Fettekû(A)llâhe mâ-steta'tum vesme'û ve-etî'û ve enfikû ḣayran li-enfusikum(k) vemen yûka şuhha nefsihi feulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
O halde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Teğâbün Suresi 16. ayet, müminlere takva, itaat, infak ve nefsin cimriliğinden korunma çağrısı yaparak kurtuluşa ermenin yollarını göstermektedir. Ayet, bu kavramlar aracılığıyla bireysel ve toplumsal sorumlulukları vurgulamakta, kurtuluşun temelini oluşturan ahlaki ve dini prensiplere işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (وقاية), bir şeyi korkulan şeyden korumaktır. Ayetteki 'ittakullâh' ifadesi, Allah'ın azabından, O'nun emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak korunmak anlamına gelir. Bu, Allah'a karşı bir saygı ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre takva, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'Allah'tan korkmak'tan ziyade 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek' ve 'kendini Allah'ın gazabından korumak' anlamlarını taşır. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'ın sınırlarını aşmaktan sakınarak kendilerini korumaları gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İtaat (طاعة), bir emre boyun eğmek ve ona göre hareket etmektir. Ayetteki 've etî'û' ifadesi, Allah'ın buyruklarına kayıtsız şartsız teslimiyeti ve bu buyrukları yerine getirmeyi mecazi olarak ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtaat, emredilen şeyi gönüllü olarak yerine getirmektir. Bu ayetteki 've etî'û' emri, müminlerin Allah'ın hükümlerine ve peygamberin sünnetine tam bir teslimiyetle uymaları gerektiğini belirtir, bu da takvanın bir tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İnfak (إنفاق), malı harcamak, tüketmek demektir. Kur'an'da genellikle Allah yolunda harcamayı ifade eder. Bu ayetteki 've enfikû' emri, müminlerin mallarından Allah rızası için harcamalarını, bunun kendi iyilikleri için olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İnfak, malı elden çıkarmak, harcamak anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, bu harcamanın 'hayran li-enfusikum' (kendiniz için daha hayırlı) olduğu belirtilerek, infakın sadece başkalarına yardım değil, aynı zamanda kişinin kendi ahiret saadeti için bir yatırım olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şuhh (شح), cimrilikten daha şiddetli bir mal sevgisi ve onu başkalarından esirgeme arzusudur. Bu ayetteki 'şuhha nefsihi' ifadesi, kişinin kendi nefsindeki aşırı cimrilik ve mal hırsından korunması gerektiğini, bunun kurtuluşun önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, şuhh kelimesinin cimrilikten öte, malı elde tutma ve başkasına vermeme konusunda aşırı bir hırs ve bencillik olduğunu belirtir. Ayetteki 'men yûka şuhha nefsihi' ifadesi, bu nefsi cimrilikten arınanların kurtuluşa ereceğini vurgulayarak, infakın önemini pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Felâh (فلاح), kurtuluş, başarı ve murada ermek demektir. Ayetteki 'el-müflihûn' ifadesi, takva, itaat ve infak gibi emirleri yerine getirip nefsin cimriliğinden korunanların, hem dünya hem de ahirette arzu ettikleri saadete ve kurtuluşa ulaşacaklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, felah kavramının Kur'an'da nihai kurtuluşu, yani Allah'ın rızasını kazanarak cennete girmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'el-müflihûn' tanımı, belirtilen ahlaki ve dini görevleri yerine getirenlerin, bu nihai kurtuluşa erişeceklerini açıkça ortaya koyar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.