Żâlike bi-ennehu kânet te/tîhim rusuluhum bilbeyyinâti fekâlû ebeşerun yehdûnenâ fekeferû ve tevellev(c) vestaġna(A)llâh(u)(c) va(A)llâhu ġaniyyun hamîd(un)
Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, "(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?" deyip de inkar etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layıktır.
Böyledir, çünkü onlara peygamberleri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar: "Bir insan mı bize yol gösterecek?" dediler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
Teğâbün Suresi'nin 6. ayeti, peygamberlerin getirdiği açık delillere rağmen insanların inkârını ve Allah'ın mutlak müstağniliğini vurgulamaktadır. Ayet, 'beyyinât'ın reddi, 'küfr'ün tezahürü ve 'istiğnâ'nın ilahi bir sıfat olarak tecellisi etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyyine' kelimesini 'açık delil, hüccet' olarak tanımlar. Ayetteki 'bi'l-beyyinât' ifadesi, peygamberlerin getirdiği, doğruluğu apaçık olan ve şüpheye yer bırakmayan mucizeleri ve ilahi mesajları ifade eder. Bu deliller, insanların hakikati görmesi için gönderilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'beyyinât'ı 'açık deliller' ve 'hüccetler' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, peygamberlerin risaletlerini ispatlayan, akıllara ve kalplere hitap eden somut ve manevi kanıtları ifade eder. İnsanların bu delillere rağmen inkâr etmeleri, onların körlüğünü ve inatçılığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beyyine' kavramını Kur'an'ın temel epistemolojik terimlerinden biri olarak ele alır. Ona göre 'beyyine', hakikati açıkça ortaya koyan, şüpheyi gideren ve doğru ile yanlışı ayıran 'açık işaret' veya 'delil'dir. Ayetteki bağlamda, peygamberlerin getirdiği bu 'beyyinât'ın reddi, hakikatin kasıtlı olarak göz ardı edilmesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr'ü 'örtmek, gizlemek' anlamında kullanır. Ayetteki 'fekefarû' ifadesi, peygamberlerin getirdiği apaçık delilleri bile bile reddetmek, hakikati örtbas etmek ve Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etmek anlamındadır. Bu, sadece inanmamak değil, aynı zamanda gerçeği gizlemektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'fekefarû', peygamberlerin getirdiği hakikatleri ve delilleri görmezden gelerek, onları örtbas ederek inkâr etme eylemini ifade eder. Bu, imanın zıddı olan bir tutumdur ve Allah'ın lütfuna karşı nankörlüktür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ü Kur'an'ın merkezi kavramlarından biri olarak inceler. Ona göre 'küfr', sadece inanmamak değil, aynı zamanda Allah'ın lütfunu ve hakikati 'örtmek', 'nankörlük etmek' ve 'reddetmek'tir. Ayetteki 'fekefarû', peygamberlerin getirdiği 'beyyinât'a karşı gösterilen bu kasıtlı ret ve nankörlük halini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tevellâ' fiilinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamını taşır. Ayetteki 'vetevellav' ifadesi, peygamberlerin getirdiği hakikatlere ve davete karşı ilgisiz kalmak, ondan uzaklaşmak ve kabul etmemek anlamındadır. Bu, inkârın bir başka tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevellâ'nın 'bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, inkâr edenlerin peygamberlerin getirdiği mesajdan ve hidayet yolundan yüz çevirmelerini, ona sırt dönmelerini ifade eder. Bu, hakikati kabul etmeme ve ondan uzaklaşma eylemidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'istiğnâ'yı 'bir şeye ihtiyaç duymamak, ondan müstağni olmak' olarak açıklar. Ayetteki 've'stağna'llâhu' ifadesi, Allah'ın yaratılmışların ibadetine veya imanına muhtaç olmadığını, mutlak anlamda zengin ve bağımsız olduğunu vurgular. İnsanların inkârı O'na zarar vermez.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'istiğnâ'nın 'zengin olmak, ihtiyaçsız olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanların imanına veya itaati nezdinde hiçbir ihtiyacının olmadığını, O'nun zatı itibarıyla her şeyden müstağni olduğunu ifade eder. İnsanların inkârı O'nun yüceliğinden hiçbir şey eksiltmez.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istiğnâ' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak zenginliğini ve bağımsızlığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 've'stağna'llâhu', insanların inkârına rağmen Allah'ın kudretinden ve zenginliğinden hiçbir şey kaybetmediğini, aksine O'nun her şeyden müstağni olduğunu ve kimseye ihtiyacı olmadığını gösterir. Bu, Allah'ın mutlak egemenliğinin bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğanî' kelimesini 'ihtiyaçsız, zengin' olarak tanımlar. Ayetteki 'Allahü ğanîyyün' ifadesi, Allah'ın zatı itibarıyla her türlü ihtiyaçtan münezzeh olduğunu, hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve her şeyin O'na muhtaç olduğunu vurgular. Bu, O'nun mutlak kemal sıfatlarındandır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ğanî' isminin Allah'ın tüm yaratılmışlardan bağımsız olduğunu ve hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ğanîyyün' sıfatı, insanların inkârının Allah'ın yüceliğine ve zenginliğine hiçbir zarar vermediğini, O'nun her zaman ve her durumda müstağni olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hamîd'i 'övülmeye layık olan' olarak açıklar. Ayetteki 'hamîdün' sıfatı, Allah'ın tüm fiillerinde, sıfatlarında ve yaratmasında övgüye layık olduğunu, O'nun her türlü kemal ve güzelliği barındırdığını ifade eder. İnsanların inkârı O'nun övgüye layık olma vasfını değiştirmez.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hamîd' kelimesinin 'övülen, övgüye layık olan' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'hamîdün' sıfatı, Allah'ın mutlak müstağni olmasının yanı sıra, tüm varlıklar tarafından övülmeye ve şükredilmeye layık olduğunu gösterir. O'nun fiilleri ve nimetleri hamd edilmeyi gerektirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.