İçeriğe atla
Mümtehine 2Cüz 28 · Sayfa 549

Mümtehine Sûresi 2. Âyet

الممتحنة

Sohbete sor

İn yeśkafûkum yekûnû leküm a'dâen ve yebsutû ileykum eydiyehum ve elsinetehum bi-ssû-i ve veddû lev tekfurûn(e)

Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkar etmenizi arzu ederler.

Mümtehine Sûresi

Nefsi emmare (benlik, heva, şeytani vesveseler) sizin hakikat yönünüzü ele geçirecek olsa düşman kesilip hakikati ilahiyyeyi inkar yönüyle esma-i ilahiyyeyi, nefsi ilahiyye üzere kullanır ve Hakk’a kaşrı inkar dilini kullanacaktır. Zaten nefsi emmarenin amacı da budur. (M.D)

"Sizi ele geçirmek", nefsin, aklın ve kalbin üzerinde tahakküm kurması, insanın irade ve şuurunu teslim almasıdır. Nefs, insanın içinde bir "güç" (sultan) olarak yerleşir ve onun üzerinde "hükümranlık" (yesîrû) kurar. Bu, kişinin nefsine mağlup olması, onun esiri haline gelmesidir.[7]

Nefs-i emmâre, insanın gerçek düşmanıdır. Ancak insan onu çoğu zaman "dost" veya "kendisi" zanneder. Nefsin tahakkümü tamamlandığında, artık maskesi düşer ve açıkça insanın aleyhine çalışan bir düşman olduğunu gösterir. İnsanın mânevî hayatını, huzurunu, ahlakını tahrip eder. Bu, "nefsin hakikatinin ortaya çıkması"dır.[8]

"Ellerini uzatmak": Fiiller (ef'âl) ve amel mertebesindeki tahribattır. Nefs, insanın ellerini harama, zulme, israfa, kötü işlere sevk eder. Kişinin amellerini ifsad eder.

"Dillerini uzatmak": Söz (akvâl) ve ifade mertebesindeki tahribattır. Nefs, insanın dilini yalana, gıybete, dedikoduya, kötü söze, hakikati inkâr edici veya çarpıtıcı konuşmalara açar. Ayrıca bu, "düşünce ve iç konuşmalar" (hadîs-i nefs) olarak da te'vil edilebilir. Nefs, insanın içinde sürekli kötü, şüpheli, kibirli veya umutsuz düşünceler üretir.

"Kötülükle (Bi's-Sûi)": Bu fiil ve sözlerin niteliği, "sû'"dur; yani çirkinlik, şer, fesat ve hüsran. Nefsin yönlendirmesiyle yapılan her şey, sonuçta kişiye ve çevresine kötülük olarak döner.[9]

"Zaten İnkâr Edivermenizi İstemektedirler” (Ve Vedû Lev Tekfürûn) Bu, nefs-i emmârenin en büyük ve nihai hedefidir: İnsanı "küfrân-ı nimet"e ve "şirk-i hafî"ye, nihayetinde de hakikatten (tevhidden) tam bir uzaklaşmaya (küfür) sürüklemek. Nefs, insanın kalbinden "iman" nurunu, "marifet" bilincini ve "şükür" halini silmek ister. Onun arzusu, insanın "Hakk'ı bilmez, tanımaz" (küfrân) bir hale gelmesidir. Bu, sadece kelime-i şehadetten dönmek değil, kalpteki yakîn (kesin inanç) ve ihlasın kaybolması, varlığı Hak'tan ayrı görmeye başlamaktır (kesret tuzağı).[10]