Vellâ-î ye-isne mine-lmehîdi min nisâ-ikum ini-rtebtum fe'iddetuhunne śelâśetu eşhurin vellâ-î lem yehidn(e)(c) ve ulâtu-l-ahmâli eceluhunne en yeda'ne hamlehun(ne)(c) vemen yetteki(A)llâhe yec'al lehu min emrihi yusrâ(n)
Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
Talâk Suresi'nin 4. ayeti, boşanmış kadınların iddet sürelerini, özellikle menopoz dönemindeki, hiç adet görmemiş ve hamile kadınlar özelinde açıklamaktadır. Ayet, fıkhi bir hükmü dilbilimsel bir kesinlikle ifade ederken, takva ile kolaylık arasındaki ilişkiye de vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ye's (يأس) kelimesi, bir şeyden ümidi kesmek, umutsuzluğa düşmek anlamına gelir. Ayetteki 'ye'isne mine'l-mehîd' ifadesi, kadınların adet görme ümidini tamamen kaybetmeleri, yani menopoz dönemine girmeleri anlamında kullanılmıştır. Bu, fizyolojik bir durumun mecazi bir ifadeyle anlatımıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'ye'isne' fiili, adet görmekten kesilme, artık adet görmeme durumunu mecazi olarak 'ümidini kesme' fiiliyle ifade eder. Kadınların adet görme beklentisinin sona ermesi, bu fiille anlatılmıştır. Bu, Kur'an'ın dilindeki inceliklerden biridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hayıd (حيض), kadınların belirli dönemlerde rahimlerinden gelen kanı ifade eder. Ayetteki 'mine'l-mehîd' ifadesi, bu fizyolojik durumdan, yani adet görme halinden kesilmeyi belirtir. Bu kelime, fıkhi hükümlerin temelini oluşturan önemli bir kavramdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mehîd (محيض), hayız zamanı veya hayız yeri anlamına gelir. Ayette ise adet görme eyleminin kendisini ifade etmek için kullanılmıştır. 'Yei'sne mine'l-mehîd' tabiri, adet görme eyleminin sona ermesi, yani menopoz durumunu net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rayb (ريب), bir şey hakkında şüpheye düşmek, tereddüt etmek, kalpte bir kuşku hissetmek anlamına gelir. Ayetteki 'in irtibtum' ifadesi, iddet süresi konusunda bir belirsizlik veya şüphe oluşması durumunu belirtir. Bu, fıkhi hükmün uygulanmasında karşılaşılabilecek bir durumu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rayb kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şüphe, tereddüt veya belirsizlik durumunu ifade eder. Bu ayette, kadınların iddet süreleri konusunda ortaya çıkabilecek bir belirsizliğe işaret eder ve bu belirsizliğin nasıl giderileceğine dair bir çözüm sunar. Kavram, hukuki bir durumun netleştirilmesi ihtiyacını vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İddet (عدة), boşanmış veya kocası vefat etmiş kadınların, yeni bir evlilik yapmadan önce beklemekle yükümlü oldukları belirli bir süredir. Bu süre, nesebin karışmaması ve kadının hamile olup olmadığının anlaşılması gibi hikmetlere dayanır. Ayette, farklı kadın grupları için iddet süreleri açıklanmaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İddet kelimesi, 'aded' (sayı) kökünden türemiştir ve belirli bir sayıyı, süreyi ifade eder. Fıkıhta ise, kadının evlilik bağının sona ermesinden sonra beklemesi gereken süreyi ifade eder. Ayette, bu sürenin menopozdaki ve hiç adet görmemiş kadınlar için üç ay, hamileler için ise doğumla sona ereceği belirtilmiştir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vada'a (وضع) fiili, bir şeyi yere koymak, bırakmak anlamına gelir. Hamile kadınlar için kullanıldığında ise, karnındaki yükü, yani çocuğu doğurmak anlamını taşır. Ayetteki 'en yeda'ne hamlehunne' ifadesi, hamile kadınların iddetinin, doğum yapmalarıyla sona ereceğini açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vada'a kelimesi, bir şeyi yerinden ayırmak, bırakmak anlamındadır. Hamilelik bağlamında ise, rahimdeki cenini dışarı çıkarmak, yani doğum yapmak anlamına gelir. Bu, hamile kadınların iddetinin sona ermesi için kesin bir ölçüt olarak sunulmuştur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva (تقوى), Kur'an'ın merkezi kavramlarından biridir ve Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak anlamına gelir. Ayetteki 'men yettakillâhe' ifadesi, Allah'tan sakınan, O'nun hükümlerine riayet eden kişilere vaat edilen kolaylığı vurgular. Bu, sadece fıkhi bir hüküm değil, aynı zamanda ahlaki bir ilkedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vikaye (وقاية) kökünden gelen takva, bir şeyi korumak, sakınmak anlamına gelir. Dini bağlamda ise, nefsi Allah'ın azabından korumak için O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır. Ayette, takvanın dünya işlerinde kolaylık getireceği müjdelenmiştir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.