Mâ esâbe min musîbetin illâ bi-iżni(A)llâh(i)(k) vemen yu/min bi(A)llâhi yehdi kalbeh(u)(c) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
Teğâbün Suresi 11. ayet, musibetlerin ilahi izinle gerçekleştiğini, imanın kalbi hidayete erdirdiğini ve Allah'ın her şeyi bildiğini vurgular. Ayet, kader, iman ve ilahi ilim gibi temel İslami kavramları dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'musibet' kelimesini 'isabet etmek' kökünden türeterek, bir şeyin bir kimseye ulaşması, ona dokunması olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın izniyle kula ulaşan, başına gelen her türlü sıkıntı ve belayı ifade eder. Bu, kişinin iradesi dışında gerçekleşen, ancak ilahi takdirin bir parçası olan olayları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'musibet' kelimesinin mecazi olarak 'başına gelen şey' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ esâbe min musîbetin' ifadesi, hiçbir musibetin Allah'ın izni olmaksızın gerçekleşemeyeceğini vurgulayarak, musibetin ilahi iradeye bağlılığını ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'musibet' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir sınav veya ceza olarak algılandığını belirtir. Bu ayette ise, musibetin Allah'ın izniyle gerçekleştiği vurgusu, olayın rastgele olmadığını, aksine ilahi bir planın parçası olduğunu gösterir ve müminin bu duruma karşı teslimiyetini gerektirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'izn' kelimesini 'bir şeyi yapmaya müsaade etmek, izin vermek' olarak tanımlar. Ayetteki 'bi-iznillâh' ifadesi, musibetlerin Allah'ın bilgisi, iradesi ve takdiri dışında meydana gelmediğini, her şeyin O'nun mutlak kontrolü altında olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'izn'in hem 'emir' hem de 'müsaade' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın musibetlerin vuku bulmasına hem izin verdiğini hem de bunu emrettiğini, yani ilahi bir takdirin sonucu olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'izn' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi iradenin ve kudretin bir göstergesi olarak kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, musibetlerin Allah'ın izniyle gerçekleşmesi, müminin tevekkülünü ve kadere olan inancını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' kelimesini 'emniyet' kökünden türeterek, kalbin tasdik etmesi, güven duyması ve şüphelerden arınması olarak açıklar. Ayetteki 'men yu'min billâh' ifadesi, Allah'a tam bir teslimiyetle inanan kişiyi ifade eder ki bu iman, musibetler karşısında sabrı ve tevekkülü beraberinde getirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'îmân'ın hem dilsel olarak 'güven vermek' hem de şer'î olarak 'Allah'ı ve Resulünü tasdik etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın her şeye kadir olduğuna ve musibetlerin O'nun izniyle olduğuna inanmak, kalbin hidayet bulmasının temelidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'îmân'ın Kur'an'da sadece entelektüel bir kabul değil, aynı zamanda derin bir güven ve bağlılık olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'Allah'a iman eden' ifadesi, musibetler karşısında dahi Allah'a olan güvenini kaybetmeyen, O'nun takdirine razı olan kişiyi işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb' kelimesini 'dönmek, çevirmek' kökünden türeterek, sürekli değişen, halden hale giren bir organ olarak tanımlar. Ayetteki 'yehdi kalbehû' ifadesi, Allah'ın iman eden kişinin kalbini doğruya, hidayete çevirmesi, onu istikrarlı ve doğru yolda tutması anlamındadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kalb'in insanın idrak, düşünce ve irade merkezi olduğunu belirtir. Ayetteki 'Allah'a iman edenin kalbini hidayete erdirmesi', musibetler karşısında şaşkınlık ve ümitsizliğe düşmek yerine, kalbin Allah'ın takdirine rıza göstermesi ve doğru yolu bulması demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kalb'in sadece biyolojik bir organ değil, aynı zamanda insanın manevi ve ahlaki merkezi olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'a iman eden kişinin kalbinin hidayete ermesi, onun musibetler karşısında doğru tutumu sergilemesini, sabır ve tevekkülle hareket etmesini sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'alîm' kelimesini 'bilmek' kökünden türeterek, ilmiyle her şeyi kuşatan, gizli ve açık her şeyi bilen Allah'ın sıfatı olarak açıklar. Ayetteki 'Vallâhu bi-külli şey'in alîm' ifadesi, Allah'ın musibetlerin vuku buluşunu, iman edenlerin kalplerinin durumunu ve her şeyin detayını bildiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'alîm'in, ilmi ezelî ve ebedî olan, hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı Allah'ın kemal sıfatlarından olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın musibetlerin hikmetini ve iman edenlerin bu musibetlere karşı göstereceği tepkileri önceden bildiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'alîm' sıfatının Kur'an'da sıkça kullanıldığını ve Allah'ın mutlak ilmini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bu sıfatın zikredilmesi, musibetlerin tesadüfi olmadığını, aksine Allah'ın sonsuz ilmi dahilinde gerçekleştiğini ve bu durumun müminler için bir teselli kaynağı olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.