Len tenfe'akum erhâmukum velâ evlâdukum(c) yevme-lkiyâmeti yefsilu beynekum(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne basîr(un)
Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.
Mümtehine Suresi 3. ayet, kıyamet gününde akrabalık ve evlat ilişkilerinin faydasızlığını vurgulayarak, Allah'ın insanlar arasındaki hükmünü ve amelleri üzerindeki mutlak bilgiyi merkeze alır. Ayet, dünyevi bağların ahiretteki geçerliliğini sorgularken, ilahi adaletin ve basiretin önemini öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahim (رحم), ana rahmi ve akrabalık bağı anlamlarına gelir. Ayetteki 'erhâmukum' ifadesi, kan bağıyla birbirine bağlı olan yakınları, akrabaları ifade eder ve kıyamet gününde bu bağların dünyevi faydasının kalmayacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erhâm' kelimesini 'akrabalar' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde bu akrabalık bağlarının kişiye bir menfaat sağlamayacağı, kurtuluş için yeterli olmayacağı mecazını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'evlâd' kelimesini 'çocuklar' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, kişinin dünyada sahip olduğu çocuklarının, kıyamet gününde kendisine herhangi bir fayda sağlayamayacağını, kurtuluşuna vesile olamayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veled (ولد) kelimesi, doğan her şeyi ifade eder ve çoğulu evlâd (أولاد) şeklindedir. Ayetteki 'evlâdüküm' ifadesi, kişinin kendi çocuklarını kasteder ve ahirette onların dünyevi faydalarının sona ereceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Kıyâmet' kavramını Kur'an'ın merkezi kavramlarından biri olarak ele alır. Bu ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, dünyanın sonu ve ölülerin diriltilerek hesap vereceği o büyük günü ifade eder. Bu gün, dünyevi bağların ve değerlerin geçersiz olacağı bir dönüm noktasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıyâmet (قيامة), 'kalkmak, ayağa kalkmak' anlamındaki 'kavm' kökünden türemiştir. Kıyamet günü, insanların kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere toplanacakları gündür. Ayette, bu günde akrabalık ve evlat bağlarının faydasızlığı vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, kıyameti 'diriliş ve hesap günü' olarak tanımlar. Ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, bu günün mutlak bir ayrım ve hüküm günü olduğunu, dünyevi ilişkilerin bu hükmü değiştiremeyeceğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fasl (فصل), iki şeyi birbirinden ayırmak, hüküm vermek anlamına gelir. Ayetteki 'yefsilu beyneküm' ifadesi, Allah'ın kıyamet gününde insanlar arasında hüküm vereceğini, haklıyı haksızdan ayıracağını ve dünyevi bağların bu hükme etki edemeyeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fasl (فصل), bir şeyi diğerinden ayırmak, hüküm vermek ve karara bağlamak anlamlarına gelir. Ayetteki 'yefsilu beyneküm' ifadesi, Allah'ın kıyamet gününde insanlar arasındaki ihtilafları çözeceğini, herkesin amelinin karşılığını vereceğini ve bu ayrımın adil olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Basîr (بصير), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi gören, idrak eden ve hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı anlamına gelir. Ayetteki 'Allahü bimâ ta'melûne basîr' ifadesi, Allah'ın kullarının tüm amellerini, niyetlerini ve yaptıklarını eksiksiz bildiğini ve gözetlediğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Basîr' kelimesinin Kur'an'daki kullanımını incelerken, bu sıfatın sadece görme duyusuyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda tam bir bilgi ve idrak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanların dünyada işledikleri her şeyi bildiğini ve buna göre hüküm vereceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Basîr (بصير), Allah'ın her şeyi hakkıyla gören ve bilen sıfatıdır. Ayetteki 'Allahü bimâ ta'melûne basîr' ifadesi, Allah'ın insanların amellerini tam olarak müşahede ettiğini ve bu bilginin kıyamet günündeki hükmün temelini oluşturacağını gösterir.
Câsiye Sûresi
16) Divan (3)
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri
Mümtehine Sûresi
Üzerinde yaşadığımız dünyanın kıyameti büyük kıyamet, bizim neslimizin kıyameti orta kıyamet ve kişinin kıyameti küçük kıyamet (ölümü tadıştır). Yakınları varlığında bulunan sıfat-ı ilahiyye ve esma-i ilahiyye dir. Kişinin vefatı ile 7. günde sıfât-ı ilahiyye aslı olan Hakk’a döner. 40 ve 52. Günler ile 7+40+52= 99 dur. 99 esmâ-i ilahiyye ise aslı olan Rububiyet mertebesine döner.
Kim yaşantısında bunları Hakk’a ve Rububiyet mertebesine ait olduğunu idrak edememişse artık kendisine bir faydası yoktur.
Eğer bu dünya hayatında hayalde yaşamış ise nefsi cüz üretkenlikleri olan kız evlatlar ve ameli gayri salih olan aklı cüz evlatlarının fikirleri hakikat ile arayı ayırır.
Taki bir irfan ehli bulmuş ve ikinci doğumunu gerçekleştirmiş ve veled-i kalb (gönül evladını) büyütüp bir gönül olmuş ise hakikat ile arası ayrılmaz. (M.D.) Bu "ayırma" işlemi, sadece fiziksel bir ayrılık değil, "hakikatlerin tefrik edilmesi"dir. Dünyada, her şey birbirine karışmış (ihtiât) haldedir; hayır-şer, hak-bâtıl, hakikat-enaniyet iç içedir. Kıyamet günü, ilâhî adalet ve hikmetle, her şey kendi hakikatine göre ayrılır (tefrik). Daha da önemlisi, bu ayırma, "Vahdet" (Birlik) içindeki "farklar"ın (kesret) ortaya çıkmasıdır. Herkes, ilâhî isimlerden kendinde tecelli eden ve kendisinin nasıl "kesb" ettiği (sahiplendiği) hakikatin suretine bürünür. Nefs-i emmâre ile nefs-i kâmile, birbirinden ebediyen ayrılır. Bu, "Furkân" (hak ile batılı ayıran) sıfatının nihai tecellisidir.[11]