Em lekum eymânun ‘aleynâ bâliġatun ilâ yevmi-lkiyâmeti(ﻻ) inne lekum lemâ tahkumûn(e)
Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
Bu ayet, müşriklerin ahiret inancını ve kendi lehlerine hüküm verme iddialarını sorgulamaktadır. Anahtar kavramlar, 'yeminler', 'kıyamet' ve 'hükmetmek' fiili üzerinden, ilahi adalet ve insan iradesinin sınırları arasındaki gerilimi dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn' kelimesinin aslen sağ el anlamına geldiğini, ancak mecazi olarak ahit, antlaşma ve kasem (yemin) için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'eymân' kelimesi, müşriklerin Allah katında kendileri için bir güvence veya ahitleri olduğu yönündeki yanlış inançlarını ifade eder (s. 886).
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eymân' kelimesini 'ahd' (ahit) ve 'kasem' (yemin) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, müşriklerin kendilerine fayda sağlayacak, Allah tarafından verilmiş bir söz veya güvenceye sahip oldukları yanılgısını dile getirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'yemîn' kavramının Kur'an'da sadece bir sözü teyit etmekle kalmayıp, aynı zamanda bir tür 'kutsal bağ' veya 'antlaşma' anlamı taşıdığını vurgular. Bu ayette, müşriklerin Allah ile kendileri arasında böyle bir bağın varlığına dair iddiaları reddedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bülûğ' kelimesinin bir şeyin son noktasına ulaşması, hedefine varması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bâliğa' kelimesi, müşriklerin iddia ettiği yeminlerin kıyamet gününe kadar kesintisiz bir şekilde devam edeceği, yani geçerliliğini koruyacağı varsayımını ifade eder (s. 132).
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bülûğ' kelimesinin bir şeyin nihayetine ermesi, kemale ulaşması anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'bâliğa' kelimesi, bu yeminlerin zaman açısından bir sona erme veya kesintiye uğrama durumu olmaksızın, kıyamete kadar uzanacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâmet' kelimesinin 'kıyâm' (ayağa kalkma) kökünden geldiğini ve insanların kabirlerinden kalkıp hesap vermek üzere toplanacakları günü ifade ettiğini belirtir. Ayette, müşriklerin iddia ettiği ahitlerin geçerlilik süresinin bu nihai güne kadar uzandığına dair yanlış bir beklentiye işaret edilir (s. 700).
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'kıyâmet'in, insanların diriltilip Allah'ın huzurunda duracakları büyük gün olduğunu ifade eder. Bu ayette, müşriklerin ahitlerinin bu büyük güne kadar süreceği yönündeki iddiaları, ilahi adaletin tecelli edeceği bu güne atıfla reddedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıyâmet' kavramının Kur'an'da sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda kozmik bir dönüşüm ve ahlaki bir hesaplaşma anı olduğunu vurgular. Ayette, müşriklerin bu hesaplaşma gününde bile kendi lehlerine hüküm verebilecekleri yanılgısı ele alınır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hükm' kelimesinin bir şeyi engellemek, menetmek ve bir konuda karar vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tahkümûne' fiili, müşriklerin kendi arzularına göre hüküm verme, yani kendilerine en uygun olanı seçme ve bunu Allah'a atfetme cüretini ifade eder (s. 257).
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hükm'ün, bir şeyi sağlamlaştırmak ve bir konuda kesin karar vermek olduğunu açıklar. Ayetteki 'tahkümûne' fiili, müşriklerin kendi heva ve heveslerine göre, sanki Allah'tan bir yetki almışçasına, kendi lehlerine hükümler koyma ve bu hükümlerin geçerli olacağını sanma durumunu eleştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hükm' kökünün Kur'an'da genellikle ilahi otorite ve adaletle ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette ise, bu ilahi yetkinin insanlar tarafından gasp edilmeye çalışılması, yani kendi isteklerine göre hüküm verme çabası eleştirilmektedir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.39 - Em lekum eymânun aleynâ bâliğatun ilâ yevmil gıyâmeti inne lekum lemâ tahkumûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.39 - Yoksa size karşı üzerimizde Kıyamet gününe kadar sürecek yemînler,
teahhüdler mi var; Siz her ne hukm ederseniz her halde öyle olacak diye?
Yoksa sadece size özel olarak üzerimizde kıyamete kadar sürecek birçok yeminler, verilmiş sözler mi var?
Ki sizin için, her ne hükmederseniz o kesinlikle öyle olackatır diye yani bugün size az çok bir hüküm ve yetki verdikse, kıyamete kadar hükmünüzün devam edeceğine, bütün şu anın ve geleceğin hakimiyetini de size teslim ettiğimize ve şu anda o küçümsediğiniz müslümanların yarın sizin üstünüze geçmeyeceğine ve bugün “bu böyledir” diye verdiğiniz hükmün kıyamete kadar yani sonsuza değin öyle olacağına dair size bozulması imkansız sonsuz bir söz mü vermiş olduk? Ne bilirsiniz ki bugün size tatlı gelen yarın acı gelmeyecek? Ne bilirsiniz ki bugün küçük diye hakimiyet altına aldığınıza yarın büyük diye boyun eğmeyeceksiniz? Ne bilirsiniz ki bugün “akılsız” dediğinize yarın, “amma da akıllıymış ha” demeyeceksiniz? Ne bilirsiniz ki bugün güldüğünüze yarın ağlamayacaksınız? O halde siz bugün suçluları beğeniyor, müslümanları beğenmiyorsunuz, müslümana lütufta bulunulmasından suçluya azap edilmesinden hoşlanmıyorsunuz, yahut iyi ile kötü-yü eşit, testiyi kıranla suyu getireni bir tutmak ve dolayısıyla müslü-manı akılsız suçluyu akıllı göstermek istiyorsunuz, gönlünüz böyle arzu ediyor diye, gerçekte Allah katında da öyle olduğuna nasıl hükmediyorsunuz? İyi ile kötünün eşit olmasını ne Kitap ile Sünnet ne de akıl kabul etmezken siz hangi belgeye dayanarak o hükmü veriyor, hangi kuvvet ile hak ve hakikatı değiştirmeye kalkışıyorsunuz? Öyle kendi kendinize hükümler veriyorsunuz.