Ve-iżâ raev ticâraten ev lehven(i)nfaddû ileyhâ ve terakûke kâ-imâ(en)(t) kul mâ ‘inda(A)llâhi ḣayrun mine-llehvi ve mine-tticâra(ti)(t) va(A)llâhu ḣayru-rrâzikîn(e)
(Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Bu ayet, Cuma namazı esnasında cemaatin ticarete veya eğlenceye yönelmesini eleştirerek, Allah katında olanın dünya nimetlerinden daha hayırlı olduğunu vurgular. Ayet, insanların önceliklerini sorgulayan ve ahiret odaklı bir yaşamı teşvik eden temel kavramlar etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ticaret' kelimesini 'mal alıp satmak suretiyle kar elde etmek' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, cemaatin namazı terk ederek dünya malına yönelmesini, yani geçici bir kazanç peşinde koşmasını eleştirmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ticaret' kelimesinin burada 'dünyalık kazanç' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, bu ticaretin Allah'ın rızasından ve ahiret mükafatından daha az değerli olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ticaret' kavramının sadece ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, ahiret için yapılan amellerin de bir tür 'ticaret' olarak görüldüğü metaforik kullanımlarına dikkat çeker. Ancak bu ayette, dünyevi ticaretin ahiret ticaretine tercih edilmesi eleştirilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lehv'i 'insanı önemli işlerden alıkoyan, oyalayan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'lehv', cemaatin Cuma namazını terk etmesine neden olan, dikkatlerini dağıtan ve onları Allah'tan uzaklaştıran her türlü eğlenceyi kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lehv' kelimesinin 'oyun, eğlence ve boş işler' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, namaz gibi önemli bir ibadeti bırakıp eğlenceye yönelmenin kınandığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lehv'in Kur'an'da genellikle 'dünya hayatının geçici zevkleri' bağlamında kullanıldığını ve insanı ahiretten alıkoyan her türlü meşguliyeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lehv', dünya zevklerinin ahiret nimetlerine tercih edilmesinin yanlışlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'infidâd'ı 'bir yerden dağılıp ayrılmak, bir şeye doğru hızla yönelmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cemaatin Hz. Peygamber'i ayakta bırakarak ticaret kervanına veya eğlenceye doğru hızla dağılmasını tasvir eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'infaddu' kelimesinin 'dağıldılar, ayrıldılar' anlamına geldiğini belirtir. Ayette, namazın terk edilerek dünyevi menfaatlere yönelme eyleminin şiddetini ve aceleciliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kâim' kelimesini 'ayakta duran, sabit olan' olarak tanımlar. Ayetteki 'kâimen' ifadesi, Hz. Peygamber'in Cuma hutbesi esnasında ayakta dururken cemaatin onu terk etmesini, bu durumun vefasızlığını ve saygısızlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kıyâm'ın 'ayakta durmak, bir işin başında olmak' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâimen', Hz. Peygamber'in ibadet halindeki konumunu ve cemaatin bu duruma rağmen onu yalnız bırakmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesini 'istenilen, beğenilen, faydalı olan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'hayr', Allah katında olanın (sevap, mükafat, cennet) dünyevi ticaret ve eğlenceden kat kat daha üstün ve kalıcı olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr'ın 'fayda, iyilik, üstünlük' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'ın vaat ettiklerinin, insanların peşinden koştuğu dünya malından ve eğlencesinden daha hayırlı olduğu karşılaştırmalı bir şekilde ifade edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayr' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın rızasına uygun olan, ahiret için faydalı olan' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'Allah katında olanın hayırlı olması', dünyevi menfaatlerin geçiciliğine karşılık ahiret nimetlerinin kalıcılığını ve üstünlüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı 'Allah'ın canlılara verdiği her türlü nimet' olarak tanımlar. 'Râzıkîn' ise rızık verenler demektir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın tüm rızık verenlerden üstün olduğunu, gerçek rızık kaynağının O olduğunu ve O'nun rızkının en hayırlı ve bereketli olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rızık' kelimesinin hem maddi hem de manevi nimetleri kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın sadece maddi rızık değil, aynı zamanda hidayet, iman gibi manevi rızıkları da verenlerin en hayırlısı olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızık' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve Allah'ın kullarına lütfettiği her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzıkîn' ifadesi, Allah'ın rızkının kesintisiz, tükenmez ve en mükemmel olduğunu, dolayısıyla insanların dünya rızkı peşinde koşarken Allah'ın rızkını unutmamaları gerektiğini hatırlatır.
Cumâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Rivâyet olunur ki Medine'de açlık ve pahalılık olmuştu. Resulullah (s.a.v) Cuma günü hutbede iken bir kervan geliverdi. Onun def sesini işitince cemaatın birçoğu, Hz. Peygamber'i ayakta bırakarak dışarıya fırlamışlardı. Buharî, Müslim, Tirmizi ve diğerleri Cabir b. Abdullah (r.a)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Hz. Peygaber (s.a.v) ile namaz kılacağımız sırada yiyecek getiren bir kervan geliverdi. Cemaat ona yöneldi, hatta Peygamber'in yanında on iki adamdan başka kimse kalmadı. Bunun üzerine âyeti nazil oldu." Bir rivâyette de Resulullah buyurmuştur ki, "Eğer hepsi çıksaydı mescid üzerlerine ateş olurdu." Hz. Peygamber'in yanında kalan on iki kişiden onu, Aşer-i Mübeşşere (cennetle müjdelenen on kişi) ikisi de Bilal ile Cabir yahut Ammar ile İbnü Mes'ud veya Bilal ile İbnü Mes'ud idi. Kervan Abdullah b. Avf (r.a)'a aittir. Âyetteki "lehv", kafile gelirken çalınması adet haline gelen kös veya def, dünbelektir. Bazıları da bunun davul zurna olduğunu söylemişlerdir. Mamafih âyetteki zamiri müennes (dişi) olarak ticarete gönderilmiş denilerek lehv ile beraber ticarete, denilerek de yalnız lehve gönderilmemiştir. Bu da göstermektedir ki, mescidden çıkanların maksadı, lehv değil ticaret idi. Bunun da sebebi, kıtlık ve pahalılığın şiddeti, bir de hutbeyi bırakıp çıkmakta bir sakıncanın olmadığını zannetmeleri olmuştu. De ki ey Allah'ı zikretmek için kalkan Resul! Allah'ın katındaki menfaatler lehivden de ticaretten de hayırlıdır. Çünkü onlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Allah yanındaki lütuf ve sevab ise sonsuz ve ebedidir. Kaldı ki eğlencenin menfaati de zihinde kurulan hayalden ibarettir. Ve Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Asıl rızık O'ndan istenmelidir. O nasib etmeyince sebeplerden hiç birisinin faydası olmaz. Ticaretlerin üstünde Allah'ın öyle rızık kapıları vardır ki, onlar kapanınca bütün ticaretler de kapanır. Onun için ticaret sevdasıyla her şeyi unutan yahudileri Allah Teâlâ bu sûrede kınadıktan sonra müminleri yükseltmek üzere bu emirlerle Cumaya hidayet ve irşad buyurmuştur.[46]
"Ticaret": "Kesb" (kazanç) ve "tamah" (açgözlülük) halidir. Bu, sadece maddî kazanç değil, nefsin manevî alandaki kazanç hırsıdır: Makam, şöhret, keramet, ilim, hatta "sevap kazanma" telaşı bile, hakikatte Allah için değil de nefsin haz duyması için yapılıyorsa bir "ticaret"tir. Nefs, sürekli bir şeyler "biriktirme" (iktisâb) peşindedir.
"Eğlence (Lehv): "Gaflet" ve "hevâ" halidir. Nefsin, ciddi ve ağır olan hakikat yolculuğundan (seyr u sülûk) kaçıp, geçici hazlar, oyalanmalar (lahv) ve vehmî lezzetler peşinde koşmasıdır. Tasavvufta "lehv", hakikatten uzaklaştıran her türlü boş ve faydasız iştir.
Bu ikisi, nefsin "kesret" (çokluk) âlemine dalmasının iki ana yoludur: Biri "elde etme" (ticaret), diğeri "oyalanma" (lehv).
"Dağılıp Gitmek (İnfaddû)": Kalbin ve dikkatin (himmettin) birliğinden (cem') dağılıp (tefrika) parçalanmasıdır. Hakikat talibi, "cem'ü'l-himme" (himmeti toplama) halinde iken, nefsin bir arzusu (ticaret veya lehv) zuhur edince, o birlik bozulur, himmet dağılır, kişi manen "oradan ayrılır". Bu, "huzur" halinden "gaflet" haline düşmektir.
"Seni Ayakta Bıraktılar": Buradaki "sen", sadece Hz. Peygamber değil, o anda kişinin kalbinde tecelli eden "hakikat", "Hakikat-i Muhammediyye" veya "ilâhî hitap"tır. Nefsin arzularına yönelen kişi, hakikati "ayakta" (kâim), yani canlı, diri, hazır ve konuşur halde bırakıp gider. Hakikat, her an hazırdır, ama nefs ondan yüz çevirir.
"Rızık", sadece maddî gıda değil, "vücûd" (varlık) ve "ma'rifet" (hakikat bilgisi) nimetidir. Allah, kuluna sadece bedenini değil, ruhunu, kalbini ve aklını da besleyen rızıklar verir. En hayırlı rızık, "vücûd" (varlık) ve "hidayet"tir. Kulun asıl arayışı, bu en hayırlı rızık olan "Hakikat rızkı" olmalıdır. Nefsin peşinde koştuğu ticaret ve eğlence, basit ve geçici rızıklardır; oysa Allah katındaki, kalbin ebedî gıdasıdır.
"Allah katında olan", "ilm-i ilâhî'de sabit olan hakikatler (a'yân-ı sâbite), ilâhî isimlerin tecellileri, marifet, muhabbet ve vuslat"tır. Bu, nefsin geçici "kazancı" (kesb) değil, kalbin ebedî "vuslatı" (vusûl)dur. Ticaret "senindir" (li-ke) dir, "Allah katında olan" ise "O'nundur" (li-llâh). Birisi fânîye, diğeri Bâkî'ye bağlanır.
Bu ifade, sûfîyi sürekli olarak "Mâ İndallâh" (Allah katındaki) ile meşgul olmaya davet eder. Zikir, fikir, murakabe, bu "Allah katındaki"ni talep etmektir. Dünyevî ve nefsanî her şey, bu asıl "hazine"nin yanında değersiz kalır.
"Râzik" (rızık veren) ismi, burada özel bir vurgu taşır. Nefs, kendine göre bir "rızık" (kazanç, haz) peşinde koşar, ama asıl ve hayırlı olan rızkı veren (terzîk) Allah'tır. Sûfî, rızkı vereni bilmeli (mâ'rife) ve rızkı O'ndan istemelidir.
Bu, sûfînin murakabesinde yaşadığı en büyük problemdir: Nefs, bir anlık da olsa hakikat meclisinden (halvet) çıkıp dünyevî bir düşünceye (hatır) dalar.
"Nefs, bir 'kazanç' (ticaret) veya bir 'oyalanma' (lehv) zuhur ettiğinde, hemen ona yönelir; kalbin birliğini (cem') bozar, himmetini dağıtır (infidâd) ve seni -yani kalbindeki canlı hakikati (Hakikat-i Muhammediyye)- ayakta ve hazır halde bırakıp gider. (Ey Resul, onlara) de ki: 'Allah katında olan -yani ilm-i ilâhîdeki sabit hakikatler, marifet ve vuslat- o geçici kazanç ve eğlenceden çok daha hayırlıdır. Ve bilin ki Allah, en hayırlı rızık verendir; O'nun vereceği vücûd, marifet ve yakîn rızkı, nefsin peşinde koştuğu şeylerin hepsinden üstündür.'"[47]
Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.
Onu dinle ki, Yezdân ne kadar men etti. Ashâb-ı Nebi'ye germ ve serd söyledi.
Ey sâlik dinle ki, Hak Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’de fevâid-i dünyeviyyeye meyilden ne kadar men' buyurdu; ve Peygamberin ashâbına bu husûsta yumuşak ve sert ta’rîz ve tevbîhte bulundu.
Zîrâ ki kıtlık senesinde davul sesi üzerine, bilâ-tevakkuf cumayı bâtıl ettiler.
Kıtlık senesinde bir cum’a günü, ashâb-ı kirâm câmi’-i şerifte ve Nebiyy-i zîşân Efendimiz dahi minberde hutbede idiler. Medîne-i Münevvere’ye kervan geldi ve halka ihbâr için davul çalmağa başladı. Câmide davul sesini du-yan ashâb, zahîre tedâriki için derhal dışan fırladılar. Câmi’de ancak on kişi kaldı. Onun üzerine sûre-i Cum’a’da olan bu âyet-i kerîme nâzil oldu: (Cum’a, 62/11) ya’nî “Ve ticâreti ve lehvi gördükleri vakit ona dağıldılar ve seni kâim olarak terk ettiler. De ki: Allah indinde olan şey, lehivden ve ticâretten hayırlıdır. Ve Allah Teâlâ rızık vericilerin hayırlısıdır.” Âyet-i kerîmede beyân buyrulan “ticâret”, kervanın getirdiği zahîre mübâyaası ve “lehv"den murâd dahi kervanın çaldığı davuldur. Ve nebiyy-i zîşân Efendimiz bu dağılma hakkında buyurdular ki: “Nefs-i Muhammed yed-i kudretinde olan Allah Teâlâ’ya yemin ederim ki, eğer hepsi çıksa idiler, Allah Teâlâ onların üzerine vâdîyi ateş olarak alevlendirirdi!”
Tâ ki başkalarının ucuz alması lâzım gelmesin, o satılmak üzere getirilmiş maldan nef ini bizden onlar götürsün!
“Namazı terk edip câmi’den dışan fırlayan tâife, kervanın getirdiği zahireleri derhal başkalan ucuza kapatmak lâzım gelmesin ve o satılmak üzere ge-tirilen maldan ucuzluk nef ini de bizden evvel mürâcaat edenler alıp götürmesinler fikriyle dağıldılar.” “Sarfe” nef’ demektir ve “celeb” satmak için bir şehirden diğer şehire sürdükleri koyun ve eşyâ ve şâire ma’nâsınadır.
Peygamber, halvette namaz içinde, niyâz üzere iki üç fakîr ile sâbit kaldı.
“Düse” ta’bîri kılletten kinâyedir. Bu vak’ada Efendimiz câmi’-i şerifte dördü Hulefâ-yı râşidîn olmak üzere, on kişi ile kalmış idiler. Ve Abdullah ibn Mes’ûd ve Bilâl Habeşî (r.a.) hazretleri de kalanlar içinde idi.
Buyurdu: " Lehv ve davul ve ticâret niçin sizi bir Rabbâniden kat' etti?"
Nebiyy-i zîşân Efendimiz buyurdu ki: “Lehvden ibâret olan hayât-ı dünyâ ve davul sesi ve ticâret sizi cânib-i Hakk’a ve hakikate da’vet eden ve Rabbânî olan bir Peygamber’den niçin kat’edip ayırdı?”
Muhakkak siz hayran olarak buğday tarafına dağıldınız; ondan sonra peygamber'i ayakta hâlî bıraktınız.
Ya’nî “Ey ehl-i Medîne, buğday muhabbetinin galebesi sebebiyle hayrân olarak câmi’den dağıldınız; sonra Rabbânî olan Nebiyy-i zîşânı hutbede ayakta hâlî ve yalnız bıraktınız!”
Bu ve âtîdeki beyt-i şerifler, yukarıda zikrolunan âyet-i kerîmenin maanî-i münîfesini tavzihtir. Bu âyet-i kerîmede ve bu beyt-i şerifte, dünyâ muhab-beti sebebiyle insân-ı kâmilin huzûr-ı ma’rifetini terkedip dağılanlan da tevbîh ve ta’rîz vardır.
Buğday için bâtıl tohum ektiniz ve o Hakk'ın Resulünü bıraktınız.
Buğday muhabbetine mağlûbiyetten dolayı kalbinize bâtıl olan hubb-i nefs tohumunu ektiniz. Ve o Hakk'm Resûlü’nü terkedip, muhabbet-i mâsi- vâyı, muhabbet-i Hakk’a tercih ettiniz.
Onun sohbeti lehivden ve maldan hayırlıdır. Bak, kimi terkettin gözünü ov!
O Hak Resûlü’nün sohbeti ve huzûru, hayâlden ibâret olan lehivden ve maldan hayırlıdır; onun huzûp Hak’tır ve da’veti hakikattir. Binâenaleyh, basar-ı basiretindeki gaflet çapaklannı sil de nazar-ı dikkatle bir bak ki, kimi terkettin? Ya’nî hakikati hayâle fedâ ettin!
Sizin hırsınıza bu yakîn olmadı mı ki, Rezzâk ve razılıların hayırlısı benim!
“Sizin haris olan nefsinizin gözüne mübalağa ile rızık verici ve nzık vericilerin hayırlısı ben olduğum yakînen görünmedi de, böyle Peygamber’imi ayakta bırakıp terkettiniz?” demek olur.
O ki, kendinden buğday gıda verir, sizin tevekküllerinizi ne vakit zayi' koyar?
O Hak Teâlâ hazretleri ki, buğdaya kendi hazîne-i gaybından gıdâ ve neşv ü nemâ verir, eğer rızık husûsunda o buğdayı yetiştiren Rezzâk'a i’timâd edip tevekkül etseniz, sizin bu tevekküllerinizi hiç zâyi' eder mi?
Buğday için mi ondan ayrı oldun ki, buğdayı gökten göndermiştir!
Garip şey! Hak Resûlü’nü buğday muhabbeti için terk etmekle ne kadar muhâkemesizlik ettin! Hele bir iyi düşün! Buğdayı âsumân-ı gaybdan âlem-i zuhûra gönderen Rezzâk-ı âlem olan Hak’tan buğday için mi ayrıldın? Ehl-i idrâk için bu lâyık olur mu?[48]
Cum’a günü hakında oluşan müşahade ve tefekkür yazılarını uygun olur düşüncesi ile buraya alıyoruz.
Cuma vakti yaklaşıyordu kalktım abdest aldım, ezan okununcaya kadar tefekkür ettim, bu arada cuma gününde bulunan duaların kabul saati vaktini aramaya çalıştım ve o saatin, tam ezan okunup iki rek’at namaz kıldıktan sonraki, o andır olduğu kuvvetle muhtemeldir diye düşündüm.
Az sonrada ezan okundu, kalktım kısa bir selâ getirdim ve vakit ezanı okuyup, iki rek’at namaz kıldım. Daha sonra dünden hazırladığım duayı okudum ve bu iş bitti.
Dua saati vakti hakkında şöyle düşündüm;
- Ezan okunacağı zaman güneş tam kemâldedir,
- Ezan-ı Muhammedi ise, Zâtın her yönlü kemâlini kendi kendine kendinde olarak ilânıdır,
- Salat (namaz) ise, kemâlât ızharından sonra bu kemâlâtı yaşamasıdır. İki rek’at oluşu, aslında tekliğine delâlet sayılır, (fenabillah – bakabillah)
- İşte böyle bir anda, kendinin kendine kendi olarak yaptığı duanın kabul olmaması herhâlde mümkün değildir.
Günün kemâli, ezanın kemâli, salatın (namazın) kemâli, duanın kemâli ve kâmilin kemâli bir araya gelirse, işte o saat, duaya icabet saatı olur ister istemez.
Daha sonra bu günkü zikre geçtim, bu ağırlıklı olarak programa göre “Ahad” zikri olacak.
Güzelce kendimi vererek başladım devam ediyorum. Düşünceme hiç bir şey almak istemiyorum, gelmeğe çalışan zuhurları döndürüyorum, yalnız bu arada “ahmed” var, onu döndüremiyorum.
“Neye,” diye düşünüyorum, sonra “orası zaten onun,” deniyor ve ben de onu bırakıyorum, daha sonra o da gidiyor.
Yine ateş basmağa başlıyor, fakat bu gün daha az, çünkü “Ahad” zikri daha ziyade tefekküre dayanıyor.
Böylece yoruluncaya kadar devam ediyorum, daha sonra düşünceye dalıyorum.
Bu hâlin gerçekte Zât cenneti olduğunu düşünüyorum, cennet bahçelerinden bir bahçe, bu küçük bir yer.
Cum’a gününde olan dua saatinin bir başka yönünü düşündüm.
“Cum’” cem demek, “gün” ise, ilâhi tecelli demektir. Eğer sen kendinde ef’âl, esmâ, sıfat ve zât olarak gerçek kimliğinle kendini cem edebilmişsen işte sende, onun adı “Cum’a”dır.
Cum’a’nın “A” sı Ahadiyettir; o da sırf zât tecellisidir.
İşte her ne zaman bu tecelli ile olursan, o an senin için Cum’a da olan duaların kabul saati vaktidir, değerlendir. Aslında onu da değerlendirecek zaten sen değilsin, o da ayrı mesele.
Yine yoruldum biraz uzandım yarım saat kadar dalmışım. Kalktım abdest aldım, ikindiyi kıldım.
Tekrar ağırlıklı olarak “Ahad”a devam ettim.
Bir müddet kitab okudum, daha sonra bant dinledim zaten akşam oldu.
İftar ettim, akşam sahurda yaptığım gibi gene zeytin yemedim, ağzımın acılığı daha iyi... Yemekten sonra biraz oturdum, tekrar zikr, kitab, bant, tefekkür...
Bu gece kulaklıkları aldım, çok iyi oldu. Onlarla sesizce dinleniyor ve uyumamaya da yardımcı oluyor.
Saat üç, yine kalan ekmeği yedim, iki adette zeytin, bir bardak su sahur oldu.
Bir kaset daha dinledim, namaz kılıp yattım. Zaten saat dört olmuştu; bu günde böyle geçti.[49] “ İz- -T-B- ”
Cem'ül Cem
C….. P…. 26 Dec 2010 18:30:45
Aleyküm selâm Mu….çığım, Gönderdiklerin gene güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık. Ancak bahsettiğin "kı….sî" dervişine ihtiyatlı yaklaş bir daha görürsen hareketlerini daha yakından takib et, seninde belirttiğin gibi genelde o dervişlerin "meczupluğu" tartışılır, gerçek meczupluk mu, yoksa başka tesirlerin altında oluşan meczupluk mu? Cenâb-ı Hakk nâkıs ve süflî hallerden hepimizi muhafaza buyursun. Herkese selâmlar hoşça kal.
Selâmün aleyküm Terzi Babacığım.
Dünkü zuhuratlarda bir kaç konuyu atlamışız ve yeni oluşan ayrıntılar oldu.. Bugünün Cum’a olması sebebiyle yeni müşahade ve zuhuratlar oluştu.
Çalıştığımız yer Kamu Kuruluşu olduğu için isimler gizlendi. Zâten Kimlikler Fâniydiler. Bâki olan İkram sâhibi Rabbimizin Vechi.. Selâm ve Muhabbetle ekte ki dört Mertebeden. Ellerinizden Öperiz...
Cem-ül Cem
Günlerden zâhiri âlemde 24-12-2010 Cuma günü idi… Sayısal toplamı 2+4+1+2+2+1 = 12 Hakikat-i Muhamme-dînin (İnsân-ı Kâmil’in) zuhur günü idi.
Bu tarihin bünyesinde 3 adet 12 ve 2+1=3 ve bu 3 mertebenin toplamı olan 40 = Mim’in yani zuhuru ve Hakikat-i Muhammedî’nin oluşumu vardı… Mim sayısının açımlı itibari 90 =9 ile üst mertebelerden aldığı yansıma Esmâ-î Mertebeden zuhur edecekti. 20 = 1 Zâhir ve Bâtın-ı ve 10 ile Sıfat mertebesinin de zuhurda olduğunu gösteriyordu..
12 =İnsân-ı Kâmil, 10 Sıfat-i ve 9 Esmâ-i İlâhiyye’sini faaliyete geçiriyordu. Bu sayıların toplamı 12 +10 + 9 = 31 Tersi 13 olan Hakikatül Ahadiyyet’ül Ahmediyye bu zuhurunu 31 olan “Lâm Elif” (Mürid) yokluk aynasından yansıtıyordu.
Cuma günü yedinci gün idi.. Kıyâmet günü Vahidül Kahhâr’ın Zâhir ve Bâtın Evvel ve Âhir zuhur günü..
Cuma’ya gelmeden önce fark ehli olmak ve 6. Günde Îmân-ı Kemâle erdirip 7. Gün ile yakinlik kurmak gerekiyordu. Müridin müşahadesinde ve Hakikatında Cum’ânın açılımları zuhur etti...
1. Cum’a gününde Hayal-i Şeriat-ı Hakiki Şeriate dönüştü.
2. Cum’a Gününde Hayal-i Tarikat-ı Hakiki Tarikata dönüştü.
3. Cum’a gününde Hayal-i Hakikat-i Hakiki Hakikate dönüştü..
4. Cuma gününde Hayal-i Marifeti-i Hakiki Marifete dönüştü.
5. Cum’a gününde Hayal-i Kutbiyyet-i Hakiki Kutbiyyete dönüştü.
6. Cum’a gününde Hayal-i Kurbiyyet-i Hakiki Kurbiyyete dönüştü.
7. Cum’a gününde Hayal-i Ubudiyyet-i Hakiki Ubudiyyete dönüştü.
Cum’a gününde Hayali Ulûhiyyet mertebesi Hakiki Ulûhiyyet Mertebesine dönüştü.
Bu yedi merâtibin, yedi mertebesi olup cem'i 49 eder.. Toplamı ise 13 tüm mertebeler Hakikat-ül Ahadiyyet-ül Ahmediyyeyi verir ki tam ve kâmil mânâsıyla bir tek Hz. Muhammed’de zuhura gelmiştir.
Birinci Cum’a zâhir olduğu için fark mertebesi oluştu.
İkinci Cum’a bâtında cem mertebesi olan eşyanın hakikatı zuhur etti.
Bu iki mertebenin toplamı ile 14 Nur-u Muhammedî zuhur etti.
Birde bu iki mertebe fark ve cem’in toplamı olan cem’ül cem Mertebesi zuhura geldi. Mürîd İnsân-ı Kâmile yokluk aynası oldu.. Ve bu süretle mürid hakikatinde hakikatiyle zuhur etti.
Mürid bu mertebeler bünyesinde saat yedide fark âleminde ki “Dâr” esmâsı’ndan Rezzak esmâsı’na yolculuğa başladı. Saat 8 de Sübutî sıfatlara bağlı olan Rezzak esmâsının faaliyet sahasındaydı… Bu cem’ül cem gününde Rezzak Esmâsı altında Mürid ile birlikte G…, R…, A…, E…, A…. Ö…. Esmâları faaliyet sahalarında mânevi kazanımlar elde ediyorlardı.. Toplam-ı yedi etmiş idi.. Faaliyet sahasında Esmâ-i İlâhiyye Cem olunmuştu. Esmâlar’ın biri olana A….. ya Allah (c.c.) Esmâ-i İlâh-înin isimlerini öğretmiş idi. Mürid ondan dolayı Esmâ-i İlâhiyye isimlerine vâkıf olabiliyordu. Zaman biraz ilerleyince mânevi temizlikçi N… Esmâsı, faaliyyet yerine geldi Esmâsı gereğince faaliyet sahasının nizamını düzenliyordu.. Mürid’in faaliyet sahasında ki işi ana unsuru su idi. Yardımcı unsurlar ateş, hava ve toprak idi.. Müridin ise Asli unsuru Hava idi. Diğer üç unsur yardımcı konumdaydı.. Ve Rezzak Esmâsı’nın faaliyet sahasında ısı sistemi oluşumunu dört Esmâ üstlenmiş idi. Ve Ateş, Hava, Su, Toprak olan 4 unsur bir araya gelecekti.. Saat ilerledi 11 de Muhammediyyet Mertebesinde Zâhiri ve Bâtini Abdestleri Cem edildi. 12 de ise İnsân-ı Kâmil’in hâkimiyyetinde K..R..N 100+200+50 =350=35 toplamı 8 faaliyet sahası ve tersi 53 Ebu’l Vaktin şifre rakamı, köye hakikatlerinin olduğu yerde ki faaliyet sahasında Cem olmaya gittiler .
Camide tüm Esma-i İlahiyye Cem olmuştu. Vaazda İmam Esmâsı gerçek Mümin Esmâsı’nın Allah’ın (Zat mertebesinin) ismi anılınca kalbi titrer dedi. Bu anda Mürid Esmâsı’nın kalbi haşyetten tir tir Allah diye titmemekte..
Sadr-ı ise yangın yeri gibi ateş kesbetmişti..Ben ateştenim dese doğru söylemiş olurdu.. Ö…. Esmâsı İki Ezân-ı Muhammediyye ile Hazret-i Muhammediyyet Mertebesinin özgürlüğünü ilân etti. İmam Hutbede ilân ediyordu Hazret-i Muhammediyyet Mertebesinin Muhacirun Ashab-ı Medineye Hicret-i edip Ensar Ashab-ı ile yardımcıları ile Cem olmuşlardı.. Hz. Muhammed ile Cem’ul Cem. Muhammediyyet Mertebesi zuhuru Celâl-i Teceliden Cemâli Tecellinin koruması altında esenlik yurdundaydı.
İmam Esmâsı Cum’a salatının ikinci rekatında İhlas Sûresini terennüm etmekteydi… Tevhid-i Zat mertebesinin Sûresiydi .
Tevhid-i Zat”, Zatların birliği anlamınadır.
Makamı: “Tenzih-i ve Teşbih-i Tevhiddir” Cem, yani toplamadır.
“Baka billâh” (Hakk’ta baki olma) demektir.
Zikri: “Ya Samed”dir.
Âlemi: “Zat âlemi” (“Âlemi lâhud”) Peygamberi: “Muhammed Mustafa” (s.a.v.). dır.
Lâkabı: “Habibullah”
Kelimesi: “lâ mağbude illâllah - lâ ilâhe illâllah” dır.
Seyr-i: “Seyri meaallah” Allah’la beraber seyirdir.
Sûresi: “İhlâs Sûresi” dir.
İhlâs Sûresi Elmalılı Hamdi Yazır Meali
2 - Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir
İmam Esmâsı Tevhid-i Zat, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Esmâ, Tevhid-i Ef’âl Dört mertebeyi bildiyordu..
1- Âyet ZAT mertebesinde ki Ulûhiyyetim ve Ahadiyyetim ile tecelli etmekteyim diyordu… Ve Sıfat, Esma, Efalim burada Cem’ul Cem olmuştur…. İnsân-ı Kâmil Cem’ul Cem içinde Hüviyyet ve Ulûhiyetinin olduğunu ve devamında ki Âyetlerin dört mertebeden hakikatini söyle…
2- Vâhidiyyet Sahamda Samed’im Hem zâtım, Hem sıfatım zuhur yerlerim olan Esmâ ve Ef’âliyyet denk olamaz. Bu oluşumların olması veya olmaması Samediyyetime bir eksiklik getirmez. Tüm bu zuhurların tecelli kaynağı benim…
3- Esmâ-i İlâhiyyem doğurmaktan veya doğrulmaktan meydana gelmedi. Samed zuhurumun bir tecelli yeri oldular. Mutlak Tenzih-i anlayış yeri olduğundan Vacibul Vücud Hazretleri Hiçbir Şeye denk değildir. Hiçbir şey ile sûretlenmez. Hiçbir kayıt altına girmez…
4- Zât-i birliğimden Ef’âl mertebesine yansıyan Şe’niyyet-lerimin sonu yoktur… Ef’âl-i İlâhîm’deki Ahad tecellileri Zatıma Denk değildir. Çünkü bu şe’niyyetler Esmâ-i İlâhîm’den Ef’âl-i İlâhîm’e zuhur etme aynalarımdır.Tenzih-i yaklaşım oduğundan Ef’âl Zâta benzetilemez.
Salat’ın bitiminde Rezzak Esmâsına dönülüyor.. Bu oluşumların nura dönüşmesi için maddi ve manevi rızıklar hazmediliyor.
Saat 3’te 24 saate göre 15’te İlmel Yakin, Aynel Yakin ve Hakkal Yakin ve Tüm bu mertebelerin toplamı ve Zâhir Bâtın Hakikati Muhammediyyet mertebesi tarafından Makam-ı Mahmud ve İseviyyet Mertebesi Rezzak Esmâsı’nda zuhur ediyorlar. Bu anda Müridde Mesnevi Şerif Şerhinden Makam ve Hal sahibi olan Ebu’l Vakt Ve İbnu’l Vakt bahsinin mânâları’nı hazm etmeye çalışmakta…
Esmâlar’ımız nerde diyorlar… Mürid çıkıyor ve gel diyorlar.. Faaliyet sahasına alınan 3 mertebe sürekli faaliy-yette olacak diyorlar. 6 mertebenin faaliyet sürelerini Makam-ı Mahmud istiyor (Ondanda daha üst makamlar istemekte)... İseviyyet mertebesinde ki Gören İnsan Müride Mertebe 3’inkini gösterip bak diyor.. Hepsini böyle alabilirsin diyor. Mürid rakamları alıyor.
Mertebe 1 = 2880 H = Mertebe birin hakikatı (İbrâhimiyyet Mertebesinin hakikatı) 18 = 18000 âlemdir. Esmâ-i İlâhiyye’dir.
Mertebe 2 = 4124 H = Mertebe ikininin Hakikatı (Mûseviyyet Mertebesinin hakikati ) =11 Hazreti Muhammed Mertebesi..
Mertebe 3 = 3507 H = Mertebe üçün hakikati (İseviyyet Mertebesi) 15 = Zâhir Bâtın Hakikat-i Muhammedi
Mertebe 4 = 6601 H = Mertebe 4 (Hazreti Muhammed Mertebesi) = 13 Hakikatul Ahadiyet’ul Ahmediyye Mertebesine Daha sonra Mürid 5 ve 6 mertebelerinide idrak ediyor…
Mertebe 5 =78648 H = Mertebe 5 (Hakikat-i Muhammediyye Mertebesi) 33 = 6. Mertebe olan Hakikat-ül Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesine bağlı..Mertebe 6 = 87089 H = Mertebe 6 ( Hakikat-i Ahadiyyet’ül Ahmediyye Mertebesi) 5 Hazarât-ı Hamse 5. ve 6 mertebeler biz biriz diyorlar. Birde Tüm metrelerin bağlı olduğu, faaliyetinde de hakikatinde bulunan 7. Mertebe Nur-i Muhammedi var diyorlar. Her şeyde var olduğu için sayman mümkün değildir.
Başlangıştan bu yana olan 4 mertebedeki Cum’a ile Ef’âli, Esmâ-i, Sıfat-i ve Zâti oluşum İhlâs Sûresi’nin tüm hakikatlerini de bildiriyor…[50]
Böylelikle CUM’A sûresi çalışmamızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Okuyucuların azami istifa etmelerini idrak ve feyiz kapılarının açılarak, “cem’ül cem”e varanların kemal salatı (namazı) idrakin ve ikame edenler olmak niyazıyla… “Haza min fadli Rabbihi”. Rabbimin fazlındandır. Bu vesile ile bu çalışmada İz-Efendi Babamızın maddi-mânevi yardımlarını yanımızda hissettiğimizden, kendisine minnettarız. İz-Efendi Babamız ve gayri de memnun olur, İnşealllah… Herkese başarılar diler, Rabbü-l erbab’ımın “Allah-Cami” Zât ismine sığınır, verdiği imkan ve diğer bütün lütuflarından dolayı hamd ederim.
Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.
“Murat DERÛNİ EN-NÛR”
ÜSKÜDAR/İSTANBUL 06-02-2026 CUM’A
Terzi Baba Kitapları
Baskısı olan kitaplar.
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhîd
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)
22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi
24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)
35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi
39) Terzi Baba (2)
41) İnci Tezgâhı
49) (36) Yâ-Sin Sûresi
59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ Kelîmullah (a.s.)
60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ Ruhullah (a.s.)
61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed Rasûlüllah (s.a.v.)
63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler
67) (67) Mülk Sûresi
68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Namaz Sûreleri
69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Namaz Sûreleri
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)
95) Terzi Baba (8) (19/53)
96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi
103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi
118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.
129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)
177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)
213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması.
214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması.
(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
Terzi Baba kitapları sıra listesi
KAYNAKÇA
1. KUR'ÂN VE HADîS
2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.
3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.
4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.
(Gönülden Esintiler)
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhid
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar
18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati
20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)
22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi
23) İbretlik "Değmez" Dosyası
24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)
25) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (1) Köle Ve İncir Sepeti
26) Bir Zuhûrât'ın Düşündürdükleri: Tenzîh, Teşbîh, Tevhîd
27) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (2) Genç ve Kıymetli Elmas
28) Kur'ân-ı Kerîm'de Tesbîh ve Zikir
29) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (27) Karınca-Neml Sûresi
30) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (19) Meryem Sûresi
31) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (18) Kehf-Mağara Sûresi
32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası
33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)
34) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (3) Bakara "İnek" Hikâyesi
35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi
36) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Bakara Sûresi
37) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (53) Necm-Yıldız Sûresi
38) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (17) İsra Sûresi
39) Terzi Baba (2)
40) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (3) Âl-i İmrân Sûresi
41) İnci Tezgâhı
42) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (4) Nisâ Sûresi
43) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (5) Mâide Sûresi
44) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (7) A'râf Sûresi
45) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (14) İbrâhîm Sûresi
46) Salat - İngilizce
47) Salat - İspanyolca
48) İrfan Mektebi - Fransızca
49) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (36) Yâ-Sin Sûresi
50) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (76) İnsân Sûresi
51) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (81) Tekvîr Sûresi