Żâlike bi-ennehum âmenû śümme keferû fetubi'a ‘alâ kulûbihim fehum lâ yefkahûn(e)
Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.
Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.
Münâfikûn Suresi'nin 3. ayeti, münafıkların iman edip sonra inkâr etmeleri neticesinde kalplerinin mühürlenmesini ve idrak yeteneklerini kaybetmelerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, bu dönüşümün ve sonuçlarının semantik boyutlarını 'iman', 'küfür', 'taba'a' ve 'fıkıh' kavramları üzerinden açıklamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünü 'kalbin sükûnet bulması, korkunun zıddı' olarak tanımlar. 'İman' ise, 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, münafıkların başlangıçta kalben veya zahiren bir tasdik ve güven hali sergilediklerini, ancak bunun kalıcı olmadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramını Kur'an'da 'Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tam bir güvenle teslim olmak' olarak açıklar. Münafıkların 'iman etmeleri' ise, bu teslimiyetin yüzeysel, samimiyetsiz veya geçici bir tezahürü olarak yorumlanır; zira ardından 'küfür' gelmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, münafıkların daha önce kabul ettikleri veya bildikleri hakikati örtmeleri, gizlemeleri ve dolayısıyla inkâr etmeleri anlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ü 'nimeti örtmek' veya 'hakikati örtmek' olarak açıklar. Ayetteki 'sümme keferû' (sonra inkâr ettiler) ifadesi, münafıkların başlangıçtaki imanlarını bir nimet olarak görmeyip, onu örtbas ederek nankörlük etmelerini ve hakikati reddetmelerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ü 'Allah'ın nimetlerini inkâr etmek, O'na karşı nankörlük etmek ve O'nun mesajını reddetmek' olarak tanımlar. Münafıkların 'küfür'leri, onların iman ettikten sonra Allah'ın lütfunu ve hakikati reddetme eylemlerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'taba'a' fiilini 'mühürlemek' ve 'damgalamak' anlamında kullanır. Ayetteki 'fetubia alâ kulûbihim' (kalpleri mühürlendi) ifadesi, kalplerin artık hakikati kabul etmeyecek, içine almayacak bir hale gelmesini, adeta üzerine bir mühür vurulmuş gibi kapanmasını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'taba'a' kelimesinin 'bir şeyi bir şeyin üzerine basmak, şekil vermek' anlamından geldiğini belirtir. Kalplerin mühürlenmesi, onların artık dışarıdan gelen hakikatleri içeri almayacak, idrak etmeyecek bir yapıya bürünmesini, adeta katılaşmasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'taba'a'yı 'bir şeyin üzerine bir iz bırakmak' olarak açıklar. Kalplerin mühürlenmesi, münafıkların sürekli inkâr etmeleri sonucunda kalplerinde oluşan ve onların hidayete kapalı hale gelmelerine neden olan kalıcı bir izi, bir durumu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fıkıh' kelimesini 'bir şeyi derinlemesine anlamak, idrak etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ yefkahûne' (anlamazlar) ifadesi, münafıkların sadece yüzeyde kalmayıp, hakikatin özünü, hikmetini ve derinliğini kavrayamadıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fıkıh'ı 'bir şeyin gizli ve ince yönlerini idrak etmek' olarak tanımlar. Münafıkların 'anlamamaları', onların kalplerinin mühürlenmesi nedeniyle, kendilerine sunulan ayetlerin ve hakikatlerin derin anlamlarını, hikmetlerini ve sonuçlarını kavrayamamalarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fıkıh'ın sadece bilmek değil, aynı zamanda 'derinlemesine kavramak ve idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yefkahûne' ifadesi, münafıkların kalplerinin mühürlenmesi sonucu, doğruyu yanlıştan ayırt etme ve hakikati özümseme yeteneklerini kaybettiklerini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.