İçeriğe atla
Kalem 17Cüz 29 · Sayfa 565

Kalem Sûresi 17. Âyet

القلم

Sohbete sor

İnnâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbe-lcenneti iż aksemû leyasrimunnehâ musbihîn(e)

Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

Kalem Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~~68.17~
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحٖينَ
~ ~ ~

Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.17 - İnnâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbel cenneh, iz agsemû leyasrimunnehâ musbihîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.17 - Haberiniz olsun ki biz onlara belâ vermişizdir. O bağ sahiblerini belâlandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi; sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.

------------------------
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْKuşkusuz biz onlara bir bela verdik. Yani mal ve oğullarına güvenip de öyle diyenleri, o yalanlayıcıları belaya düşürmüş, bir sınava sokmuşuzdur. O mal ve çocuklar onlara bir fitne, bir felaket kesilir. Nitekim peygamberliğin ilk yıllarında Mekkeliler öyle ahlaksızların sözlerine uyarak Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve peygambere eziyet ve sıkıntı vermede ısrar ettikleri için Allah Resulü:
اَللّٰهُمَّ اشْدُدْ وَطْاَتَكَ عَلٰى مُضَرٍ وَاجْعَلْهَا سِن۪ينَ كَسِن۪ى يُوسُفَ
“Allah'ım, Mudar'a vereceğin belayı şiddetlendir. Onlara Yusuf'un seneleri gibi kıtlık ver.” (Buhari, Ezan, 128, İstiska, 2, Cihad, 98, Enbiya, 19, Tefsiru Sureti, 44/2; Müslim, Münafikun, 40, Mesacid, 294, 295; Ahmed b. Hanbel, I, 380, 431, 441, II, 239, 255, 270; Ebu Davud, Vitir, 10; Nesai, Tatbik, 27; İbn Mace, İkamet, 145; Darimi, Salat, 216.) diye dua etmiş; Allah da onları yedi sene kıtlık kuraklık içinde ezmiş, belalarını vermişti. O mal ve çocukların yaratılmasındaki hikmeti bilmeyen ve onu hayrı için sarfederek şükredecek yerde hayra engel olmak ve hakka karşı burun şişirmek için toplayanlara onların bir iyilik ve lütuf değil, birer bela olduklarını tanıtmıştı ki, burada o haber verilerek bir uyarıda bulunulmaktadır. Ve bunun, sade onlara ait bir tesadüften ibaret olmayıp önce ve sonra uygulanması gereken bir kanun olduğunu misal ve hikmeti ile son derece sade ve fakat pek derin manalara değinerek açıklamak üzere şöyle buyruluyor:
كَمَا بَلَوْنَاۤ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ
Nasıl ki o cennet sahiplerini bir bela ile sınamıştık. Burada cennetten maksat, dünya cenneti, güzel bağ ve bostan demektir. Daha derin bakışla da vatan demektir. Elif-lam ile «
اَلْجَنَّةِ
yalnız burada böyle dünya cenneti manasında kullanılmıştır. Zira verilen misalin gösterdiği gibi bu hikaye Araplar tarafından bilinirmiş. “Cennet sahipleri”nden maksat, o bağı kullanma hakkı ve yetkisi bulunanlar, ellerinde tutup idare edenlerdir. Bunun Kehf Suresi'nde
وَدَخَلَ جَنَّتَهُ
“Ve bağına girdi.” (Kehf, 18/35) ayetinde olduğu gibi bir tek kişi misali ile getirilmeyip
اَصْحَابُ الْجَنَّة
“bağ sahipleri” diye çoğul kipiyle ortak bir mülk misali olarak getirilmesi, bireysel mülkün idaresinden ziyade toplum ve vatan kavramları açısından yapılmış bir temsil olduğunu gösterir.
Hikayenin, en meşhur rivayetlerde özeti şöyledir: Yemen'de San'a'-ya yakın Savran denilen yerde dinin emirlerine uygun hareket eden bir adamın güzel bir bağı vardı. Ona iyi bakar, ondan Allah hakkını yerine getirirdi. Derken vefat etti, bağ çocuklarına kaldı. Onlar ise insanları onun hayrından istifade ettirmediler ve Allah hakkını kıskanıp cimrilik yaptılar. Sonuç yüce Allah'ın anlattığı gibi oldu:
اِذْ اَقْسَمُوا
O zaman bela vermiştik ki yemin etmişlerdi. Hikayeye bu şekilde önce yeminlerinden başlanmasında önemli nükteler vardır. Birincisi her sosyal bir işin bir akit ve sözleşme ile başladığını ve bundan dolayı neticede kar ve zararın da ona bağlı bulunduğunu anlatır. İkincisi, yukarıda
كُلَّ حَلاَّفٍ
“her çok yemin edici” sözü en başta söylenmiş olduğu gibi burada da ondan başlanmış ve ettiği yeminin ne demek olduğunu ve giriştiği sözleşmenin ne dereceye kadar kendi ilmi ve gücü kapsamına girdiğini iyi düşünmeden kesin yemin ile bir işi üstüne almaya kalkışanların yalan yere yemin etmiş ve ondan dolayı başlarını nasıl belaya sokmuş oldukları gösterilmiştir. Çünkü bunlar şuna yemin etmişlerdi:
لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَ
Her ne olursa olsun, kesinlikle sabahleyin o cenneti kesecekler.
Sarm, bağ kesmek, üzüm ve meyve devşirmek anlamına geldiği gibi, bir şeyi kökünden kesip tamamen ayırmak anlamına da gelir. Bunlar gönüllerince bağın kendisini değil, meyvesini devşirmeyi kastetmiş olsalar da yeminlerinde şöyle demişlerdir: “Vallahi o bağı sabahleyin mutlaka ve kesinlikle keseceğiz”. Oysa bu tamamen kendi ellerinde değildi. Gerek o bağın gerek kendilerinin sabaha çıkıp çıkmayacaklarını öyle kesin bir şekilde bilemezlerdi.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)