
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın 'Ölüm ve Kıyâmet Hakkında' eseri ne anlatıyor?⌄
Terzibaba'nın 'Ölüm ve Kıyâmet Hakkında' eseri, ölüm ve kıyâmet kavramlarını hem akâidî hem de tasavvufî boyutlarıyla ele almaktadır. Eser, ölümün sadece bedensel bir son olmadığını, aynı zamanda ruhsal bir intikal ve hakikate ulaşma vesilesi olduğunu vurgular. Kıyâmet ise sadece kâinatın sonu olan kıyâmet-i kübrâ ile sınırlı kalmayıp, kişinin kendi ölümüyle başlayan kıyâmet-i sugrâ ve sâlikin nefsinin ölümüyle gerçekleşen kıyâmet-i nefsî gibi içsel boyutlarıyla da incelenir. Kitap, "ölmeden önce ölünüz" hadisi şerifinin işaret ettiği gibi, nefsin hakikatini idrak ederek Hakk'a teslim olmanın önemini ve bu teslimiyetin kişiyi zaruri ölüme hazırladığını belirtirs.5.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 5
›Ayrıntı
Eser, ölüm ve kıyâmetin sadece dışsal olaylar olmadığını, aynı zamanda insanın iç dünyasında yaşanan derin dönüşümler olduğunu ortaya koyar. Ölüm, Cenâb-ı Hakk'a ait bir fiil olups.10, kişinin ömür süresi dolduğunda Azrâil (a.s.) vasıtasıyla ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen zaruri bir intikaldirs.5. Ancak tasavvufî açıdan bakıldığında, bir de "isteğe bağlı ölüm" vardır ki bu, kişinin zaruri ölüm gelmeden önce nefsinin hakikatini idrak ederek onu Rabb'ına teslim etmesidirs.5. Bu teslimiyet, sâlikin nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanması (tezkiye) ve Hakk'ın hilâfet emanetini izhara mahal olması (tecellî) ile gerçekleşen halîfelik mertebeleriyle ilişkilidirK1. Kıyâmet kavramı ise eserde çok katmanlı bir şekilde işlenir. Akâidde kâinatın sonu, sûrün üfürülmesi, ölülerin diriltilmesi ve hesap günü gibi olayları içeren kıyâmet-i kübrâ olarak bilinirkenK1, tasavvufta her insanın kendi ölümü onun kıyâmetidir (kıyâmet-i sugrâ)K1. Hadis-i şerifte "ölen kişinin kıyâmeti gerçekleşmiştir" buyrulması bu durumu teyit ederK1. Eser, "ölmeden önce ölünüz" hadisi şerifini merkeze alarak, sâlikin günlük olarak yaşadığı "iç kıyâmet"i yani kıyâmet-i nefsîyi vurgularK1. Bu, nefsin ölmesi, vücud iddiasının çözülmesi ve hesabın kalpte verilmesi anlamına gelirK1. Kitapta, kıyâmet günü ölümün aklı karalı alaca bir koyun suretinde getirilip Cennet ile Cehennem arasında boğazlanması hadisesi de aktarılır ki bu, Cennet ve Cehennem ehli için artık ölümün olmadığına işaret eders.45. Eser, kişiyi gafletten uyandırarak, ölümün ve kıyâmetin dehşetini idrak etmeye ve buna hazırlıklı olmaya davet eders.49, s.54.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 5, 10, 45, 49, 54 · K1, s. 1, 43
Bu kitap kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" adlı eseri, vehim ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya gayret eden, Hakikat arayışındaki okuyucular için yazılmıştır. Kitap, Cenâb-ı Hakk'ın emir ve tekliflerini anlamaya çalışan, bu sayede manevi istidatlarını ziyan etmeyip sürekli çalışmaya azmeden kimselere hitap eder. Yazar, okuyuculardan, kitabın yazılışında emeği geçenlere dua etmelerini ve eserin manevi hasılasını Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt hazaratının ruhlarına hediye etmelerini istemektedirs.1. Bu durum, kitabın belirli bir manevi olgunluk seviyesine ulaşmış veya bu yolda ilerlemek isteyen kişilere yönelik olduğunu gösterir.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 1
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, "Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" adlı eserini, okuyucuların nefs'in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını tavsiye ederek sunars.2. Bu ifade, kitabın sıradan bir okuyucu kitlesinden ziyade, manevi bir arayış içinde olan ve içsel bir hazırlıkla metne yaklaşan kişilere hitap ettiğini gösterir. Yazar, vehim ve hayalin tesiri altında iken bu tür kitaplardan gerçek manada yararlanmanın mümkün olamayacağını belirtirs.2.
Kitap, Cenâb-ı Hakk'ın kitapları ve resûlleri aracılığıyla sunduğu emir ve teklifleri anlamaya çalışan, bunları uygulayarak manevi istidatlarını geliştirmeyi hedefleyen kimseler içindirs.45. Yazar, bu emirleri yerine getirmeyenlerin istidatlarının bâtında kalarak ziyan olacağını vurgular ve sürekli çalışmanın gerekliliğine işaret eders.45. Bu bağlamda, kitap, "Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz" hakikatini idrak etmiş, gayesi bitmiş ve yol hedefini bulmuş, mutmain olmuş kişilere de hitap eders.18. Ayet-i kerimenin devamında "kâlû" ifadesiyle sözün beşere geçtiği, ancak bunun "o kimseler için" olduğu belirtilir; bu mertebeye gelen kimseler için Cenâb-ı Hakk'ın konuştuğu ifade edilirs.18. Bu durum, kitabın, Hakikat'e ulaşmış veya bu yolda ilerleyen, belirli bir manevi idrak seviyesine sahip okuyuculara yönelik olduğunu açıkça ortaya koyar.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 2, 18, 45
Kitaba göre ölüm nedir?⌄
Ölüm, tasavvufî idrâkte yalnızca biyolojik bir son değil, aynı zamanda manevî bir geçiş ve dönüşüm hâlidir. Kur'ân-ı Kerîm'de "her nefs ölümü tadıcıdır" (Âl-i İmrân 3/185) ayetiyle ifade edilen bu kesin hakikat, tasavvufta iki ana türde ele alınır: zarûrî ölüm (ecel ile gelen fizikî son) ve isteğe bağlı ölüm (ihtiyarî ölüm). İsteğe bağlı ölüm, sâlikin nefsini terbiye ederek "ölmeden önce ölme" (Aclûnî) hâlini tecrübe etmesi, eski anlayışının ve benlik iddiâsının kalkmasıdırs.5, 39. Bu, sâlikin Hak'ka urûc yolculuğunun önemli bir aşaması olup, kişinin gerçek benliğini bulduğu bir geçişi ifade eders.5.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 5, 39
›Ayrıntı
Ölüm, dinî düşüncede merkezî bir hakikat olup, Kur'ân-ı Kerîm'de "külli nefsin zâikatü'l-mevt" (her nefs ölümü tadıcıdır) (Âl-i İmrân 3/185) ayetiyle istisnâsız bir gerçek olarak beyan edilirvikipedi. Cenâb-ı Hakk'ın "Sen de öleceksin, onlar da ölecekler!" (Zümer/30) buyruğu da bu hakikati pekiştirirs.78. Tasavvufî idrâkte ölüm, iki temel türde incelenir:
1. Zarûrî Ölüm (Tabiî Ölüm): Bu, ecel ile kişinin ömrünün sona ermesi, fizikî bedenin hayatiyetini yitirmesidir. Kur'ân-ı Kerîm'de "ölseniz de" (Âl-i İmrân 3/158) ifadesiyle buna dikkat çekilirs.21. Bu ölümün ardından berzah yaşamına geçilir ve bu süreç mahşer gününe kadar devam eders.5. Ölüm meleği Azrâil (a.s.) bu zarûrî ölümü gerçekleştiren melektir; ruhları kabzetme vazifesiyle görevlendirilmiştirs.57, 62.
2. İsteğe Bağlı Ölüm (İhtiyarî Ölüm / Ölmeden Önce Ölmek): Bu, sâlikin nefsini terbiye ederek, eski anlayışının ve benlik iddiâsının kalkmasıyla yaşadığı manevî bir ölümdürs.39. Hadîs-i şerîfteki "mûtû kable en temûtû" (ölmeden önce ölünüz)K1 ifadesi, bu isteğe bağlı ölümün asıl mesnedidirvikipedi. Bu hâl, kişinin gerçek benliğini bulup manevî bir geçiş yapmasıdırs.5. İbrâhim (a.s.)'ın ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istemesi, mutmain olma ve müşâhedeli yaşantıya ulaşma arayışının bir örneğidir; bu, fena fillâh mertebesindeki küllî ölüm değil, mahallî bir ölüm ve diriliştirs.27. Bu tür bir ölüm, sâlikin nefs mertebelerini aşarak Hakk'a mi'râc yolculuğunun bir parçasıdırvikipedi.
Kaynaklar: Vikipedi: Ölüm, İhtiyari Ölüm, Hazarat-ı Hamse · Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 5, 21, 27, 39, 57, 62, 78 · K1, s. 43
Berzah âlemi nedir?⌄
Berzah âlemi, lugatte "iki şey arasında engel, ara perde" anlamına gelen, tasavvufta ise iki âlem (madde-mânâ, dünya-âhiret, vücud-adem) arasındaki geçiş mertebesi olan bir kuşaktır. Ne tamamen birinin ne de diğerinin sıfatlarını taşır, ikisinin arasında birleştirici bir konumdadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki "ikisi arasında bir berzah var, biri diğerine geçemez" (Furkân 53) ayeti bu kavramın temel dayanağıdırK1. Berzah, ölümden kıyamete kadar ruhun beklediği kabir hâlinin de adıdır; ancak tasavvufta asıl mânâsı, âlem-i misâl olarak bilinen, vücud-i sâbit ile vücud-i hâricî arasındaki ruhânî mertebeler kuşağıdırK1. Bu âlem, rüyâ âlemi gibidir ve kişinin şahsî hakikatinin latîf tarafının intikal ettiği yerdirs.40, 48.
Kaynaklar: K1, s. 103 · Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 40, 48
›Ayrıntı
Berzah kavramı tasavvufta üç ana katmanda ele alınır. Birinci katman, kelâmî veya zâhirî berzahtır ki, insanın ölümünden kıyamete kadar ruhun beklediği yer olan kabir berzahıdırK1. Bu mertebede amel defterinin gözden geçirilmesi, Münker-Nekir suali, kabir azabı veya nimeti gibi akâidî konular işlenirK1. Kabir, berzah âleminin fiziksel karşılığı olup, ruhun bekleme yeridirvikipedi. Ancak ruhun kendisi toprağa girmez, kendi âlemine gider; zira toprak kesîf iken ruh latîftirs.40. Kişi bu âlemde cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur şuuruyla yaşars.40.
İkinci katman, vücudî berzahtır; bu, vücud-i mutlak ile vücud-i mukayyed (yaratılmış varlık) arasındaki mertebedirK1. Bu mertebeye âlem-i misâl veya âlem-i hayâl denir ve sûretlerin saf rûhânî hâlidirK1. Âlem-i misâl, soyut mânâlarla somut sûretler arasındaki geçiş mertebesidir ve beş mertebeli sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) dördüncü sırada yer alırK1. Rüyâlar, mükâşefeler ve vehimler bu âlemde gerçekleşirK1. İbn Arabî bu mertebeyi 'misâl-i mutlak' (kâinatın aslî sûretleri) ve 'misâl-i mukayyed' (sâlikin keşfinde gördüğü hâl ve manzaralar) olarak ikiye ayırırK1. Ölüm ile berzah âlemine intikal eden şey, insanın heykeli ve cesedi değil, şahsî hakikatidir; cesed-i unsurî bu âlemde çözülürs.48. Berzah âlemi, ruhlar âlemi ile şehadet âlemi arası latîflikte bir âlemdirs.35.
Üçüncü katman, sülûkî berzahtır; sâlikin nefs ve ruh arasındaki tahavvül anları, hâlden makâma geçişleridirK1. Ölüm ötesi berzah yaşamı, mahşer gününe kadar geçecek zamanı kapsar ve bu geçiş hayâl ve vehim olguları içerisinde olursa "öldü" diye ifade edilirken, kişi gerçek benliğini bulup geçiş yapmışsa "ölmeden evvel ölüm" olarak adlandırılırs.5. Bu âlemde, kişinin amel ve ahlâkının güzel veya kötü sûretleri, kendi yakınları olarak zuhur eders.48.
Kaynaklar: K1, s. 103, 215 · Vikipedi: Kabir · Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 5, 35, 40, 48
Kitapta Peygamber Efendimizin vefatı nasıl anlatılıyor?⌄
Verilen kaynaklarda Hz. Peygamber'in vefatı, onun hayatının ve misyonunun doğal bir neticesi olarak, ibret ve örnek teşkil eden bir olay şeklinde anlatılmaktadır. Vefat anında yaşanan şaşkınlık, üzüntü ve bazı sahabelerin durumu kabullenmekte zorlanmaları gibi insani tepkilerle birlikte, vefatın ilahi bir takdir olduğu ve Hz. Peygamber'in Allah katındaki yüce makamına yükselişi olarak değerlendirildiği belirtilir. Hz. Ebubekir'in (r.a) bu zorlu anda yaptığı konuşma ile ümmete yol gösterdiği ve Hz. Peygamber'in ardında bıraktığı Kitap ve Sünnet'in önemine vurgu yapıldığı ifade edilirs.78-79.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 78, 79
›Ayrıntı
Hz. Peygamber'in vefatı, kaynaklarda detaylı bir şekilde ele alınır ve müminler için derin ibretler barındırdığı vurgulanırs.63. Vefat edeceği günün öncesinde hastalığında bir hafifleme görüldüğü, bu durumun ashabın erkeklerini sevindirdiği ve kadınlara Hz. Peygamber'i ziyaret etme fırsatı verdiği aktarılırs.71. Ancak bu hafifleme, vefatın yaklaştığının bir işareti olarak yorumlanır. Hz. Peygamber'in vefatı anında, erkeklerin onun son anına yetişemediği, bunun Cebrail ve Mikail'in durumu idare etmeleri için olduğu belirtilirs.73. Vefat gerçekleştiğinde, içeride yükselen figan üzerine halkın içeri daldığı, meleklerin Hz. Peygamber'in bedenini elbiseleriyle örttüğü anlatılır. Bu manzara karşısında sahabeler arasında ihtilaf yaşandığı, kimilerinin vefatı inkar ettiği, kimilerinin dilinin tutulduğu, bazılarının ise konuşmakta zorlandığı ifade edilir. Hatta bazıları Hz. Peygamber'in ölmediğini, Allah'ın onu geri göndereceğini iddia etmiştirs.75. Bu karmaşa ve üzüntü anında Hz. Ebubekir'in devreye girerek, "Peygamber vefat etmiştir" diyerek durumu açıklığa kavuşturduğu ve ümmete rehberlik ettiği belirtilirs.75, 79. Hz. Ebubekir, konuşmasında Allah'ın ölümsüz ve diri olduğunu, herkesin Allah'a döneceğini hatırlatmış ve Hz. Peygamber'in Allah katındaki yüce makamına işaret etmiştirs.79. Ayrıca, Hz. Peygamber'in vefatından sonra geriye hiçbir servet bırakmadığı, üzerinde yattığı döşek, kadifesi ve giydiği elbiselerle birlikte defnedildiği, bu durumun müslümanlar için büyük bir ibret ve güzel bir örnek teşkil ettiği vurgulanırs.79, 63. Hz. Ebubekir, müminlere Kitap ve Sünnet'e sarılmaları gerektiğini öğütlemiş, bu iki kaynağa yapışanların doğru yolu bulacağını, ayrılanların ise inkâra düşeceğini belirtmiştirs.78.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 63, 71, 73, 75, 78, 79
Eserin yazılış amacı nedir?⌄
Verilen kaynaklarda "Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" adlı eserin yazılış amacına dair doğrudan bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, eserin içeriğine dair verilen bilgilerden yola çıkarak, farklı tasavvufî ve İslâmî kaynaklardan derlenmiş bir ilim ve müşâhede toplamı olduğu anlaşılmaktadır. Eser, Mesnevî-i Şerîf, İnsân-ı Kâmil, Füsûsu'l-Hikem gibi temel tasavvuf eserlerinden ve sohbetlerden elde edilen bilgileri bir araya getirmektes.90. Ayrıca, İbrâhîm Hakkı Erzurumlu'nun Mârifetnâme'sinden ve İmâm Gazâlî'nin İhyâ-ı Ulûmiddîn'inden ölüm hakikatiyle ilgili bölümleri aktararaks.7, s.49 okuyucuya geniş bir perspektif sunmayı hedeflediği görülmektedir.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 7, 49, 90
›Ayrıntı
"Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" adlı eserin yazılış amacı, verilen kaynaklarda açıkça ifade edilmemiştir. Ancak, eserin içeriğine dair yapılan atıflar, bu eserin tasavvufî ve İslâmî ilimleri çeşitli kaynaklardan derleyerek okuyucuya sunma gayesi taşıdığını düşündürmektedir. Eser, "Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim" olarak tanımlanmaktadırs.90. Bu ifade, eserin farklı tasavvuf ekollerinin ve büyük mutasavvıfların görüşlerini bir araya getiren bir derleme niteliğinde olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, eserde İbrâhîm Hakkı Erzurumlu hazretlerinin Mârifetnâme isimli eserinden "Ölümün hakîkati" bölümünden alıntılar yapıldığı belirtilmiştirs.7. İmâm Gazâlî hazretlerinin İhyâ-ı Ulûmiddîn isimli eserinden de ölümle ilgili kısımların aktarıldığı ifade edilmektedirs.49. Abdülkerîm Cîlî hazretlerinin İnsân-ı Kâmil isimli eserinin "Vehim" bölümünden Azrâil (a.s.) hakkındaki bilgilerin aktarılması das.7, eserin ölüm ve kıyamet gibi temel konuları farklı tasavvufî perspektiflerden ele almayı amaçladığını ortaya koymaktadır. Bu durum, eserin okuyucuya ölüm ve kıyamet hakikatini çeşitli açılardan idrâk ettirme ve bu konularda derinlemesine bilgi sunma amacını taşıdığını düşündürmektedir.
Kaynaklar: Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 7, 49, 90
Kitap neden 'nefsin hevasından soyunarak' okunmalı diyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" adlı eserinin, okuyucunun nefs-i hevâsından soyunarak okunmasını tavsiye etmesinin temel nedeni, gerçek mânâda istifade edebilmek için zihnin ve gönlün vehim, hayal ve gafletin tesirinden arındırılması gerekliliğidir. Nefs, tasavvufta sâlikin süflî yapısını, dünyaya ve hazlara yönelen vechesini temsil ederK1. Bu süflî temayüller, kitabın sunduğu hakikatleri idrak etmeye engel teşkil eder; zira nefs, kötülüğü emredici (Yûsuf 53) ve mücâhede mahalli olan bir varlıktırK1. Dolayısıyla, okuyucunun nefs-i hevâsından soyunması, rûhun kuvvet bulması ve hakikatlere saf bir gönülle yaklaşabilmesi için elzemdirs.2.
Kaynaklar: K1, s. 126 · Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 2
›Ayrıntı
"Ölüm ve Kıyâmet Hakkında" kitabının başında yapılan bu tavsiye, tasavvufî sülûkun temel prensiplerinden biri olan nefsin tezkiyesi ile doğrudan ilişkilidir. Nefs, lugatte "kendi, can, soluk, ben, kişilik" anlamına gelirken, tasavvufta insanın dünyaya ve hazlara yönelen, süflî yapısını ifade ederK1. Bu süflî yapı, Yûsuf Sûresi'nin 53. ayetinde belirtildiği üzere "kötülüğü emredicidir"K1. Kitabın yazarı, okuyucunun bu tür bir eseri okurken, nefsin hevasından, yani nefsin arzu ve isteklerinden, vehim ve hayallerden, gafletten arınmasını istemektedirs.2.
Bu arınma, kitabın sunduğu gerçek mânâdaki bilgilerden yararlanabilmek için şarttır. Zira zihin ve gönül, vehim ve hayalin tesiri altında olduğunda, hakikatleri idrak etmek mümkün olmazs.2. Tasavvufta nefs, rûhun zıttı olarak görülür; rûh ulvî ve Hak'a yönelirken, nefs süflî ve dünyaya yönelirK1. Sâlikin sülûku, rûhu güçlendirme ve nefsi tezkiye etme dengesi üzerine kuruludurK1. Nefsin hevasından soyunmak, bu tezkiyenin bir parçasıdır. Böylece, okuyucu, cisim sahibi olmasına rağmen melek huylu işler yapmaya yönelerek rûhunu kuvvetlendirebilir, kendisine cesetten sinen ağırlığı kaldırabilir ve hakikatlere daha saf bir gönülle yaklaşabilirs.11. Bu durum, sâlikin kendi karanlığını gördüğü ve iç çatışmanın başladığı nefs-i levvâme mertebesindeki uyanışa benzer bir başlangıçtırK1.
Kaynaklar: K1, s. 126, 484 · Ölüm ve Kıyâmet Hakkında — s. 2, 11
Terzibaba kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Kendi ekolünden gelen Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi müellifler de onun riyâsetinde tasavvufî eserler kaleme almışlardır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki; Abdürrezzak Tek, Wiki).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinir ve Uşşâkî tarikatının önemli mürşidleri arasında yer alır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Onun öğretileri ve eserleri, tasavvufun derinliklerini günümüz insanına anlaşılır bir dille sunmayı amaçlamıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh, onun tasavvufî düşüncesinin temel taşlarını oluşturur (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Terzibaba'nın irfan geleneğini modern döneme taşıma çabası, tasavvufun sadece geçmişe ait bir miras olmadığını, aynı zamanda güncel yaşamda da karşılık bulduğunu göstermektedir. Onun riyâsetinde, Terzi Oğlu Cem Cemâlî Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini yazarken, Abdürrezzak Tek ise Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki; Abdürrezzak Tek, Wiki). Bu durum, Terzibaba'nın sadece kendi eserleriyle değil, aynı zamanda yetiştirdiği müellifler aracılığıyla da tasavvufî bilginin yayılmasına katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Onun ekolü, tasavvufî kavramların anlaşılması ve yaşanması konusunda önemli bir rehberlik sunmaktadır.