Feâminû bi(A)llâhi ve rasûlihi ve-nnûri-lleżî enzelnâ(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne ḣabîr(un)
Artık siz Allah'a, peygamberine ve indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Artık Allah'a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur'ân'a) inanın. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Bu ayet, imanın temel unsurlarını ve Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini vurgulamaktadır. 'İman', 'Allah', 'Resul', 'Nur' ve 'Habîr' kavramları, ayetin ana mesajını oluşturan merkezi dilbilimsel öğelerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), korkunun zıddı olan emniyetten türemiştir. Kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile gerçekleşen bir güven halidir. Ayetteki 'fâminû' emri, bu güven ve tasdiki Allah'a, Resulüne ve Kur'an'a yöneltmeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu'ya göre 'iman' (إيمان), Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah ile kurulan bir güven ilişkisi ve O'nun emirlerine teslimiyettir. Bu ayetteki kullanımı, müminlerden Allah'ın vahyi ve elçisi aracılığıyla gelen hakikate tam bir teslimiyet göstermelerini talep eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Allah (الله) ismi, 'el-ilah' kelimesinden türemiş olup, ibadet edilen, kendisine yönelinen anlamındadır. Bu ayette, imanın ilk ve en temel nesnesi olarak zikredilmesi, O'nun mutlak uluhiyetini ve birliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Allah (الله), zat-ı vacibü'l-vücudun özel ismidir ve tüm kemal sıfatlarını camidir. Bu ayette, imanın yöneldiği nihai merci olarak belirtilmesi, O'nun varlığının ve birliğinin imanın temeli olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), 'irsâl' (göndermek) kökünden gelir. Allah'ın mesajını insanlara iletmekle görevlendirilmiş kişidir. Ayetteki 'Resulü'ne iman edin' ifadesi, Peygamber'in tebliğ ettiği vahye ve onun sünnetine imanı kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör'e göre 'Resul' (رسول) kavramı, sadece bir haberci olmanın ötesinde, Allah'ın iradesini temsil eden ve insanlara doğru yolu gösteren bir rehberdir. Bu ayette, Allah'a imanın yanı sıra, O'nun elçisine imanın da zorunluluğu vurgulanır, zira vahiy onun aracılığıyla ulaşmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nur (نور), hem maddi hem de manevi anlamda aydınlatıcıdır. Kur'an'da Allah'ın kelamı ve hidayeti için mecazi olarak kullanılır. Ayette 'indirdiğimiz nur' ifadesiyle kastedilen, insanlığa doğru yolu gösteren ve kalpleri aydınlatan Kur'an'dır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nur (نور), Kur'an'da sıkça hidayet, ilim ve hakikat anlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın indirdiği vahyin, yani Kur'an'ın, insanları şirk ve cehalet karanlığından çıkarıp iman ve bilgi aydınlığına ulaştıran bir rehber olduğu vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Habîr (خبير), 'haber' kökünden türemiş olup, her şeyin iç yüzünü, gizli ve açık tüm detaylarını bilen demektir. Bu ayette, Allah'ın kullarının işledikleri her şeyden haberdar olduğu, hiçbir şeyin O'na gizli kalmadığı vurgulanır ve bu durum, müminler için bir uyarı ve teşvik niteliği taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Habîr (خبير), Allah'ın sıfatlarından olup, ilmiyle her şeyi kuşatan, olmuşu ve olacak olanı, görüneni ve görünmeyeni bilen anlamına gelir. Ayetteki 'Allah işlediklerinizden haberdardır' ifadesi, müminlerin amellerinin Allah katında karşılıksız kalmayacağını ve O'nun her şeyi eksiksiz bildiğini hatırlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.