Kâle evsetuhum elem ekul lekum levlâ tusebbihûn(e)
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
Bu ayet, 'evsat' kelimesiyle bir grubun içindeki 'orta' veya 'en adil' kişiyi, 'kavl' ile söz söyleme eylemini ve 'tesbih' ile Allah'ı yüceltme ve anma fiilini vurgulayarak, bir uyarı ve hatırlatma bağlamında önemli dilbilimsel derinlikler sunmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vasat' kelimesinin 'iki tarafın ortası' anlamına geldiğini belirtir. Ancak Kur'an'da kullanıldığında 'en hayırlı, en adil, en faziletli' anlamlarını da taşıdığını ifade eder. Bu ayetteki 'evsatuhum' ifadesi, grubun içinde en hikmetli ve doğru sözü söyleyen kişiyi işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evsat' kelimesinin 'en adil' ve 'en hayırlı' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, bu kişinin diğerlerinden daha basiretli ve doğruyu gören bir konumda olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vasat' kavramının Kur'an'da sadece coğrafi bir orta noktayı değil, aynı zamanda 'denge', 'adalet' ve 'mükemmellik' gibi ahlaki ve dini değerleri de ifade ettiğini belirtir. 'Evsatuhum' ifadesi, bu kişinin hem konum hem de nitelik olarak üstünlüğünü gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavl' kelimesinin genel olarak 'söz' anlamına geldiğini ve Kur'an'da farklı bağlamlarda 'emretmek', 'haber vermek' gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'elem ekul lekum' ifadesi, daha önce yapılmış bir uyarıyı veya hatırlatmayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'in, bir düşünceyi veya fikri sesli olarak ifade etme eylemi olduğunu açıklar. Ayetteki 'akûl' fiili, ortancanın diğerlerine yönelik açık ve net bir hatırlatmasını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavl' kökünün Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'söz söylemek' fiilinin, bazen bir öğüt, bazen bir tehdit, bazen de bir hatırlatma niteliği taşıdığını belirtir. Buradaki 'akûl' fiili, bir öğüt ve hatırlatma bağlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tesbih' kelimesinin aslen 'hızlı hareket etmek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da 'Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, O'nu yüceltmek ve anmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tusebbihûn' ifadesi, Allah'ı zikretme ve O'na şükretme yükümlülüğünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tesbih'in Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutmak ve O'nun kemal sıfatlarını ikrar etmek olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'lâ tusebbihûn' ifadesi, Allah'ı anmayı ve O'na şükretmeyi ihmal etmenin bir eleştirisi olarak yer alır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tesbih' kavramının Kur'an'da sadece sözlü bir zikir olmadığını, aynı zamanda Allah'ın yüceliğini ve kudretini idrak etmeyi ve bu idrakle uyumlu bir yaşam sürmeyi de içerdiğini belirtir. Ayetteki 'tusebbihûn', Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etmeme ve O'nu sürekli hatırlama çağrısıdır.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~68.28~
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.28 - Gâle evsetuhum elem egul lekum levlâ tusebbihûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.28 - Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbîh etseydiniz
evsatları dedi. Burada evsat “ortanca” demek değildir. Üç veya beş kişiden ibaret imişler de bir en ortancaları varmış şeklinde anlamamalıdır. İbn Cerir'in İbn Abbas, Mücahid, Katade ve Dahhak'ten rivayet ederek açıkça belirttiği şekilde Bakara Suresi'nde وَكَذلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.” (Bakara, 2/143) ayetinde vasat, adaletli manasına olduğu gibi burada da onun üstünlük ismi olarak en doğru, en haktanır, en hayırlı, başka bir tabirle “en ölçülü” davranan demektir. (et-Taberi, a.g.e., XXIX, 22.) Bundan dolayı bir toplum içinde baştan kıymeti bilinmemiş, söylediği dinlenmemiş bir şahsın kıymetini gösterir. Demek ki mesele, toplumu yok sayan aşırı bireycilerin, zorbaların, bencillerin zannettiği gibi ne sadece yalnız kalmada; ne de bireye hiç değer vermek istemeyen aşırı toplumcuların zannettikleri gibi yalnız toplumdadır. İkisi arası bir ılımlılık noktasındadır. Ruh ile beden gibi bireyin ortaya çıkışı toplumda, toplumun ayakta durması bireyde, başta ve sonda ikisinin en uygun durumu, kıvamı haktadır. Onun için bireyler hakkın birliğine dayanarak bir sözleşme yapmadan toplum meydana getiremediler, aynı zamanda sözleşme ve hareketlerinde doğruluk ve adaletin hakkını gözetmedikleri için de başarılı olamadılar.
İşte içlerinde bunu bilen bir fert dedi ki: اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلاَ تُسَبِّحُونَ
Demedim mi size? Tesbih etseydiniz ya! Yüce Allah'ın kusursuzluğunu tanısanız, onun eksiklikten uzak bir Allah olduğunu, egemenliğini kimseye vermeyeceğini; alçaklığı, haksızlığı, zorbalığı sevmediğini bilseniz, hakkı gözetseniz, istisna yapsanız da zorbalığa sapmasanız. Bu, “vaktiyle beni niye dinlemediniz?” diye benlik sevdasıyla yapılan sadece bir sitem değil, bu kez düştükleri ümitsizlikten kurtarmak ve ümitsizlikle Allah'a zulüm yakıştırmak gibi, ona karşı daha büyük bir küfür ve günaha düşmekten sakındırmak için sitem tarzında, edilen hatayı hatırlatarak tevbe etmeye ve uyanmaya bir çağrıdır. Bu sebeple uyandılar. Önce dinlemedikleri öğüdü bu kez gördükleri felaket içinde dinlediler de,