İçeriğe atla
Cumâ 10Cüz 28 · Sayfa 554

Cumâ Sûresi 10. Âyet

الجمعة

Sohbete sor

Fe-iżâ kudiyeti-ssalâtu fenteşirû fî-l-ardi vebteġû min fadli(A)llâhi veżkurû(A)llâhe keśîran le'allekum tuflihûn(e)

Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

Cumâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.


Kûr’ân-ı Kerîm’de geçen zikir Âyetlerindendir.


Kur’anı Keriym Furkan Suresi 25. sure 59. ayette







elleziy halekas­semavati vel arda ve ma beynehüma fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel ar­şi errahmanü fes’el bihi habiyren

“Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde halk eden, sonra da arşa hükmeden Rahman’dır. Bunu haberdar olana sor”

Kur’an’da bu ve benzeri ayetlerle, Tevrat’ta da benzeri ayetlerle; yerlerin, göklerin ve aralarında olanların altı (6) günde halkedildiği belirtilmektedir.

Gün hakkında değişik yorumlar yapılmıştır.

Bazıları altı “gün”,

bazıları altı “kün”,

bazıları altı “zuhur”dur demişlerdir.

Yahudiler İse; “Allah bu âlemleri altı günde yarattı, yedinci (sebt) günü (yani Cumartesi günü) dinlendi” diye, o gün hiçbir iş yapmayıp, ateş dahi yakmazlar.

Göklerin, yerin (arzın) ve aralarındakilerin altı günde halkedilmesinin değişik yorumları var ise de, genel anlamıyla şu demektir:

Allah (c.c)

1 - A’maiyetten

2 - Ahadiyyete,

3 - oradan Ulühiyyete ve Vahidiyyete

4 - oradan Rahmaniyyete,

5 - oradan Rububiyyete,

6 - oradan da Melikiyyete tecelli etmesiyle bütün âlemler zuhura gelmiştir.

Bu altıncı (6.) güne de Cum’a (cem) günü denmiştir.

Yani bütün “Sıfat-i Zatiyye” ve “Esma-i İlahiyye”nin ef’al mertebesinde tümüyle kemaliyle zuhura çıktığı “cem-i ilahi” günüdür.

Baş tarafta da belirtildiği gibi,

“Zat-ı Mutlak” kendi varlığında mevcut, sıfat, isim ve fiillerini zuhura çıkarmayı murad etti.

Ve “nefes-i Rahmaniyye”sini sonsuz fezaya nefhetti (üfledi), “batın”dan “zahir”e çıkardı.

Genel kader seyri içersinde, bütün zuhurlar bulundukları mahallerde faaliyete başladılar.

Bu kemalat altı (6) tecelli ile oluştuğundan, bunu (yani “eyyam”‘ı)

bazıları “altı gün”,

bazıları “altı kün”,

bazıları “altı zuhur”olarak değerlendirdiler.

Her mertebedeki tecelli ve oluşumlar Rahmaniyyet hakikatiyle meydana geldiğinden, onlarda ve oralarda mutlak tasarrufta olan Rahmaniyyet olduğundan, onların “arş”ı ve onları kucaklayan oldu.

Ancak batın esması ile kendini gizleyip, zahir ismiyle zuhur ettiği mahallin ismini alarak, fiilini o ad ile ortaya koyarak, kendini perdeledi.

Şimdi, bir başka hakikate dikkatinizi çekmek istiyorum.

Altı (6) gün ile zahir isminin kemalatı zuhura geldiğinden, her kemalat da bir zevali (sonu) olduğundan; içinde bulunduğumuz zaman ise “ahir zaman”, “bozulma, kemalde zeval zamanı (günü)” olduğundan yedinci (7.) gündür.

Bu yedinci (7.) gün “Hakikat-i Muhammediyye”ye mahsustur. Çünkü bu ümmet ile zahir ismi bu âlemde kemalata erer ve onların sonu yani kıyameti ile batın isminin tecellisi zuhuruna başlar.

Cenab-ı Şeyh-i Ekber (r.a) “Fütühat-ı Mekkiye”lerinin üçyüz altmış yedinci (367.) babında;

[Semavatta İdris (a.s)’a mülaki olduğu zamanda sorduğu suallerden birisi olmak üzere, özetle buyurmuşlar ki Ona,

“kıyametin yakın alametlerinden bir alameti bana ta’rif buyur,” dedim.

Vücud-u Âdem kıyamet alametlerindendir” buyurdu.[41]

Kıyamet insan nesli üzerine olacağından, yeryüzüne insan gelmeden kıyamet kopmaz.

İşte Âdem (a.s)’ın yeryüzünde görülmesi, kıyametin büyük alametidir.

Ondan sonra gelen her peygamber, kendi mertebesi itibariyle, kıyametin alametidir.

“Vücud-u Muhammedi” yeryüzünde göründüğünde ve 40 yaşlarında da o vücudda “Hakikat-i Muhammedi” faaliyete geçtiğinde, yedinci (7.) gün olan kıyamet fiilen başlamış bulunmaktadır.

Kıyamet belirli bir günde, hemen olup bitecek bir şey değildir. Onun da başı ve sonu vardır.

Başlangıcı Muhammed (a.s)’ın nübüvveti, sonu ise, zelzelerle oluşan fiili durumdur.

Bilindiği gibi Museviler Cumartesi, Hristiyanlar Pazar günü tatil yaparlar. Çünkü onlarda yedinci (7.) gün boştur.

Her ne kadar Müslümanlar için zahiren Cum’a günü bayram ve tatil kabul edilmiş ise de, batınen yedinci (7.) gün de çalışma ve hem de çok çalışma günüdür.

Esasen Kur’anı Keriym Cum’a Suresi 62. sure 10. ayette bunu ifade etmektedir.

feiza kudıyetissalatü fenteşiru fiyl ardı vebteğu min fadlillahi vezkurullahe kesiyren le’alleküm tüflihune

“Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. (62/10)

İşte Ümmet-i Muhammed, “Hakikat-i Muhammedi” üzere, bütün peygamberlerle bildirilen gerçekleri kendi bünyelerinde cem ettiklerinden, aynı zamanda (cami) cem edici yani toplayıcı vasıfları vardır.

Bu yüzden de ibadethanelerinin büyüklerine “cami” (toplayıcı) ismi verilir.

Zahir ve batın bütün mertebeleri kendilerinde toplamışlardır.

İçinde bulunduğumuz ahır zamanda her şey açığa çıkmıştır. Araştıranlar için, gizli hiçbir şey kalmamıştır. Hayat çok süratlenmiştir.

Ve ne yazıktır ki; kendisine bu âlemin en değerli varlığı olan akıl aracı verilmiş olan insanlık, bu aklını hiç düşünmeden çılgınlık derecesine vardırılmış bir bayağılıkla kullanmakta veya hiç kullanmamaktadır. Böylece kıyamet süresini ve son şansını çok süratle kısaltmaktadır.

Gerçek Ümmet-i Muhammed, “Ademiyyet” mertebesinden başlayarak bütün mertebeleri kendi bünyesinde cem ederek, “mertebe-i kemalat”a ulaşmış ve yedinci (7.) günü de idrak etmiştir.

Cum’a namazı zahiren bütün Müslümanlara farz ise de, batınen makam-ı “cem’ül cem”e varanların kemal

namazıdır. Bu yüzden haftada bir defadır.

Bu ayet-i kerimeye bir de enfüsi yönden bakmaya çalışalım:

- Senin varlığında bulunan gönül semanı,

- güçlerini, kuvvetlerini yani (meleke) meleklerini halketti, onları zuhura getirdi.

- Ve yer yüzünü yani toprak bedenini de halketti,ki onunla tutup, onunla yürüyüp, onunla hareket ederek yaşayabilesin.

- Ve ikisi arasında olanı da, yani zahir bedenin ile batın âlemin olan gönül semanın arasında dolaşan duygularını da halketti.

Az yukarıda genel olarak belirtildiği gibi bunları sende de özel olarak altı (6) günde, yani altı (6) oluşumla, ortaya çıkardı:

İşte sen şu gün, kemal günü olan yedinci (7.) günde yaşadığından, bunun da çok kısa olduğundan haberin var mı?

Kendi varlık sebebini ve varlığının ne olduğunu anlamak istiyorsan,

- ehlini bulup

- evvela Ademliğini anlamaya çalışarak “Adem-i mana”yı yalancı hayal cennetinden beden arzına indirip,

- onun eğitimi ve kemaliyle meşgul olarak, mertebe mertebe yükselerek “Hakikat-i Muhammediyye”ye kadar ulaşırsın.

İşte o zaman sen “asri” yani bu asra ve genel asırlara mensup gerçek bir varlık olursun. Çünkü içinde bulunduğumuz zaman “asr-ı Muhammedi” zamanıdır ve çok sonlarına yaklaşılmıştır.

Asrilik şekille, şalla, saltanatla, açılmakla değil; her şeyi gerçek değeri ile öğrenip tatbik etmekledir.

Varlığının hakikatini “Hakk”ın hakikati olarak müşahede

ettiğin zaman, varlığın “Rahman”‘a arş olmuş, yani seni

zatıyla ihata etmiş olur ki; bu da bir bakıma senin için yedinci (7.) gündür.

Yine başka bir yön ile baktığımızda;

İnsanda yedi (7) nefs mertebesi vardır.

Bilindiği gibi bunlar; “emmare”, “levvame”, “mülhime”, “mutmeinne”, “radiye”, “merdiyye” ve yedincisi “safiye” dir.

“Safiye”de; insan saf, mücerret ve asli üzere kalır ki; bu da işin evveline yani özüne dönüştür.

Böylece o varlıkta kendine ait bir vasıf kalmaz. O, Hak ile vasıflanır ki; onun nefsinin kemalatı olan yedinci (7.) günüdür.

Kur’anı Keriym Furkan Suresi 25. sure 59. ayet



errahmanü fes’el bihi habiyren

“Rahmanı, Bunu haberdar olana sor”

Yukarıda belirtilen ayetin son bölümü olan bu kısmını da çok iyi anlamamız gerekmektedir.

Kendini tanımaya ve “ben neyim?”in cevabını bulmaya samimiyetle çalışan kişinin, sorması lazım gelen birçok soruları toplayıp, onların cevaplarını bulması lazım gelecektir.

Yukarıdaki ifadede de; herkesten değil, herşeyi ehlinden sorun tavsiyesi ve ikazı vardır.

Bu, ehlini gayrete sevketmektedir. Ehli olmayandan bir şey talep etmek, yanlışlık üzerine yanlışlık yapmak olacaktır.

- Rahman’dan haber verebilecekler, kendi varlıklarındaki Hakk’ı idrak etmiş, “Hay” esması ile “hayat-ı hakiki”ye ulaşmış.

- Hak lisanı ile “Kur’an-ı Natık” (Konuşan Kur’an) olmuş,

- “ilm-i ledün” (hakikat ilmi) ile “nefha-i ilahiyye”yi nefhedecek, “nefes-i Rahmani” ile isimlere hayat verir hale gelmiş,

- her nazarda Hakkı müşahede etmiş,

- nefsini bilerek Rabb’ını bilmiş,

- “Hakikat-i Muhammediyye”‘ye erişmiş,

- daha yukarıda belirtilen ihsan hakikatini idrak ederek,

- aldığı zati ihsanları taliplerine ihsan ederek yaşayan, Allah’ın fakr elbisesiyle zuhur ettiği mahallerdir.

İşte böyle mahalli (zuhur yeri), İnsan-ı Kamil’i bulduğunda; “ona Rahman’dan sor.”

Çünkü en geniş manada onun “Rahman”dan haberi vardır ve senin bütün sorularını cevaplandırır.

Nasıl bulurum dersen; hiç vakit geçirmeden aramaya başla, canla başla talep et, samimiyetle Rabb’ına yönel, O’ndan iste.

İnşeallah sana da O’na mülaki olmak nasib olur. Böylece evvela kaybettiğin kendini, sonra da Rahman’ı bulursun.[42]

Biraz yukarıda, “Cum’a namazı zahiren bütün Müslümanlara farz ise de, batınen makam-ı “cem’ül cem”e varanların kemal namazıdır. Bu yüzden haftada bir defa” olduğu bildirilmiştir.

“5” vakit namaz şeriat mertebesi namazı, 25 salat-ı vusta (orta namaz) olan esmâ mertebesi namazı, Salat-ı daimun 50 vakit ile sıfât mertebesi namazıdır. Cum’a “cem’ül cem”e varanların kemal namazı ile haftada bir (1) defa ile Zât mertebesi namazıdır.

Sayısal ifadeleri toplarsak 5+25+50+1= 81 dir. Gizli yazışılı ise 18 dir. 18 bin âlemi varlığında toplayan İnsan-ı Kamil – Kamil insandır. 81 ile 18 toplarsak 81+18= 99 dur. Cum’a, Cem’ül Cem ehli kendi varlığında ve âlemde 99 esmâ-i ilahiyye cem edip Allah’ı zikr edendir.

Yeri gelmişen Cum’a âyetleri üzerinde çalıştığım gün Cum’a salatı için ezan-ı Muhammedi ile camiye çağrılmıştım. Evimize yakın olan genelde gittiğim Üsküdar Selamsız'da Selanikliler Sokağı ile Secaat[43] Sokağı'nın kesişiminde bulunan Şuca[44] Ahmetpaşa Camine gittim. Bir cenaze vardı. İmam’ın duasında Emine hanıma aitmiş. Cum’a namazı bittiğinde eve girerken 6. Dairede oturan Zakir[45] eşi ve yanında her halde misafirleri ile karşılaştım. Haze min fadli rabbihi. (M.D.)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)