' anlamına geldiğini belirtir. 'Dirâsetihim' ifadesi, önceki ümmetlerin kendilerine indirilen kitapları okuma, inceleme ve anlama çabalarını ifade eder. Ayetteki bağlamda, müşriklerin bu kitaplardan habersiz oldukları yönündeki iddialarını dile getirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ders'in 'bir şeyi tekrar tekrar okumak ve ezberlemek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'dirâsetihim' ise, önceki toplulukların kitaplarını okuma ve onlardan bilgi edinme eylemini temsil eder. Müşriklerin bu eylemden gafil oldukları iddiası, onların sorumluluklarını hafifletmez.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ders' kökünün Kur'an'da 'okuma, öğrenme, inceleme' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Dirâsetihim' ifadesi, önceki vahiylerin içeriğini öğrenme ve anlama sürecini ifade eder. Müşriklerin bu süreçten habersiz olmaları, Kur'an'ın kendilerine gelmesiyle ortadan kalkan bir mazeret olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gaflet' kelimesinin 'bir şeyi unutmak, ondan habersiz olmak veya onu ihmal etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'gâfilîn' ifadesi, müşriklerin önceki kitapların içeriğinden ve mesajından habersiz oldukları yönündeki iddialarını yansıtır. Bu, onların sorumluluktan kaçma çabası olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gaflet'in 'bir şeyin zihinden uzaklaşması, unutulması' olduğunu ve bazen kasıtlı ihmali de içerebileceğini ifade eder. Bu ayetteki 'gâfilîn', önceki vahiylerin içeriğinden habersiz olma durumunu, yani bilgi eksikliğini ve bu bilgiye ulaşma çabasındaki ihmali vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'gaflet'in 'bir şeyden habersiz olmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'gâfilîn' ifadesi, müşriklerin kendilerine kitap indirilmediği için önceki kitapların içeriğinden habersiz oldukları yönündeki mazeretlerini dile getirir. Ancak Kur'an'ın gelişiyle bu mazeret ortadan kalkar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.