Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nûdiye lissalâti min yevmi-lcumu'ati fes'ev ilâ żikri(A)llâhi ve żerû-lbey'(a)(t) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta'lemûn(e)
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
Cumâ Suresi 9. ayet, Cuma namazına çağrıyı ve bu çağrıya icabetin önemini vurgulamaktadır. Ayet, müminlere Cuma günü namaz vaktinde Allah'ı anmaya yönelmeyi ve dünyevi meşguliyetleri (alışverişi) terk etmeyi emrederek, bu davranışın kendileri için daha hayırlı olduğunu bildirmektedir. Dilbilimsel olarak, 'iman', 'çağrı', 'koşmak', 'zikir' ve 'alışverişi bırakmak' gibi kavramlar ayetin temel mesajını oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' (أمن) kökünü 'kalbin sükûnet bulması, korkunun zıddı' olarak açıklar. 'İman' ise, 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerir. Ayetteki 'âmenû' (آمنوا) kelimesi, Allah'ın emirlerine güvenip tasdik eden ve bu emirlere uymaya azmeden müminleri ifade eder. Cuma namazına çağrıya icabet etmeleri, onların bu imanlarının bir gereğidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramını Kur'an'ın merkezi kavramlarından biri olarak ele alır ve sadece zihinsel bir tasdikten öte, Allah'a tam bir teslimiyet ve güveni içeren aktif bir tutum olduğunu belirtir. Ayetteki 'Ey inananlar!' hitabı, Cuma namazı emrinin, bu imanın pratik bir tezahürü olarak algılanması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nüdîye' (نودي) kelimesini 'çağrıldı, seslenildi' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu çağrı, namaz vaktinin girdiğini ve cemaatin toplanması gerektiğini bildiren ezan sesidir. Bu, müminler için bir davet ve aynı zamanda bir yükümlülük bildirimidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nüdîye' kelimesinin mecazi olarak 'ilan edildi, duyuruldu' anlamında kullanıldığını belirtir. Cuma namazı için yapılan çağrı, sadece bir sesleniş değil, aynı zamanda ilahi bir emrin ve toplumsal bir ibadetin ilanıdır. Bu çağrıya kulak vermek, müminlerin dini sorumluluğudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sa'y' (سعي) kelimesini 'hızlı yürümek, koşmak' ve 'bir iş için çaba sarf etmek, gayret göstermek' olarak açıklar. Ayetteki 'fes'av' (فاسعوا) emri, Cuma namazına ve Allah'ı zikretmeye sadece gitmek değil, aynı zamanda bu ibadete karşı bir şevk ve gayretle yönelmek gerektiğini vurgular. Bu, ibadete verilen önemin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sa'y' kelimesinin hem fiziksel hareketi hem de manevi çabayı kapsadığını belirtir. Cuma günü namaz çağrısı yapıldığında, müminlerin dünyevi işlerini bırakıp hızla camiye yönelmesi ve kalben de Allah'ın zikrine odaklanması gerektiğini ifade eder. Bu, ibadete öncelik vermenin bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' (ذكر) kelimesini 'bir şeyi akılda tutmak, hatırlamak' ve 'dille anmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'zikrillah' (ذكر الله) ifadesi, Cuma namazının kendisini, hutbeyi dinlemeyi ve genel olarak Allah'ı anmayı kapsar. Bu, müminlerin kalben ve dille Allah'a yönelmesini gerektiren bir ibadettir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zikr'in hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme olduğunu belirtir. Cuma günü 'Allah'ı zikre koşmak', sadece namaz kılmak değil, aynı zamanda hutbeyi dikkatle dinlemek, Allah'ın azametini tefekkür etmek ve O'nu tesbih etmek gibi geniş bir anlamı içerir. Bu, müminin Allah ile olan bağını güçlendirmesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bey'' (بيع) kelimesini 'mal karşılığında mal değişimi, alışveriş' olarak tanımlar. Ayetteki 've zeru'l-bey' (وذروا البيع) emri, Cuma namazı vaktinde ticari faaliyetleri bırakmayı, yani dünyevi kazanç peşinde koşmaktan vazgeçip ibadete yönelmeyi ifade eder. Bu, ibadetin dünyevi işlere tercih edilmesi gerektiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bey''in 'bir şeyi bedel karşılığında elden çıkarmak' olduğunu belirtir. Ayetteki yasak, Cuma namazı vaktinde yapılan alışverişin, ibadetin önüne geçmemesi gerektiğini vurgular. Bu, müminlerin önceliklerini belirlemesi ve ahiret kazancını dünya kazancına tercih etmesi gerektiği mesajını taşır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.