Fe-iżâ belaġne ecelehunne fe-emsikûhunne bima'rûfin ev fârikûhunne bima'rûfin ve eşhidû żevey ‘adlin minkum ve akîmû-şşehâdete li(A)llâh(i)(s) żâlikum yû'azu bihi men kâne yu/minu bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣir(i)(c) vemen yetteki(A)llâhe yec'al lehu meḣracâ(n)
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.
Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahidliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.
Talâk Suresi'nin 2. ayeti, boşanma sürecindeki kadınların iddet süreleri sonunda alınacak kararları, adil şahitliği ve takvanın önemini vurgulamaktadır. Ayet, hukuki ve ahlaki sorumlulukları Allah inancı ve ahiret bilinciyle ilişkilendirerek derin bir anlam katmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belağa' kelimesinin bir şeye ulaşmak, sonuna varmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'belagne ecelehunne' ifadesi, kadınların iddet sürelerinin sonuna gelmesi, yani hukuki bekleme sürelerinin tamamlanması durumunu ifade eder. Bu, yeni bir kararın alınması gereken kritik bir eşiktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belağa' fiilinin burada 'yaklaştı' veya 'sonuna geldi' anlamında kullanıldığını ifade eder. Kadınların iddet sürelerinin bitimine yakın bir zamanı işaret ederek, bu sürenin tamamlanmasıyla birlikte ya evliliğin devamı ya da kesin ayrılık kararının verilmesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ecel' kelimesinin belirli bir zaman dilimi, süre anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ecelühünne' ifadesi, boşanmış kadınların yeniden evlenmeden önce beklemeleri gereken şer'î süreyi, yani iddeti kasteder. Bu süre, nesebin karışmaması ve kadının hamile olup olmadığının anlaşılması gibi hikmetlere dayanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecel' kelimesini 'bir şey için belirlenmiş son zaman' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, bu, boşanmış kadınların evlilik bağının tamamen sona ermesi veya yeniden kurulması için tanınan yasal bekleme süresidir. Bu sürenin dolması, taraflar için yeni bir hukuki durumun başlangıcıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ma'rûf' kelimesinin 'akıl ve şeriat tarafından güzel kabul edilen şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-ma'rûfin' ifadesi, eşlerin iddet süresi sonunda ya evliliği sürdürme ya da ayrılma kararı alırken, bu kararı toplumun genel kabul görmüş ahlaki ve hukuki kurallarına uygun, adaletli ve insancıl bir biçimde uygulamaları gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ma'rûf'u 'şeriatın ve aklın iyi gördüğü, çirkin görmediği şey' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, boşanma sürecinde ve sonrasında kadınlara karşı gösterilmesi gereken saygılı, adil ve hakkaniyetli tutumu ifade eder. Bu, hem nafaka gibi maddi hakların gözetilmesini hem de sözlü veya fiili kötü muameleden kaçınılmasını kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ma'rûf' kavramının Kur'an'da 'toplumun genel olarak iyi ve doğru kabul ettiği, ahlaki normlara uygun davranış' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, boşanma gibi hassas bir konuda bile toplumsal düzeni ve bireylerin onurunu koruyacak şekilde hareket etmenin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adl' kelimesinin 'eşitlik, denge ve hakkaniyet' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zevey adlin' ifadesi, boşanma veya evliliğin devamı gibi önemli bir hukuki işlemde şahitlik yapacak kişilerin, tarafsız, dürüst ve güvenilir olmaları gerektiğini, yani adaleti temsil etmeleri gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'adl'i 'doğruluk, hakkaniyet ve istikamet' olarak tanımlar. Ayetteki şahitlerin 'adil' olması şartı, onların şahitliklerinin hukuki geçerliliği ve toplumsal güven açısından taşıdığı önemi gösterir. Adil şahit, nefsine veya taraflardan birine meyletmeden gerçeği söyleyen kişidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin kökü olan 'v-k-y'nin 'korumak, sakınmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'men yettekıllâhe' ifadesi, Allah'ın azabından ve gazabından sakınan, O'nun emirlerine riayet eden ve yasaklarından kaçınan kişiyi ifade eder. Bu, Allah'a karşı derin bir saygı ve sorumluluk bilincini içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da 'Allah'a karşı duyulan derin saygı ve korkuyla O'nun emirlerine uyma, günahlardan sakınma' anlamında merkezi bir rol oynadığını açıklar. Bu ayette, takva sahibi olmanın dünyevi ve uhrevi kurtuluşun anahtarı olduğu vurgulanır, Allah'ın zorluklardan çıkış yolu sağlayacağı belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın Kur'an'da sadece korku değil, aynı zamanda Allah'a karşı duyulan sevgi ve saygıyla O'nun rızasını kazanma çabası olduğunu belirtir. Ayetteki 'men yettekıllâhe' ifadesi, Allah'a güvenen, O'nun hükümlerine riayet eden kişinin, karşılaştığı sıkıntılardan bir çıkış yolu bulacağına dair ilahi bir vaadi içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mahrac' kelimesinin 'çıkış yeri, kurtuluş yolu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yec'al lehu mahrecen' ifadesi, Allah'tan sakınan, O'nun emirlerine uyan kişiye, karşılaştığı her türlü sıkıntı ve zorluktan bir çıkış yolu, bir çözüm kapısı açılacağını vaat eder. Bu, ilahi yardımın bir tezahürüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mahrac' kelimesinin burada 'kurtuluş, halas' anlamında kullanıldığını ifade eder. Allah'tan korkan ve O'nun hükümlerine uyan kimsenin, dünyevi ve uhrevi sıkıntılardan kurtulacağı, beklenmedik yerlerden yardım göreceği mecazi olarak anlatılır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.