Fasbir lihukmi rabbike velâ tekun kesâhibi-lhûti iż nâdâ ve huve mekzûm(un)
Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir halde Rabbine yakarmıştı.
Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
Kalem Suresi 48. ayet, Hz. Peygamber'e sabır tavsiye ederken, Hz. Yunus'un balık karnındaki durumunu bir ibret vesilesi olarak sunmaktadır. Ayet, sabır, hüküm, balık sahibi ve keder gibi temel kavramlar üzerinden ilahi takdire rıza ve zorluklar karşısında metanet mesajı vermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylerden veya arzu ettiği şeylerden alıkoymaktır. Ayetteki 'fasbir' emri, Hz. Peygamber'e, Rabbinin hükmüne razı olarak, tebliğ yolunda karşılaşacağı sıkıntılara karşı metanet göstermesini ve aceleci davranmamasını öğütlemektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabır, Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesine teslimiyet ve zorluklar karşısında sebat gösterme anlamında kullanılır. Bu ayetteki sabır, ilahi takdire rıza gösterme ve peygamberlik görevini yerine getirirken karşılaşılan engellere dayanma erdemini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hüküm, Allah'ın emri ve takdiridir. Ayetteki 'lihukmi Rabbike' ifadesi, Allah'ın peygamberine yönelik takdirine, yani tebliğ görevinin zorluklarına ve nihai zafere ulaşma sürecine işaret eder. Bu hükme sabretmek, ilahi iradeye teslimiyettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüküm, bir şeyi sağlamlaştırmak ve onu engellemek anlamlarına gelir. Allah'ın hükmü, O'nun kesin ve değiştirilemez iradesidir. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in tebliğ sürecindeki ilahi takdire ve bu takdirin getirdiği zorluklara karşı sabretmesi emredilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hût, büyük balık demektir. Bu ayetteki 'sahibi'l-hût' ifadesi, Hz. Yunus'a atıfta bulunur ve onun balık tarafından yutulma kıssasına gönderme yapar. Bu, Hz. Peygamber'e, Hz. Yunus'un düştüğü hataya düşmemesi için bir uyarıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hût, denizde yaşayan büyük bir canlıdır. Kur'an'da Hz. Yunus kıssasında özel bir anlam kazanmıştır. Ayetteki kullanımı, Hz. Yunus'un aceleci davranarak kavmini terk etmesi sonucu balık tarafından yutulması olayına işaret ederek, sabrın önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kazm, öfkeyi veya üzüntüyü yutmak, içine atmaktır. 'Mekzûm', kederle dolu, öfkesini veya üzüntüsünü dışa vurmayıp içinde tutan kişi demektir. Ayetteki 've hüve mekzûm' ifadesi, Hz. Yunus'un balığın karnında iken yaşadığı büyük üzüntü ve pişmanlık halini tasvir eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mekzûm, keder ve üzüntüden dolayı içi dolmuş, boğulmuş gibidir. Hz. Yunus'un bu hali, kavmini terk etme hatasından duyduğu derin pişmanlığı ve Allah'a yönelişindeki samimiyeti gösterir. Bu durum, Hz. Peygamber'e, zorluklar karşısında sabırlı olması ve ümitsizliğe kapılmaması için bir ders niteliğindedir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~68.48~
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.48 - Fasbir lihukmi rabbike ve lâ tekun kesâhıbil hût, iz nâdâ ve huve mekzûm.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.48 - O halde sabret rabbının hukmüne de sahib-i hut gibi olma, hani öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
------------------------
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَO halde Rabbinin hükmüne sabret. On-ları hemen yok edivermeyip mühlet vermesine ve seni tükenmez mükafata kavuşturmak için o büyük ahlak ile büyük dayanıklılık ve katlanma gerektiren nebilik ve resullük görevini yerine getirmek için sıkıntılara sokmasına sabret ki, bunlar onun hükmü, o kalemin yazısıdır. Sabır et de, ilerde vereceği yapma ve yürütme hükmünü bekle. Çünkü o hakikatını gösterecek, ilahi hükmü ortaya çıkaracaktır.
وَلاَ تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِBalık sahibi gibi olma. Balık sahibi, Saffat suresinde فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ “Nefsini kınamış bir haldeyken balık onu yuttu.” (Saffat, 37/142) buyrulduğu üzere Yunus (a.s)'dur.
El-Hut, karnında Yunus (a.s)'un hapsolduğu meşhur olan balıktır ki, ona “en-Nun” da denilir. Nitekim Enbiya suresi
وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى ف۪ى الظُّلُمَاتِ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ
“Zü'n-Nun'u da hatırla. Hani o öfkelenerek gitmişti de, kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir ilah yoktur, seni bütün noksanlıklardan uzak tutarım. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum” diye dua etmişti.”(Enbiya, 21/87) ayetinde Yunus (a.s)'a Zü'n-Nun denilmişti. “Zu” da bilindiği gibi “sahib” manasınadır. Bazıları “Zu” nun “Sahib”ten daha beliğ ve fasih olduğunu söylemişlerdir. Zü'n-Nun denildiği zaman, Yunus (a.s)'ın ona mahkum kalmayıp onun sıkıntısından kurtuluşu; “Sahib” denildiği zaman da o balığın içinde bulunması durumlarına işaret edilmiş oluyor. Onun için Enbiya suresinde övülürken “Zü'n-Nun”, bu surede ise ona benzemekten nehyedilirken “Sahib-i hut” diye isimlendirilmiştir. Burada “hut” ve “Nun” kelimelerinin ikisinin de balık manasına gelmesi itibariyle, bu ayet ile surenin başındaki “Nun”a dolaylı yoldan bir işaret yapılmış demektir. Bundan bazıları « نۤdan maksadın bu “hut” olduğu görüşüne varmışlardır. Fakat öyle olsaydı burada “Sahibu'n-nun” denilmek uygun düşerdi. Demek ki maksat o olmamakla beraber dolaylı yoldan ona bir işaret de vardır. (Yunus kıssası hakkında Ve's-Saffat suresi 139-148. ayetlere bkz.)
Kısacası, yüce Allah'ın ilk kalem ile yazdığı kadere sabret, o eziyetlere dayan da yarın için vereceği hükmü gözet, sabırsızlıkla kavmine kızıp öfke ile karanlıklarda hapse düşen Yunus gibi olma. Hiçbir şekilde onun gibi olma değil, ancak şu durum ve vakitteki Yunus gibi olma.
اِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومٌHani bir zaman o, mekzum, öfke ile nefesi tıkanmış bir halde seslenmişti..
لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ
“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni noksanlıklardan uzak tutarım. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum.” diye inlemişti. Bununla beraber burada maksat kime ve nasıl seslendiğini anlatmak değil, yalnız öfke ile boğulacak bir halde seslenmiş olduğunu anlatmaktır.