Velâ tuti' kulle hallâfin mehîn(in)
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
Kalem Suresi'nin 10. ayeti, müminlere ahlaki zaafları olan kişilere itaat etmemeleri gerektiğini öğütler. Ayet, özellikle 'çok yemin eden' ve 'alçak' gibi sıfatlarla nitelenen kişilerin olumsuz özelliklerini vurgulayarak, bu tür karakterlerden uzak durulması gerektiğini dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tav' (طوع) kelimesinin asıl anlamının 'kolaylık ve yumuşaklık' olduğunu belirtir. 'İtaat' ise bir emre kolaylıkla ve isteyerek boyun eğmek demektir. Ayetteki 'lâ tuti'' (لا تطع) ifadesi, bu tür kötü vasıflara sahip kişilerin sözlerine veya emirlerine kesinlikle uymamak, onların peşinden gitmemek gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tâat'ı (طاعة) 'iradeye uygun hareket etmek' olarak tanımlar. Ayetteki nehiy (yasaklama) formu, müminlerin iradelerini bu tür ahlaksız kişilerin iradelerine tabi kılmamaları gerektiğini, onlara karşı bir direnç göstermeleri gerektiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hallâf' kelimesinin 'çok yemin eden' anlamına geldiğini belirtir. Bu, genellikle yalan yere veya gereksiz yere yemin etmeyi alışkanlık haline getiren kişileri ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu tür bir davranış, kişinin sözüne güvenilmezliğini ve ahlaki düşüklüğünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'half' (حلف) kelimesinin 'yemin etmek' anlamına geldiğini ve 'hallâf'ın ise mübalağa sigası olduğunu ifade eder. Bu, kişinin yemin etmeyi bir alışkanlık haline getirdiğini ve bu yeminlerin genellikle değersiz veya yalan olduğunu ima eder. Ayet, bu tür bir karaktere sahip kişiye itaat edilmemesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da yemin kavramının genellikle bir sözün veya iddianın doğruluğunu pekiştirmek için kullanıldığını belirtir. Ancak 'hallâf' gibi mübalağalı bir kullanım, yemin etmenin amacından saptığını, kişinin sözüne güveni artırmak yerine aksine şüphe uyandırdığını gösterir. Bu, ahlaki bir zaaf olarak değerlendirilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mehîn' kelimesinin 'hakir ve zayıf' anlamına geldiğini belirtir. Bu, sadece fiziksel bir zayıflığı değil, aynı zamanda ahlaki ve karakter zayıflığını da ifade eder. Ayetteki kullanımı, kişinin ahlaki değerlerden yoksun, onursuz bir karaktere sahip olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mehn' (مهن) kökünün 'zayıflık, değersizlik ve horlanma' anlamlarını taşıdığını açıklar. 'Mehîn' ise bu özelliklere sahip kişiyi tanımlar. Ayet, bu tür bir alçaklığa sahip kişinin sözüne veya otoritesine itaat edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, onun değersizliğini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mehîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle insanın yaratılışındaki zayıflığına veya ahlaki düşüklüğüne işaret ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, 'hallâf' sıfatıyla birlikte kullanılması, kişinin hem sözüne güvenilmez hem de karakter olarak zayıf ve değersiz olduğunu pekiştirir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
68.10 - Ve lâ tutığ kulle hallâfim mehîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.10 - Ve tanıma şunların hiçbirini: çok yemin edici, değersiz
------------------------
حَلاَّفٍÇok yemin edici çok yemin etmeye alışmış, eğriye doğruya yemin eder durur. Yemin bir zorunluluk ve kesin bir gereklilik halinde hakkı vurgulamak ve ortaya çıkarmak için yapılır, pek büyük bir vurgu gücüdür. Çok çok yemin edip durmak ise, onu hafife almak, kendi kendinin delilini çürütmektir. Gerçi Allah'ın ismini saygı ile çok zikretmek çok sevaptır. En büyük ibadettir. Fakat onu her şeyde bir destekleme aracı olarak kullanmak, sık sık şahit olarak çağırıp durmak ise Allah'ı anmak ve ona saygı göstermek değil, onun ululuk ve kutsallığına saldırmaktır. Onun için yemin eden kimse son bir zorunluluk halinde, onun şahitlik ve kefilliğine baş vururken bütün hakkından emin olacak şekilde düşüne düşüne titreye titreye başvurmalıdır.
Yoksa o yemin o kimsenin saygısızlığını ve yüce Allah'ın ululuğunu tanımadığını, yeminin son derece kutsal tutulması gereken ve hakkın ortaya çıkarılması, güvenliğin yerleştirilip sabitleştirilmesi için her yolun kesildiği en son noktada baş vurulacak en son ve biricik destekleyici güç olduğunu ve onu hafife alanın bütün yasal güvenliği çiğnemiş ve dolayısıyla kendi vicdanında kendine dahi hayat hakkı bırakmamış olacağını duymadığını, düşünmediğini gösterir. Bu ise yeminin hükmünü tanımamak demek olan yeminsizlikten اِنَّهُمْ لاَۤ اَيْمَانَ لَهُمْ“Onların yeminleri yoktur.” (Tevbe, 9/12) kriteri ile ifade edilen manadan daha bayağı bir çelişkidir. Destek almak için başvurduğu en büyük gücün zayıflığını ilan ederek kendini yıkmaktır. Onun için bu, gerek inanç, gerekse amel bakımından her kötülüğün kaynağıdır. Bunu anlamak için burada her fenalığın başında sayılmasını düşünmek yeter. Bundan dolayı insan kesin olarak bildiği hakta dahi çok çok yemin etmekten sakınmalıdır. Zira düşüncesizce yemin eden, yalan yere yemin etmeye de alışır. Doğruya eğriye yemin etmeye alışmış olanlarda ise şu niteliklerin hepsi bulunabilir.
مَه۪ينٍalçak, görüşü ve düşüncesi önemsiz, bayağı düşünür, kendi kendini küçük düşürür, yalancı, değersiz, her kalıba dökülür, her fenalığa sürüklenir. (E.H.Y.)
~~68.10~
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهٖينٍ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.10 - Ve lâ tutığ kulle hallâfim mehîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.10 - Ve tanıma şunların hiçbirine: çok yemin edici, değersiz
Boşu boşuna çok yemin eden kimselerin hükümsüz ve değersiz yeminlerini tanıma.
Kur’an-ı Kerîm de biri zati ve biride beşeri olmak üzere iki tür yemin vardır. Yemin aynı zaman da “ahid-söz vermedir” Ef’al aleminde de yemin ve ahid biri imani ve bir inkari olmak üzere iki türlüdür.
Zat-i İlâhi yeminler, “vettin vezzeytun…… -incire ve zeytine” yemin olsun ve diğerleri gibi. Bu yeminler Allah’a ait olan yeminlerdir.
İman ehlinin ahid ve yeminleri ise.
Diyanet Meali:
Fetih. 48.10 - Sana bîat edenler ancak Allah'a bîat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.
Ve benzeri diğer Ayet-i Kerîmeler’dir.
İnkâr ehlinin yeminleri ise Araf Suresi, 21. ayet: (İblis) Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti.
Tevbe Suresi, 62. ayet: Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır. “ İz- -T-B- “