Ve-iżâ raev ticâraten ev lehven(i)nfaddû ileyhâ ve terakûke kâ-imâ(en)(t) kul mâ ‘inda(A)llâhi ḣayrun mine-llehvi ve mine-tticâra(ti)(t) va(A)llâhu ḣayru-rrâzikîn(e)
(Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Bu ayet, Cuma namazı esnasında cemaatin ticarete veya eğlenceye yönelmesini eleştirerek, Allah katında olanın dünya nimetlerinden daha hayırlı olduğunu vurgular. Ayet, insanların önceliklerini sorgulayan ve ahiret odaklı bir yaşamı teşvik eden temel kavramlar etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ticaret' kelimesini 'mal alıp satmak suretiyle kar elde etmek' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, cemaatin namazı terk ederek dünya malına yönelmesini, yani geçici bir kazanç peşinde koşmasını eleştirmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ticaret' kelimesinin burada 'dünyalık kazanç' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, bu ticaretin Allah'ın rızasından ve ahiret mükafatından daha az değerli olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ticaret' kavramının sadece ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, ahiret için yapılan amellerin de bir tür 'ticaret' olarak görüldüğü metaforik kullanımlarına dikkat çeker. Ancak bu ayette, dünyevi ticaretin ahiret ticaretine tercih edilmesi eleştirilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lehv'i 'insanı önemli işlerden alıkoyan, oyalayan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'lehv', cemaatin Cuma namazını terk etmesine neden olan, dikkatlerini dağıtan ve onları Allah'tan uzaklaştıran her türlü eğlenceyi kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lehv' kelimesinin 'oyun, eğlence ve boş işler' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, namaz gibi önemli bir ibadeti bırakıp eğlenceye yönelmenin kınandığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lehv'in Kur'an'da genellikle 'dünya hayatının geçici zevkleri' bağlamında kullanıldığını ve insanı ahiretten alıkoyan her türlü meşguliyeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lehv', dünya zevklerinin ahiret nimetlerine tercih edilmesinin yanlışlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'infidâd'ı 'bir yerden dağılıp ayrılmak, bir şeye doğru hızla yönelmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cemaatin Hz. Peygamber'i ayakta bırakarak ticaret kervanına veya eğlenceye doğru hızla dağılmasını tasvir eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'infaddu' kelimesinin 'dağıldılar, ayrıldılar' anlamına geldiğini belirtir. Ayette, namazın terk edilerek dünyevi menfaatlere yönelme eyleminin şiddetini ve aceleciliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kâim' kelimesini 'ayakta duran, sabit olan' olarak tanımlar. Ayetteki 'kâimen' ifadesi, Hz. Peygamber'in Cuma hutbesi esnasında ayakta dururken cemaatin onu terk etmesini, bu durumun vefasızlığını ve saygısızlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kıyâm'ın 'ayakta durmak, bir işin başında olmak' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâimen', Hz. Peygamber'in ibadet halindeki konumunu ve cemaatin bu duruma rağmen onu yalnız bırakmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesini 'istenilen, beğenilen, faydalı olan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'hayr', Allah katında olanın (sevap, mükafat, cennet) dünyevi ticaret ve eğlenceden kat kat daha üstün ve kalıcı olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr'ın 'fayda, iyilik, üstünlük' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'ın vaat ettiklerinin, insanların peşinden koştuğu dünya malından ve eğlencesinden daha hayırlı olduğu karşılaştırmalı bir şekilde ifade edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayr' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın rızasına uygun olan, ahiret için faydalı olan' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'Allah katında olanın hayırlı olması', dünyevi menfaatlerin geçiciliğine karşılık ahiret nimetlerinin kalıcılığını ve üstünlüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı 'Allah'ın canlılara verdiği her türlü nimet' olarak tanımlar. 'Râzıkîn' ise rızık verenler demektir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın tüm rızık verenlerden üstün olduğunu, gerçek rızık kaynağının O olduğunu ve O'nun rızkının en hayırlı ve bereketli olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rızık' kelimesinin hem maddi hem de manevi nimetleri kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın sadece maddi rızık değil, aynı zamanda hidayet, iman gibi manevi rızıkları da verenlerin en hayırlısı olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızık' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve Allah'ın kullarına lütfettiği her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın rızkının kesintisiz, tükenmez ve en mükemmel olduğunu, dolayısıyla insanların dünya rızkı peşinde koşarken Allah'ın rızkını unutmamaları gerektiğini hatırlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.