Mennâ'in lilḣayri mu'tedin eśîm(in)
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
Kalem Suresi 12. ayet, ahlaki zaafları ve kötü huyları olan bir kişiyi tasvir etmektedir. Ayet, 'iyiliği engelleyen', 'haddi aşan' ve 'günahkar' gibi kavramlar aracılığıyla bu kişinin olumsuz niteliklerini vurgulamaktadır. Bu kavramların etimolojik ve semantik analizi, ayetin vermek istediği mesajı derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'men'' kökünü 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' olarak açıklar. 'Mennâ'' ise bu fiili çokça ve sürekli yapan kişi için kullanılır. Ayetteki 'mennâ'in li'l-hayr' ifadesi, iyiliğin başkalarına ulaşmasını sürekli engelleyen, cimrilik veya düşmanlık sebebiyle hayra mani olan kişiyi tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mennâ'' kelimesini 'hayrı men eden, engelleyen' olarak tefsir eder. Bu bağlamda, kişinin sadece iyilik yapmaktan kaçınmakla kalmayıp, başkalarının da iyilik yapmasına veya iyilikten faydalanmasına engel olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'men'' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, genellikle 'engelleme' ve 'alıkoyma' anlamlarına vurgu yapar. 'Mennâ'' formu, bu engelleme eyleminin sürekliliğini ve yoğunluğunu ifade eder. Ayetteki 'mennâ'in li'l-hayr', kişinin iyiliğe karşı gösterdiği sürekli olumsuz tavrı ve engelleme çabasını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'i'tâd' fiilini 'haddi aşmak, sınırı geçmek' olarak açıklar. 'Mu'tedî' ise bu fiili işleyen, yani Allah'ın koyduğu sınırları veya insanların haklarını çiğneyen kişidir. Ayetteki bağlamda, bu kişi ahlaki ve hukuki sınırları aşan, başkalarına karşı haksızlık eden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adâ' kökünün temel anlamının 'sınırı aşmak' olduğunu belirtir. 'Mu'tedî' ise bu aşma eylemini gerçekleştiren, yani zulmeden, haksızlık eden veya düşmanca davranan kişidir. Ayette, bu kelime kişinin ahlaki ve sosyal normlara aykırı davranışlarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'adâ' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını analiz ederken, 'tecavüz etmek, haddi aşmak, düşmanlık etmek' gibi anlamlara dikkat çeker. 'Mu'tedî' kelimesi, bu eylemleri sürekli yapan, yani başkalarına karşı saldırgan ve haksız davranışlar sergileyen bir karakteri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ism' kelimesini 'günah, suç' olarak açıklar. 'Esîm' ise bu günahı çokça işleyen, günahkar ve suçlu kişidir. Ayetteki 'esîm' ifadesi, kişinin günah işlemeyi alışkanlık haline getirdiğini ve ahlaki olarak yozlaşmış olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ism' kökünün 'hayrı kaçıran, günahta ısrar eden' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Esîm' ise bu niteliği taşıyan, yani sürekli günah işleyen ve kötülükten vazgeçmeyen kişidir. Ayette, bu kelime kişinin ahlaki düşkünlüğünü ve günahkarlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ism' kavramını Kur'an'da 'günah, suç' olarak ele alır ve genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelme anlamında kullanıldığını belirtir. 'Esîm' kelimesi, bu günahları sürekli işleyen, yani ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeyen ve Allah'a karşı gelen bir kişiyi tanımlar. Ayetteki kullanımı, kişinin derin bir ahlaki yozlaşma içinde olduğunu gösterir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~68.12~
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثٖيمٍ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.12 - Mennâıl lilhayri muğtedin esîm.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.12 - Hayır engeli, mütecâviz, vebâl yüklü
------------------------
Hayır engeli, hiç hayra yaramaz. Son derece cimri olduğu gibi başkalarının yapacağı hayra da engel olur. Hayır düşmanı.
مُعْتَدٍ
Sınır tanımaz, haddini aşkın, hakkına razı olmaz, hak yiyen,
اَثِيمٍ
Günahtan vebalden çekinmez, günah yüklü,
عُتُلّ
zobu kaba, saygısız, zorba, obur, bulduğunu çarpar yer, ölçüsüz ve yakışıksız sözler söyler, acımasız, des-pot.
بَعْدَ ذٰلِكَ
Ondan sonra da yani bütün bu fena huyların arkasından da, onlarla beraber
زَن۪يمٍ
bir delme takma, soyu takma, uydurma, yahut fenalıkla tanınan, edepsiz damgalı, yahut dalkavuk.
Zenim, “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan sarkıntıya denir ki, her tarafa sallanır durur. Dilimizde o koyun veya keçiye küpeli denildiği gibi Arapça'da da zenim denilir. Burada bundan istiare edilmiştir ki, bu Türkçe'de en çok dalkavuk veya kulağı yirik yahut kulağı kesik yahut kulağı küpeli sözlerindeki mecaz manayı andırır. İbn Cerir'in tefsirinde açıklandığı gibi tefsirciler İbn Abbas ve diğerlerinden bu kelimenin tanıtımı hususunda şunları nakletmişlerdir: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, piç, kötülükle tanınmış, kötü damgalı, damgalı kafir, çok zalim, aşağılık, fena huylu....” (et-Taberi, a.g.e., XXIX, 17.)
Buhari'de bu surenin tefsirinde Mücahid ve İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir:
------------------------
عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş: