Velen yu-aḣḣira(A)llâhu nefsen iżâ câe eceluhâ(c) va(A)llâhu ḣabîrun bimâ ta'melûn(e)
Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Bu ayet, ecel kavramının ilahi takdirle ilişkisini ve Allah'ın her şeyi bilici (Habîr) sıfatını vurgulamaktadır. Kelimelerin semantik derinliği, yaşamın sonluluğu ve ilahi denetim üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'te'hîr' kelimesini bir şeyi vaktinden veya yerinden sonraya bırakmak olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın takdir ettiği ecelin kesinliğini ve hiçbir gücün onu erteleyemeyeceğini ifade eder. Bu, ilahi iradenin mutlaklığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yü'ahhire' fiilini 'geciktirmek' veya 'ertelemek' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın bir nefsin ecelini geldiğinde asla geciktirmeyeceğini, yani takdir edilen zamanın kesinliğini vurgular. Bu, mecazi olarak ilahi hükmün değişmezliğini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nefs' kelimesini 'ruh' ve 'can' anlamında kullanır. Ayetteki 'nefsen' ifadesi, her bir bireysel canın, yani her insanın ecelinin geldiğinde geri bırakılmayacağını belirtir. Bu, ölümün evrenselliğini ve kişiye özel oluşunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nefs' kavramının Kur'an'da hem bireysel ruhu hem de kişinin özünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'nefsen' kelimesi, her bir bireyin kaçınılmaz sonunu, yani ecelini temsil eder ve ilahi takdirin her bir varlık üzerindeki mutlak hükmünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecel' kelimesini bir şey için belirlenmiş son zaman veya süre olarak tanımlar. Ayetteki 'ecelühâ' ifadesi, her can için Allah tarafından takdir edilmiş olan ölüm vaktini ifade eder. Bu, ilahi takdirin kesinliğini ve değişmezliğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ecel' kelimesinin 'belirlenmiş vakit' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bir canın ölüm vaktinin geldiğinde, Allah'ın onu asla ertelemeyeceğini, bu vaktin mutlak ve kaçınılmaz olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Habîr' ismini, her şeyin iç yüzünü, gizli ve açık tüm detaylarını bilen olarak açıklar. Ayetteki 'Allahü Habîrun' ifadesi, Allah'ın kullarının tüm amellerinden, niyetlerinden ve yaşamlarından tam olarak haberdar olduğunu, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Habîr' kelimesinin 'her şeyin iç yüzünü bilen, tecrübe sahibi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kullarının yaptıkları her şeyi, iyi veya kötü, tam olarak bildiğini ve buna göre karşılık vereceğini ifade eder. Bu, ilahi adaletin ve denetimin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'amel' kelimesini 'yapılan iş, eylem' olarak tanımlar. Ayetteki 'bimâ ta'melûne' ifadesi, insanların dünya hayatında yaptıkları tüm fiilleri, sözleri ve niyetleri kapsar. Allah'ın bu amellerden haberdar olması, hesap gününde karşılığının verileceğini ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel eylemleri değil, aynı zamanda kalbi niyetleri ve düşünceleri de kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'ta'melûne' kelimesi, insanların tüm davranışlarının Allah tarafından bilindiğini ve bu bilginin ilahi adaletin temelini oluşturduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.