Ve yerzukhu min hayśu lâ yahtesib(u)(c) vemen yetevekkel ‘ala(A)llâhi fehuve hasbuh(u)(c) inna(A)llâhe bâliġu emrih(i)(c) kad ce'ala(A)llâhu likulli şey-in kadrâ(n)
Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.
Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
Talâk Suresi'nin bu ayeti, Allah'a tevekkülün ve takvanın önemini vurgulayarak, rızık ve kader gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin ve düzenin altını çizmektedir. Ayet, müminlere Allah'a güvenmenin getireceği faydaları ve her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığını hatırlatmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızık, hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsayan geniş bir kavramdır. Bu ayette 'beklemediği yerden rızık verir' ifadesiyle, Allah'ın rızkı umulmadık yollardan ulaştırma kudreti vurgulanır ve bu, takva sahibi kimselere özel bir lütuf olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, rızkın mecazi olarak da kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, maddi ve manevi ihtiyaçların Allah tarafından karşılanması anlamındadır. 'Min haythu lâ yahtesib' (beklemediği yerden) ifadesi, rızkın kaynağının insan aklının ötesinde olabileceğine işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, rızık kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim kaynağı olarak değil, aynı zamanda Allah'ın lütfu ve bereketi olarak da ele alındığını belirtir. Bu ayetteki rızık, takva ile ilişkilendirilerek, Allah'a güvenenlere verilen özel bir ilahi ihsan olarak öne çıkar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevekkül, bir işi başkasına bırakmak ve ona güvenmektir. Kur'an'da Allah'a tevekkül, kişinin kendi acizliğini bilerek işlerini Allah'a havale etmesi, O'na dayanması ve O'ndan yardım beklemesidir. Ayetteki 've men yetevekkel alallahi fehüve hasbuh' (Allah'a güvenen kimseye O yeter) ifadesi, tevekkülün sonucunu açıkça ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, tevekkülü, kalbin Allah'a tam bir itimatla bağlanması ve işlerin sonucunu O'na bırakması olarak tanımlar. Bu ayetteki tevekkül, sadece bir dilek değil, aynı zamanda bir eylem ve yaşam biçimi olarak sunulur; Allah'a güvenmenin, O'nun yeterli olacağı garantisini içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, tevekkülün Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Ona göre tevekkül, insanın kendi gücünün sınırlılığını idrak edip her şeyi Allah'a havale etmesi ve O'nun iradesine teslim olmasıdır. Bu ayette tevekkül, Allah'ın kuluna yeteceği vaadiyle pekiştirilmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasb, bir şeyin yeterli olması demektir. Ayetteki 'fehüve hasbuh' ifadesi, Allah'a tevekkül eden kişiye Allah'ın her türlü ihtiyacında ve sıkıntısında kafi geleceğini, ona yeteceğini ifade eder. Bu, Allah'ın kudret ve merhametinin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hasb' kelimesinin yeterlilik ve kifayet anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın tevekkül eden kuluna her türlü desteği sağlayacağını, onu kimseye muhtaç etmeyeceğini ve işlerini yoluna koyacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hasb' kelimesinin 'yeterli olan' anlamına geldiğini ve bu bağlamda Allah'ın, kendisine güvenen kuluna her şeyiyle kafi geleceğini ifade ettiğini belirtir. Bu, Allah'ın mutlak gücünü ve kuluna olan şefkatini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Emr, hem emir (buyruk) hem de iş (hadise, durum) anlamlarına gelir. Ayetteki 'innallâhe bâliğu emrih' (Allah buyruğunu yerine getirendir) ifadesi, Allah'ın iradesinin ve takdirinin mutlaka gerçekleşeceğini, hiçbir gücün O'nun hükmünü engelleyemeyeceğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, emr kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde O'nun mutlak iradesini ve kudretini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın her şeyi dilediği gibi yapma ve takdir ettiği her şeyi gerçekleştirme gücüne sahip olduğu anlatılır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, emr kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlamsal yelpazeye sahip olduğunu, bu ayette ise Allah'ın evrensel düzeni, kaderi ve her şeyi kapsayan hükmünü ifade ettiğini belirtir. Allah'ın emrinin 'bâliğ' (ulaşan, yerine gelen) olması, O'nun iradesinin mutlak ve kaçınılmaz olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr, bir şeyin miktarını, ölçüsünü ve değerini ifade eder. Ayetteki 'kad cealallâhu likülli şey'in kadran' (Allah her şey için bir ölçü var etmiştir) ifadesi, evrendeki her şeyin Allah tarafından belirli bir düzen, denge ve hikmetle yaratıldığını, hiçbir şeyin rastgele olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, kadr kelimesinin hem miktar hem de takdir anlamlarını içerdiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın her şeyi önceden belirlediği, her varlığın ve olayın belirli bir ölçüye ve plana göre meydana geldiği ifade edilir. Bu, Allah'ın ilim ve kudretinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, kadr kavramının Kur'an'da ilahi takdir ve evrensel düzenin temelini oluşturduğunu belirtir. Her şeyin bir 'kadr' ile yaratılması, Allah'ın mutlak kontrolünü ve evrendeki mükemmel ahengi ifade eder. Bu, aynı zamanda insanın kader inancının da temelini oluşturur.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.