Fectebâhu rabbuhu fece'alehu mine-ssâlihîn(e)
(Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.
Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
Bu ayet, Hz. Yunus'un (a.s.) Allah tarafından seçilmesini ve salihlerden kılınmasını ifade ederken, aynı zamanda inkarcıların Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) yönelik olumsuz tutumlarını ve onu delilikle itham etmelerini ele alır. Anahtar kavramlar, seçilme, kılma ve salih olma durumlarını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine inceler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ictibâ' kelimesinin 'ceby' kökünden geldiğini ve bir şeyi toplamak, kendine çekmek anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'fecetebâhu' ifadesi, Allah'ın Hz. Yunus'u özel bir lütufla seçip kendine yaklaştırması, onu peygamberlik için ayırması anlamındadır. Bu, sıradan bir seçimin ötesinde, ilahi bir tercih ve himaye içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ictibâ'yı 'istifâ' (seçme) ile eş anlamlı olarak kullanır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Hz. Yunus'u, balığın karnından kurtarıp tekrar peygamberlik görevine döndürmek üzere seçmesi ve onu bu özel duruma layık kılması olarak yorumlar. Bu, ilahi iradenin bir tecellisidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ictibâ' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin ve salih kulların Allah tarafından özel bir lütufla seçilmesi durumunu ifade ettiğini belirtir. Bu seçimin, kişinin kendi çabasıyla değil, tamamen ilahi bir takdirle gerçekleştiğini vurgular. Ayetteki 'fecetebâhu', Hz. Yunus'un yaşadığı zorlu süreç sonrası Allah'ın onu yeniden lütfuna mazhar kılmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin 'bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, bir sıfatla nitelemek' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'feca'alehu' ifadesi, Allah'ın Hz. Yunus'u seçtikten sonra onu 'salihler' zümresine dahil etmesi, yani onun durumunu ve mertebesini değiştirmesi anlamındadır. Bu, sadece bir atama değil, aynı zamanda bir terfi ve yüceltmedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ceale' fiilinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'saymak, kılmak' anlamında olduğunu belirtir. Allah'ın Hz. Yunus'u salihlerden kılması, onun önceki hatasından sonra tövbesini kabul edip onu tekrar doğru yola iletmesi ve bu mertebeye yükseltmesi demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'yaratma, tayin etme, dönüştürme' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu vurgular. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Hz. Yunus'u ilahi iradesiyle 'salih' bir konuma getirmesi, yani onu bu nitelikle donatması ve bu zümreye dahil etmesi anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salih' kelimesinin 'fesad'ın zıddı olduğunu ve 'doğruluk, iyilik, uygunluk' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Salihîn' ise, hem kendileri için hem de başkaları için hayırlı ve faydalı işler yapan, Allah'ın emirlerine uygun yaşayan kimselerdir. Ayetteki bağlamda, Hz. Yunus'un Allah tarafından seçilip bu üstün ahlaki ve dini mertebeye yükseltilmesi ifade edilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'salih' kelimesinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'doğru, iyi, faydalı, uygun' gibi anlamları içerdiğini belirtir. 'Salihîn' zümresi, Allah'ın rızasını kazanmış, hem dünya hem de ahiret için hayırlı işler yapan, ahlaken ve dinen olgunlaşmış kişileri ifade eder. Ayette, Hz. Yunus'un bu seçkin gruba dahil edildiği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih' kavramının Kur'an'da 'iyi ve doğru eylemde bulunan, Allah'ın iradesine uygun yaşayan' kişileri tanımladığını ifade eder. Bu kavram, sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal faydayı ve adaleti de içerir. Ayetteki 'salihîn', Hz. Yunus'un peygamberlik görevine layık, Allah katında makbul bir kul olduğunu gösterir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Fakat Rabbi onu seçti. O huyda bırakmadı, arıttı, yardımıyla derleyip topladı, süzdü, yerilmiş olmaktan korudu, öfkeden, tasadan kurtarıp yeni baştan vahyine nail eyledi.
Onu salih (yani iyi) kullarından kıldı, yüzbinlere Peygamber olarak ve şefaat için gönderdi, onları bu sebeple azaptan kurtarıp faydalandırdı da kendisini salih kul olmada olgunluğa ermiş peygamberlerden kıldı. Demek ki her şey gaybı bilen Rabbinin yazısı ve hükmü ile meydana gelir ve o bir şey takdir ederken asıl irade onun olmakla beraber, geleceği şu içinde bulunduğumuz ana, içinde bulunduğumuz anı geçmişe bağlayan ve her yaşanmakta olan anı gelecekte bir sonuca doğru götüren ve aynı zamanda insanlara da takdirine göre bir yetki veren ve bu şekilde her konuya kendi özelliğine göre iyi veya kötü neticeleri gerekli kılan, bunun da her anı yine onun hükmüne bağlı olan bir düzen vardır. Kainat bu şekilde hakkın kaleminin yazdığı ve yazacağı satırlardan ortaya çıkan bir manadır. Onun için Peygamber olma nimetine kavuşmuş Yunus'un bir öfkesi kendisini balığın karnında hapse düşürdü. O öfke ile kalsaydı az daha istenmeyen kötü bir akıbete düşecekti. Fakat Rabb'ı ona o öfkeye karşı bir de nimet vermişti. O nimetin hayrını, öfkesinin kötülüğüne galip getirerek Rabb'ı onu kurtardı ve bu suretle o öfke huyundan süzüp nimetiyle esenliğe çıkararak tam anlamıyla onu salih bir kul yaptı. Öfke veya sabır gibi hallerin bir ucu yüce Allah'ın takdirinde olup bir ucu da insanın iradesine bağlanmıştır. O halde o büyük ahlakın sahibi ve daha büyük nimete kavuşmuş biri olarak süzülmüş ve arınmış olan sen ey Muhammed Mustafa! (s.a.v) Yunus gibi sabırsızlık etme de Rabbinin bugünkü hükmüne sabret. Görevine tam bir dayanıklılıkla devam edip yarınki hükmünü gözet, gör ki o yüce kalem gaybda neler yazmış, hak ve gerçek nasıl ortaya çıkacaktır.