Selhum eyyuhum biżâlike ze'îm(un)
Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"
Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
Kalem Suresi 40. ayet, müşriklere yöneltilen bir meydan okuma ve sorgulama içermektedir. Ayet, 'sor onlara' ifadesiyle başlayarak, 'bunu kim üzerine alır?' sorusuyla onların iddialarının mesnetsizliğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Temel kavramlar, sorgulama fiili ve iddia edilen sorumluluğu ifade eden 'zaîm' kelimesi etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سأل' (se'ele) fiilini, bir şeyin hakikatini veya bilgisini talep etmek olarak açıklar. Ayetteki 'سَلْهُمْ' (selhum) ifadesi, müşriklerin iddialarının dayanağını sorgulama, onların bu konudaki yetkilerini ve sorumluluklarını ortaya çıkarma amacı taşır. Bu, sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bir itiraz ve meydan okuma anlamı da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'سَلْهُمْ' ifadesini, 'onlara de ki' veya 'onlardan iste ki' şeklinde mecazi bir anlamda kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu ifade, müşriklerin ahiret ve peygamberlik konusundaki iddialarına karşı bir delil talep etme ve onları bu konuda hesap vermeye çağırma anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sorgulama' fiillerinin genellikle bir hakikati ortaya çıkarma, bir iddiayı çürütme veya muhatabı düşünmeye sevk etme amacı taşıdığını belirtir. 'سَلْهُمْ' ifadesi, müşriklerin kendi zanlarına dayalı inançlarının sorgulanması ve bu inançların sağlam bir temele dayanmadığının gösterilmesi için kullanılır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أيّ' (eyy) kelimesinin istifham (soru) edatı olarak kullanıldığında, belirli bir grup içinden birini veya bir şeyi ayırt etme işlevi gördüğünü açıklar. Ayetteki 'أَيُّهُم' ifadesi, müşrik topluluğu içinde, peygamberlik ve ahiret konularında iddia sahibi olan veya bu iddialara kefil olan kişiyi belirlemeye yöneliktir, bu da onların iddialarının temelsizliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أيّ' kelimesinin, bir topluluk içinden belirli bir ferdi veya özelliği seçmek için kullanıldığını belirtir. 'أَيُّهُم' ifadesi, müşriklerin genel iddialarının ötesinde, bu iddiaların sorumluluğunu kimin üstleneceğini, kimin bu konuda 'zaîm' olduğunu sormak suretiyle, onların bu konudaki dağınıklığını ve mesnetsizliğini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'زَعِيمٌ' (zaîm) kelimesini, 'kefil' veya 'sorumluluğu üstlenen kişi' olarak açıklar. Ayetteki 'بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ' ifadesi, müşriklerden kimin, peygamberin iddialarının yanlışlığı veya kendi inançlarının doğruluğu konusunda kefil olacağını, bu iddiaların sorumluluğunu üstleneceğini sormaktadır. Bu, onların iddialarının arkasında duracak kimsenin olmadığını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'زعم' (ze'ame) fiilinin genellikle 'iddia etmek', 'sanmak' anlamlarına geldiğini, ancak 'zaîm' isminin 'kefil', 'garantör' veya 'bir topluluğun lideri' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'زَعِيمٌ' kelimesi, müşriklerin iddialarının doğruluğuna kimin garanti vereceğini, kimin bu konuda liderlik edip sorumluluk alacağını sorgulamaktadır, bu da onların iddialarının dayanaksızlığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'زَعِيمٌ' kelimesinin, 'bir kavmin reisi', 'bir işin kefili' ve 'bir sözün sorumlusu' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Kalem Suresi 40. ayetteki kullanımı, müşriklerin kendi batıl inançlarının doğruluğuna veya peygamberin getirdiği hakikatin yanlışlığına kimin kefil olacağını, kimin bu konuda kesin bir sorumluluk üstleneceğini sorgulamaktadır. Bu, onların bu tür bir sorumluluğu üstlenecek bir liderlerinin veya delillerinin olmadığını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zaîm' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir iddiayı veya bir durumu üstlenme, kefil olma bağlamında kullanıldığını belirtir. Kalem 40'taki 'زَعِيمٌ' ifadesi, müşriklerin ahiret ve peygamberlik konusundaki yanlış iddialarının sorumluluğunu kimin üstleneceğini, kimin bu konuda bir garanti vereceğini sorgulayarak, onların bu konudaki acizliklerini ve delilsizliklerini ortaya koyar.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ey Muhammed! Sor bakalım onlara, içlerinden hangisi imiş ona kefil. Ne akla ne nakle dayanan hiçbir delilin, hiçbir akıl ve düşüncenin kabul edemeyeceği öyle bir hükmün doğruluğuna içlerinden kefil olacak kimmiş? Yahut Allah'tan öyle bir söz alan ve bunu yapmayı üzerine alanlar kimmiş?