Kul inne-lmevte-lleżî tefirrûne minhu fe-innehu mulâkîkum śümme turaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta'melûn(e)(a)
De ki: "Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen alemi de bilen Allah'a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir."
De ki: "Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir.
Bu ayet, ölümün kaçınılmazlığını, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini ve ahirette amellerin hesabının verileceğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, ölümün mahiyeti, ondan kaçışın beyhudeliği, Allah'ın ilminin kapsamı ve amellerin karşılığı etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' kelimesini ruhun bedenden ayrılması ve canlılığın sona ermesi olarak tanımlar. Ayetteki 'el-mevt' ifadesi, insanların kaçmaya çalıştığı, ancak kaçınılmaz olan fiziksel ölümü ifade eder ve bu durumun Allah'ın takdiri olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'mevt' kavramının sadece biyolojik bir son olmaktan öte, aynı zamanda bir dönüşüm ve yeni bir başlangıç anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, ölümün bir son değil, Allah'a dönüşün bir başlangıcı olduğu fikri öne çıkar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'firar' kelimesini bir şeyden korkarak veya hoşlanmayarak uzaklaşmak olarak açıklar. Ayetteki 'tefirrûne minhu' ifadesi, insanların ölümden duyduğu doğal korkuyu ve ondan kaçma eğilimini, ancak bu kaçışın beyhudeliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'firar' kelimesinin mecazi olarak da kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayette, ölümden fiziksel ve zihinsel olarak uzaklaşma çabası kastedilmektedir. İnsanların ölümden kaçma çabası, onun kaçınılmazlığı karşısında anlamsızdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'likâ'' kelimesini iki şeyin bir araya gelmesi olarak tanımlar. 'Mülâkîkum' ifadesi, ölümün insanlarla mutlaka karşılaşacağını, onlara ulaşacağını ve onlardan kaçmanın mümkün olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mülâkî' ism-i failinin burada 'karşılaşan, ulaşan' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, ölümün bir takipçi gibi insanlara yetişeceği ve onlarla yüzleşeceği vurgulanır, bu da ölümün kaçınılmazlığını pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'redd' kelimesinin bir şeyi ait olduğu yere geri çevirmek anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'türaddûne' ifadesi, insanların ölümden sonra Allah'a geri döndürüleceğini, yani ahiret hayatına geçişi ve hesap verme durumunu ifade eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'redd' fiilinin pasif formunun, bir gücün etkisiyle geri çevrilmeyi ifade ettiğini açıklar. Bu ayette, insanların kendi iradeleri dışında, Allah'ın kudretiyle O'na döndürülecekleri ve bu dönüşün kaçınılmaz olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb' kelimesini gözden uzak olan, gizli kalan her şey olarak tanımlar. Ayetteki 'âlimi'l-gayb' ifadesi, Allah'ın sadece görünenleri değil, aynı zamanda insanların idrak edemediği, gelecekteki ve bilinmeyen tüm şeyleri de bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'gayb' kavramının, Allah'ın mutlak ilmini ve insan idrakinin sınırlılığını gösteren merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın 'gayb'ı bilmesi, O'nun her şeyi kuşatan kudret ve ilminin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şehâde' kelimesini hazır bulunma, şahit olma ve görünen şey olarak açıklar. Ayetteki 've'ş-şehâde' ifadesi, Allah'ın sadece gizli olanı değil, aynı zamanda insanların gözlemleyebildiği, açık ve aşikâr olan her şeyi de bildiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehâde' kavramının 'gayb'ın zıddı olarak, duyularla algılanabilen ve gözlemlenebilen gerçekliği ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın ilminin hem 'gayb'ı hem de 'şehâde'yi kapsayarak mutlak ve sınırsız olduğu vurgulanır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.