İżâ câeke-lmunâfikûne kâlû neşhedu inneke lerasûlu(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ya'lemu inneke lerasûluhu va(A)llâhu yeşhedu inne-lmunâfikîne lekâżibûn(e)
(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, "Senin, elbette Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz" derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
Münafıklar sana geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah'ın elçisisin." derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu Allah bilir ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.
Münâfikûn Suresi'nin bu ilk ayeti, münafıkların ikiyüzlü beyanlarını ve Allah'ın onların iç yüzünü bildiğini vurgular. Ayet, 'münafık', 'şehadet' ve 'yalancılık' gibi temel kavramlar üzerinden, iman ile küfür arasındaki ince çizgiyi ve bu çizgideki aldatmacayı dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nifak kelimesi, 'nâfıkâ' denilen köstebek deliğinden gelir; köstebek bir delikten girip diğerinden çıkar. Münafık da İslam'a bir yönden girip diğer yönden çıkar, yani dıştan Müslüman görünürken içten küfrü gizler. Ayetteki 'münâfikûn' kelimesi, bu ikiyüzlü tavrı sergileyen kişileri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nifak, 'nifâk' kelimesinden türemiştir ve 'şirk' ile eş anlamlı olarak da kullanılmıştır. Ancak Kur'an'daki yaygın kullanımı, dıştan İslam'ı kabul edip içten reddetme durumunu ifade eder. Ayetteki 'münâfikûn', bu tür bir aldatmacayı sergileyenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'nifak' kavramını Kur'an'ın temel ahlaki ve dini kavramlarından biri olarak inceler. Münafık, dışsal olarak Müslüman toplumun bir parçası gibi görünse de, içsel olarak bu topluma ait değildir ve bu ikilik, Kur'an'da şiddetle kınanır. Ayetteki 'münâfikûn', bu kavramın somutlaşmış halidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şehadet, bir şeyi gözle görmek ve ona tanıklık etmek anlamına gelir. Ancak burada münafıkların 'şehadet'i, kalben tasdik etmedikleri, sadece dille söyledikleri bir beyandır. Ayetteki 'neşhedü', onların bu sahte tanıklığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehadet, hem gözle görme hem de bilgiye dayalı kesin bir beyan anlamına gelir. Münafıkların 'neşhedü' demesi, dışarıdan bakıldığında bir tasdik gibi görünse de, Allah'ın bildiği üzere bu, kalbi bir tasdikten yoksundur ve bu nedenle yalancılıktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehadet' kelimesinin Kur'an'daki farklı bağlamlardaki anlamlarını inceler. Bu ayetteki 'neşhedü', münafıkların dışa vurdukları, ancak içsel olarak doğruluğuna inanmadıkları bir beyanı ifade eder. Bu, kelimenin 'yalan yere tanıklık' veya 'sahte beyan' anlamıyla örtüşür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Resul, 'risalet' kökünden gelir ve 'göndermek' anlamına gelir. Allah'ın elçisi, O'nun mesajını insanlara ulaştırmak üzere gönderilen kişidir. Ayetteki 'leresûlu' ifadesi, münafıkların Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğunu dille ikrar etmelerini, ancak kalben tasdik etmemelerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul, bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişidir. Kur'an bağlamında 'Resulullah', Allah'ın vahyini insanlara tebliğ eden peygamberdir. Münafıkların bu ifadeyi kullanması, onların dışsal olarak İslam'ın temel inançlarından birini kabul ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'resul' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve peygamberlik kurumunun önemini vurgular. Resul, Allah ile insanlık arasında bir köprüdür. Münafıkların bu ifadeyi kullanması, onların bu köprüyü tanıyormuş gibi görünerek kendi çıkarlarını koruma çabasıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini olduğu gibi idrak etmektir. Allah'ın 'ilim'i, her şeyi kuşatan, gizli ve açık her şeyi bilen mutlak bilgidir. Ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın münafıkların iç yüzünü, onların kalplerindeki küfrü ve yalanlarını tam olarak bildiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İlim, cehaletin zıddıdır ve bir şeyin mahiyetini kavramaktır. Allah'ın 'ya'lemu' fiili, O'nun her şeyi kuşatan ve hiçbir şeyin gizli kalmadığı mutlak bilgisini vurgular. Bu bağlamda, münafıkların sözlerinin aksine, Allah onların iç yüzünü ve yalanlarını bilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim' kavramının Kur'an'daki geniş anlam yelpazesini inceler. Allah'ın 'ya'lemu' fiili, O'nun sadece dışsal eylemleri değil, aynı zamanda kalplerdeki niyetleri ve gizli düşünceleri de bildiğini gösterir. Bu, münafıkların aldatmacasının Allah katında bir değerinin olmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezib, gerçeğin aksini söylemektir. Münafıkların 'lekâzibûn' olmaları, onların 'Sen Allah'ın Resulüsün' sözünü kalben tasdik etmedikleri halde dille söylemelerinden kaynaklanır. Bu, onların sözlerinin özüyle çeliştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezib, bir şeyin gerçekte olduğundan farklı bir şekilde ifade edilmesidir. Ayetteki 'lekâzibûn' ifadesi, münafıkların sadece bir konuda değil, genel olarak yalancı bir karaktere sahip olduklarını ve söyledikleri 'şehadet'in de bu yalanın bir parçası olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'kezib' kavramını Kur'an'da 'doğruluk' (sıdk) kavramının zıttı olarak ele alır. Yalan, sadece sözde değil, aynı zamanda niyet ve eylemde de olabilir. Münafıkların 'lekâzibûn' olması, onların hem sözlerinde hem de niyetlerinde samimiyetsiz olduklarını ve bu durumun Allah tarafından bilindiğini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.