Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum ‘aduvven lekum fahżerûhum(c) ve-in ta'fû ve tasfehû ve taġfirû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
Teğâbün Suresi 14. ayet, müminlere eş ve çocuklarla ilişkilerinde dikkatli olmalarını öğütlerken, affetme, hoşgörü ve bağışlamanın önemini vurgulamaktadır. Ayet, bu kavramlar üzerinden ilahi rahmet ve mağfiretin kapılarını aralamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünü 'kalbin korkudan emin olması' olarak tanımlar. 'İman' ise, 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun hükümlerine tam bir teslimiyet ve güvenle inananları işaret eder, bu da onların ilahi uyarılara muhatap olmalarını gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve onu sadece bir 'inanma' eylemi değil, aynı zamanda 'güvenme', 'emniyet içinde olma' ve 'Allah ile bir antlaşma yapma' olarak yorumlar. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'a olan bu güvenleri nedeniyle ilahi emirlere uymaları gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'adüvv' kelimesini 'haddi aşan, düşmanlık eden' olarak açıklar. Ayetteki 'eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler' ifadesi, onların bazen müminlerin dinî görevlerini yerine getirmelerine engel olabilecekleri veya dünyevi çıkarlar uğruna ahiretlerini tehlikeye atabilecekleri durumları kasteder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'adüvv' kelimesinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada doğrudan bir savaş düşmanlığı değil, kişinin dinî hayatına veya ahiretine zarar verebilecek bir 'engel' veya 'köstek' olma durumu kastedilir. Bu, onların dünyevi taleplerinin mümini Allah yolundan alıkoyması şeklinde tezahür edebilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'adüvv' kelimesinin 'haddi aşmak, zulmetmek' kökünden geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, eş ve çocukların müminlerin dinî hayatında aşırıya kaçarak veya dünyevi arzularıyla onları Allah'tan uzaklaştırarak 'düşmanlık' edebilecekleri vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hazr' kelimesini 'korkulan bir şeyden sakınmak' olarak açıklar. Ayetteki 'fahzerûhum' emri, eş ve çocukların dünyevi taleplerinin veya yanlış yönlendirmelerinin müminleri Allah yolundan alıkoyma potansiyeline karşı uyanık olmayı, tedbirli davranmayı ve dinî öncelikleri korumayı öğütler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hazr' kavramını 'bir şeyin şerrinden korunmak için dikkatli olmak' şeklinde tanımlar. Ayetteki bağlamda, eş ve çocukların sevgisinin veya onlara karşı duyulan şefkatin, müminleri Allah'ın emirlerinden uzaklaştırmasına karşı bir uyarı ve korunma çağrısıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'afv' kelimesini 'günahı silmek, izini gidermek' olarak açıklar. Ayetteki 'ta'fû' ifadesi, eş ve çocukların müminlere karşı işledikleri hataları, onlara karşı gösterdikleri düşmanlıkları veya dinî görevlerini aksatmalarına neden olan davranışlarını bağışlamayı, üzerini örtmeyi ve intikam almaktan vazgeçmeyi teşvik eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'afv' kelimesinin 'bir şeyin fazlası, artığı' anlamından hareketle, 'günahın fazlasını, yani cezasını terk etmek' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, müminlerin eş ve çocuklarının kusurlarını affetmeleri, onlara karşı hoşgörülü davranmaları ve ilahi affın bir yansıması olarak merhamet göstermeleri istenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safh' kelimesini 'bir şeyin yüzü, yanı' anlamından türeterek, 'birinden yüz çevirmek, kusurunu görmezden gelmek' olarak açıklar. Ayetteki 'tasfahû' ifadesi, sadece affetmekle kalmayıp, aynı zamanda yapılan hatayı tamamen unutmaya, gönülden silmeye ve o konuyu bir daha açmamaya yönelik bir hoşgörüyü ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'safh' kavramının 'afv'dan daha kapsamlı olduğunu belirtir. 'Afv' günahı silmek iken, 'safh' o günahın izini, hatırasını bile zihinden silmek, tamamen görmezden gelmektir. Ayetteki kullanımı, müminlerin eş ve çocuklarının hatalarına karşı derin bir hoşgörü ve unutma yeteneği sergilemelerini teşvik eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ğafr' kelimesini 'örtmek, gizlemek' olarak açıklar. Ayetteki 'tağfirû' ifadesi, eş ve çocukların işledikleri hataları, kusurları örtmeyi, onları ifşa etmemeyi ve bu sayede onların itibarını korumayı öğütler. Bu, ilahi mağfiretin bir yansıması olarak kulun da başkalarına karşı bağışlayıcı olmasını gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğafr' kelimesinin 'bir şeyi örterek korumak' anlamını vurgular. Ayetteki bağlamda, müminlerin eş ve çocuklarının hatalarını örtmeleri, onları başkalarına karşı korumaları ve bu şekilde aile içi huzuru ve sevgiyi muhafaza etmeleri teşvik edilir. Bu, Allah'ın 'Ğafûr' isminin bir tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğafr' kelimesinin 'günahı örtmek, affetmek' anlamını verir ve bu fiilin Allah'a nispet edildiğinde 'günahları silmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tağfirû' ifadesi, müminlerin de Allah'ın bu sıfatından ilham alarak, eş ve çocuklarının kusurlarını örtmeleri ve bağışlamaları gerektiğini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.