İn tukridû(A)llâhe kardan hasenen yudâ'ifhu lekum ve yaġfir lekum(c) va(A)llâhu şekûrun halîm(un)
Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah çok mükafat verendir, halimdir.
Teğâbün Suresi'nin 17. ayeti, Allah'a güzel bir ödünç vermenin (infakın) karşılığını ve Allah'ın bu eyleme olan mukabelesini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, infakın katlanarak geri döneceğini, günahların bağışlanacağını ve Allah'ın şükredenlere karşılık veren ve hilm sahibi olduğunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kard (قرض) kelimesi, bir şeyi kesmek anlamına gelir. Ödünç (karz) ise, birine bir malı geri ödenmek üzere vermektir. Kur'an'da 'karz-ı hasen' (güzel ödünç) olarak geçtiğinde, Allah yolunda harcanan malı ifade eder ki, bu malın karşılığı Allah katında kat kat fazlasıyla verilecektir. Ayetteki 'tükridû' fiili, bu ödünç verme eylemini, yani Allah rızası için infakı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kur'an'da 'Allah'a ödünç vermek' ifadesi, mecazi bir kullanımdır. Allah'ın aslında ödünce ihtiyacı yoktur. Bu ifade, Allah yolunda harcanan malın, tıpkı bir ödünç gibi, karşılığının fazlasıyla alınacağını ve Allah katında zayi olmayacağını anlatmak için kullanılmıştır. Ayetteki 'tükridû' fiili, bu mecazi anlamda, Allah'a yapılan bir iyilik ve infakı temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Karz-ı hasen' (güzel ödünç) kavramı, Kur'an'da Allah'a verilen bir borç olarak sunulur. Bu, aslında Allah'ın insanlardan bir şeye ihtiyacı olduğu anlamına gelmez; aksine, insanların Allah yolunda harcadıkları şeylerin, Allah tarafından kat kat fazlasıyla ödüllendirileceğini vurgulayan güçlü bir metafordur. Ayetteki 'karzan' kelimesi, bu ödünç verme eyleminin kendisini ve niteliğini (hasenen ile birlikte) ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Karz (قرض) kelimesi, bir şeyi kesmek ve ayırmak anlamına gelir. Buradan hareketle, bir maldan bir kısmını ayırıp başkasına vermek de karz olarak adlandırılmıştır. Allah'a karz vermek ise, malın bir kısmını Allah rızası için ayırıp infak etmektir. Ayetteki 'karzan' kelimesi, bu ayrılan ve Allah yolunda harcanan malı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن) kelimesi, bir şeyin hem zahiren hem de batınen güzel olması anlamına gelir. 'Karz-ı hasen' ifadesindeki 'hasenen' kelimesi, verilen ödüncün sadece maddi değerini değil, aynı zamanda veriliş şeklini, niyeti ve ihlası da kapsar. Yani, Allah'a verilen ödüncün güzel olması, onun helal yoldan kazanılmış olması, gönül rızasıyla ve gösterişten uzak bir şekilde verilmesi demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'hasen' kelimesi, genellikle ahlaki ve manevi güzelliği ifade eder. 'Karz-ı hasen' bağlamında, bu güzellik, infak edenin niyetinin saflığını, Allah rızasını gözetmesini ve verdiği şeyin helal ve temiz olmasını içerir. Ayetteki 'hasenen' kelimesi, infakın sadece miktar olarak değil, nitelik olarak da üstün olması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dı'f (ضعف) kelimesi, bir şeyin misli, katı anlamına gelir. 'Yudâ'ifhu' fiili, Allah'ın verilen ödüncün karşılığını katlayarak, yani bire on, bire yedi yüz veya daha fazla misliyle vereceğini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğini ve infak edenlere olan lütfunu gösterir. Ayetteki bu fiil, infakın dünyevi ve uhrevi bereketini vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dı'f (ضعف), bir şeyin benzeri veya katı demektir. 'Yudâ'ifhu' fiili, Allah'ın, kullarının infak ettiği malı, hem dünyada bereketlendirerek hem de ahirette sevabını katlayarak karşılığını vereceğini belirtir. Bu, Allah'ın vaadinin kesinliğini ve infakın ne kadar değerli bir amel olduğunu ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür (شكر), yapılan iyiliğin karşılığını vermek ve onu övmektir. Allah için 'Şekûr' ismi, kullarının az ameline karşılık çok sevap veren, onların iyiliklerini takdir eden ve mükafatlandıran anlamına gelir. Ayetteki 'Şekûr' ismi, Allah'ın, kendisine güzel bir ödünç verenlerin bu amellerini asla zayi etmeyeceğini, aksine kat kat karşılığını vereceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Şekûr (شكور) ismi, Allah'ın sıfatlarından olup, kullarının itaatini ve şükrünü kabul eden, onlara bolca mükafat veren demektir. Bu isim, Allah'ın, kullarının yaptığı iyilikleri küçümsemediğini, aksine onları büyük bir lütufla karşıladığını ve karşılığını fazlasıyla verdiğini gösterir. Ayetteki 'Şekûr' ismi, infak edenlerin amellerinin Allah katında ne kadar değerli olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hilm (حلم), öfke anında sakin kalmak, aceleci olmamak ve cezayı ertelemektir. Allah için 'Halîm' ismi, günahkarları hemen cezalandırmayan, onlara tövbe etmeleri için mühlet veren, sabırlı ve yumuşak huylu anlamına gelir. Ayetteki 'Halîm' ismi, Allah'ın, kullarının kusurlarına rağmen onlara karşı affedici ve merhametli olduğunu, infak edenlerin küçük hatalarını dahi bağışlayabileceğini ima eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Halîm (حليم) ismi, Allah'ın, kullarının isyanlarına ve günahlarına karşı hemen gazaplanmayan, onlara mühlet veren ve affetmeyi seven sıfatıdır. Bu, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve kullarına karşı olan sabrını gösterir. Ayetteki 'Halîm' ismi, infak edenlerin, bu güzel amelleri sayesinde Allah'ın hilminden ve affından daha fazla istifade edeceklerini düşündürür.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.