İtteḣażû eymânehum cunneten fesaddû ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) innehum sâe mâ kânû ya'melûn(e)
Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah'ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
Yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah'ın yolundan çevirdiler. Onların yaptıkları ne kötüdür!
Münâfikûn Suresi'nin 2. ayeti, münafıkların yeminlerini bir kalkan olarak kullanarak insanları Allah yolundan nasıl saptırdıklarını ve bu eylemlerinin kötülüğünü vurgulamaktadır. Ayet, yemin, kalkan ve engelleme gibi temel kavramlar üzerinden münafıkların ikiyüzlü stratejilerini gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, sahiplenmek veya bir şeyi kendine mal etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihâz' (edinme) fiili, münafıkların yeminlerini bilinçli bir şekilde bir araç, bir vasıta olarak kullanmalarını, onu kendi amaçları doğrultusunda sahiplenmelerini ifade eder. Bu, yeminlerin samimi bir inanç beyanı olmaktan ziyade, bir strateji olarak benimsenmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihâz' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada yeminlerin 'edinilmesi', onların gerçek mahiyetinden saptırılarak bir amaca hizmet edecek şekilde dönüştürülmesi anlamındadır. Münafıklar, yeminlerini bir nesne gibi alıp kendi çıkarları için kullanmışlardır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yemîn' kelimesinin hem sağ el hem de yemin (ant) anlamlarına geldiğini belirtir. Arap geleneğinde yeminleşirken sağ elin kullanılması bu iki anlam arasındaki bağı gösterir. Ayetteki 'eymân' kelimesi, münafıkların samimiyetsiz bir şekilde Allah adına veya kendilerini temize çıkarmak için ettikleri yeminleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn'in bir şeyi güçlendirmek, teyit etmek için kullanılan söz olduğunu açıklar. Münafıklar bu yeminleri, içlerindeki küfrü gizlemek ve dışarıdan müslüman görünmek için bir teyit aracı olarak kullanmışlardır. Bu yeminler, onların gerçek niyetlerini örtbas etme işlevi görmüştür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'yemîn' kavramının sadece bir sözden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir taahhüt ve sorumluluk taşıdığını vurgular. Münafıkların yeminleri ise bu taahhüdün ve sorumluluğun ihlali anlamına gelir; zira onlar yeminlerini samimiyetsizce ederek Allah'a ve müminlere karşı ikiyüzlü davranmışlardır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'cünne' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'cenn' kökünden geldiğini ve 'kalkan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla münafıklar, yeminlerini bir kalkan gibi kullanarak hem müminlerin saldırılarından (şüphelerinden) korunmuş hem de içlerindeki küfrü gizlemişlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünne'nin bir şeyi örten, gizleyen her şey için kullanıldığını ifade eder. Burada münafıkların yeminleri, onların gerçek yüzlerini, niyetlerini ve düşmanlıklarını örten bir perde, bir siper işlevi görmüştür. Bu kalkan sayesinde dışarıdan müslüman görünerek kendilerini güvenceye almışlardır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cünne'nin savaşta kullanılan bir koruyucu araç olduğunu belirtir. Ayetteki mecazi kullanımıyla, münafıkların yeminleri, onların müminlere karşı yürüttükleri psikolojik savaşta kendilerini korumak için kullandıkları bir savunma mekanizmasıdır. Bu kalkan, onların ikiyüzlülüklerini gizlemelerine olanak tanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadd' fiilinin 'engellemek, alıkoymak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fesaddû' ifadesi, münafıkların yeminlerini bir araç olarak kullanarak insanları İslam'a girmekten veya İslam yolunda ilerlemekten aktif olarak engellediklerini gösterir. Bu, pasif bir duruş değil, aktif bir saptırma eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sadd' fiilinin mecazi olarak bir şeyi bir yönden çevirmek, saptırmak anlamında kullanıldığını açıklar. Münafıklar, yeminleriyle kendilerini müslüman göstererek, insanları Allah'ın yolundan, yani İslam'dan ve hakikatten uzaklaştırmışlardır. Bu, onların ikiyüzlülüklerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir saptırma eylemidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sadd'ın hem bir şeyi engellemek hem de bir şeyden yüz çevirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, münafıklar hem kendileri Allah yolundan yüz çevirmiş hem de başkalarını bu yoldan alıkoymuşlardır. Yeminleri, bu engelleme eylemini meşrulaştırmak için bir kılıf olmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesinin bilinçli ve kasıtlı olarak yapılan her türlü işi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ya'melûn' fiili, münafıkların yeminlerini kalkan edinip insanları Allah yolundan alıkoyma eylemlerinin tesadüfi değil, bilinçli ve sürekli bir davranış olduğunu vurgular. Bu, onların karakterlerinin bir parçası haline gelmiş kötü bir eylemdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'amel'in genellikle iradeye dayalı fiiller için kullanıldığını açıklar. Münafıkların 'ya'melûn' fiiliyle ifade edilen eylemleri, onların kendi iradeleriyle seçtikleri, kasıtlı olarak gerçekleştirdikleri kötü fiillerdir. Bu fiiller, onların iç dünyalarındaki bozukluğun dışa vurumudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir karşılığı olan, sonuç doğuran fiiller için kullanıldığını belirtir. Münafıkların bu ayetteki 'amel'leri, hem dünyada rezillik hem de ahirette azap gibi kötü sonuçlar doğuracak eylemlerdir. Bu, onların yaptıkları işlerin sadece birer fiil olmaktan öte, derin ahlaki ve dini sonuçları olan eylemler olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.