Ze'ame-lleżîne keferû en len yub'aśû(c) kul belâ ve rabbî letub'aśunne śümme letunebbeunne bimâ ‘amiltum(c) ve żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)
İnkar edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah'a kolaydır."
İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır! Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır".
Bu ayet, inkarcıların yeniden dirilişi inkar etmelerini ve Allah'ın bu inkarı reddederek dirilişin kesinliğini vurgulamasını ele almaktadır. Temel kavramlar, inkar, diriliş ve amellerin bildirilmesi etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z'am (زعم), genellikle doğru olmayan veya şüphe içeren bir sözü, iddiayı ifade eder. Ayetteki 'z'am' kelimesi, inkarcıların diriliş hakkındaki kesin olmayan, zan ve tahmine dayalı iddialarını belirtir, bu da onların bu konudaki bilgisizliklerini ve yanılgılarını ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Z'am (زعم), Arapların dilinde bazen doğru, bazen yanlış iddialar için kullanılır. Ancak Kur'an'da genellikle batıl ve temelsiz iddialar için kullanıldığı görülür. Bu ayette de inkarcıların diriliş hakkındaki temelsiz ve yanlış iddialarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr (كفر) kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın nimetlerini, ayetlerini veya peygamberlerini inkâr etme anlamında kullanılır. Bu ayette ise, özellikle ahiret inancını, yani yeniden dirilişi inkâr etme anlamında kullanılmıştır ki bu, Kur'an'ın temel inanç esaslarından birini reddetmektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Dinî terminolojide ise, Allah'ın varlığını, birliğini veya peygamberlerin getirdiği hakikatleri örtbas etmek, inkâr etmek demektir. Ayetteki 'keferû' fiili, inkarcıların diriliş gerçeğini bilerek veya bilmeyerek reddetmelerini, üzerini örtmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba's (بعث), bir şeyi yerinden kaldırmak, göndermek veya uyandırmak anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle ölümden sonra diriltilme, kabirlerden çıkarılma anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'yüb'asû' fiili, inkarcıların inkar ettiği, Allah'ın ise kesin olarak gerçekleştireceğini bildirdiği yeniden diriliş eylemini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ba's (بعث), cansız bir şeyi canlandırmak, ölüleri diriltmek demektir. Ayetteki 'yüb'asû' kelimesi, Allah'ın kudretiyle ölülerin tekrar hayata döndürüleceğini, hesap vermek üzere toplanacaklarını vurgular. Bu, inkarcıların reddettiği, ancak Allah'ın gerçekleştireceği bir vaattir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ), önemli ve büyük bir haberi ifade eder. 'Tünbeûnne' (لتنبؤنّ) fiili, ahirette insanların dünyada yaptıkları amellerin kendilerine kesin bir şekilde bildirileceğini, hesaplarının görüleceğini vurgular. Bu, sıradan bir haberden ziyade, sonuçları itibarıyla çok önemli bir bildirimdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nebe' (نبأ), büyük ve faydalı habere denir. Ayetteki 'letünbeûnne' (لتنبؤنّ) kelimesi, Allah'ın, dirilişten sonra kullarına dünyada işledikleri tüm amelleri, iyisiyle kötüsüyle eksiksiz bir şekilde bildireceğini, hiçbir şeyin gizli kalmayacağını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bilinçli bir şekilde yapılan her türlü iş ve eylemdir. Ayetteki 'amiltüm' (عملتم) kelimesi, insanların dünya hayatında iradeleriyle gerçekleştirdikleri tüm fiilleri kapsar; bu fiillerin iyi veya kötü olması fark etmeksizin, ahirette karşılıklarının görüleceği bildirilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), kasıtlı olarak yapılan fiildir. Ayetteki 'amiltüm' (عملتم) ifadesi, insanların dünya hayatındaki tüm kasıtlı eylemlerini, sözlerini ve niyetlerini içerir. Bu amellerin, dirilişten sonra kendilerine bildirileceği ve karşılığının verileceği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yüsr (يسر), kolaylık ve rahatlık anlamına gelir. Ayetteki 'yesîr' (يسير) kelimesi, Allah için ölüleri diriltmenin ve amelleri bildirmenin hiçbir zorluk taşımadığını, O'nun kudreti karşısında bu işlerin çok kolay olduğunu ifade eder. Bu, inkarcıların dirilişi imkansız görmelerine bir cevaptır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yesîr (يسير), kolay ve hafif demektir. Ayetteki 'zalike alellahi yesîr' (وذلك على الله يسير) ifadesi, Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve O'nun için hiçbir şeyin zor olmadığını vurgular. İnsanlar için zor veya imkansız görünen diriliş, Allah için son derece kolay bir eylemdir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.