Ve-in yekâdu-lleżîne keferû leyuzlikûneke bi-ebsârihim lemmâ semi'û-żżikra ve yekûlûne innehu lemecnûn(un)
Şüphesiz inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.
O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
Kalem Suresi'nin 51. ayeti, inkarcıların Hz. Peygamber'e karşı besledikleri düşmanlığı ve Kur'an'a yönelik olumsuz tavırlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'göz değmesi' ve 'delilik' gibi kavramlar üzerinden psikolojik bir saldırıyı ve hakikati reddetme eğilimini semantik olarak işlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin aslının bir şeyi örtmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû' ise, Allah'ın ayetlerini ve Hz. Peygamber'in getirdiği hakikati bilerek örtbas eden, inkar eden kimseleri ifade eder. Bu bağlamda, Kur'an'ın mucizevi belagatını ve hakikatini görmezden gelme eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'nankörlük' ve 'hakikati reddetme' olduğunu açıklar. Ayetteki 'keferû' ifadesi, Kur'an'ın ilahi mesajını işittiklerinde dahi onu kabul etmeyip, aksine düşmanca bir tavır sergileyenlerin durumunu semantik olarak ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yüzlikûneke' ifadesini 'gözleriyle sana nazar değdirmek, seni helak etmek' şeklinde açıklar. Bu, Arapların inancında var olan 'nazar' veya 'göz değmesi' kavramına işaret eder ve inkarcıların Hz. Peygamber'e karşı duydukları aşırı kin ve hasedin fiziksel bir zarar verme isteğine dönüştüğünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu ifadeyi mecazi anlamda 'sana şiddetli bir şekilde bakarak, seni düşmanlıklarıyla kaydırmak, yerinden etmek' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, inkarcıların Kur'an'ı dinlediklerinde duydukları öfke ve kıskançlığın, Hz. Peygamber'i manevi olarak zayıflatma veya ortadan kaldırma arzusuna dönüştüğünü belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'izlâk' kelimesinin 'kaydırmak, düşürmek' anlamlarına geldiğini ve burada 'gözleriyle kaydırmak' tabirinin, aşırı düşmanlık ve hasetle bakarak birine zarar verme isteğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların Hz. Peygamber'e karşı besledikleri derin nefreti ve onu gözleriyle bile olsa etkisiz hale getirme çabalarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sem'' kelimesinin hem işitme duyusuyla algılamayı hem de işitilen şeye kulak vermeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'semi'û' ifadesi, inkarcıların Kur'an'ı fiziksel olarak işittiklerini, ancak bu işitmenin kalplerine nüfuz etmediğini ve dolayısıyla iman etmediklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sem'' fiilinin Kur'an'da sadece işitme değil, aynı zamanda anlama ve itaat etme anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ancak bu ayetteki 'semi'û' kelimesi, inkarcıların Kur'an'ı işitmelerine rağmen, onu anlamaya ve gereğini yapmaya yanaşmadıklarını, aksine düşmanca bir tavır sergilediklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' kelimesinin hem hatırlama hem de şeref ve yücelik anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ez-zikr' ifadesi, Kur'an'ın insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatan, öğüt veren ve aynı zamanda onu okuyanlara şeref kazandıran ilahi bir kitap olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da 'kitap, vahiy' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'ez-zikr', Hz. Peygamber'e indirilen ve inkarcıların işittikleri ilahi mesajı, yani Kur'an'ı ifade eder. İnkar edenlerin bu şerefli kitaba karşı olumsuz tavırları, onların hakikatten ne kadar uzak olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünûn' kelimesinin aslının 'örtmek' olduğunu ve aklın örtülmesiyle 'delilik' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lemecnûn' ifadesi, inkarcıların Hz. Peygamber'i, getirdiği mesajın olağanüstülüğü karşısında akıl sağlığını yitirmiş biri olarak nitelemelerini, böylece onun peygamberliğini reddetme çabalarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mecnûn' kelimesinin 'cinlenmiş, aklı örtülmüş' anlamlarına geldiğini ve genellikle hakikati kabul etmek istemeyenlerin, peygamberlere karşı kullandığı bir itham olduğunu belirtir. Ayetteki bu ifade, inkarcıların Kur'an'ın mucizevi belagatı ve içeriği karşısında çaresiz kalarak, Hz. Peygamber'i itibarsızlaştırma yoluna gittiklerini semantik olarak ortaya koyar.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~68.51~
وَاِنْ يَكَادُ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.51 - Ve iy yekâdullezîne keferû leyuzligûneke biebsârihim lemmâ semiuz zikra ve yegûlûne innehû lemecnûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.51 - Ve gerçek o küfr edenler o zikri işittikleri vakıt az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı, bir de durmuşlar o her halde bir mecnun diyorlar.
Gerçekte o inkarcılar, Allah'ın nimetlerine nankörlük ederek ayetlerine yalan deyip seni yalancı çıkarmaya kalkışan ve durumları ve huyları anlatılan Mekke kafirleri,
o zikri, Allah tarafından öğüt olarak okuduğun Kur'an'ı işittikleri vakit, az daha seni gözleri ile kaydıracaklardı. Onun yüksekliğini öyle hissetmişlerdi ki kıskançlıklarından az daha nazar değdirecekler, aç ve kem gözlerinin kötülükleriyle ellerinden gelse seni yok edeceklerdi. Demek ki öfkenin bedende bir hükmü ve tesiri olduğu gibi, gözlerin de karşılarındakine bakışlarına göre, iyi veya kötü bir hükmü vardır. Kimi elektrik gibi dokunur, çarpar, mıknatıslar, manyatize eder; kimi tutkun olur, kimi de aldığı etkiyle kıskançlığından bir öfkeye düşer, türlü türlü suikastlara, tuzaklara kalkışır ki maddi veya manevi bunun hangisi olursa olsun hedefine ulaştığında göz isabet etmesi, göz değmesi veya nazar denilen şey olur. Bunun hakkında uzun uzadıya sözler söylenmiş, inkar edenler ve böyle bir şeyin olduğunu kabul edenler olmuş ise de biz detayına gerek duymayarak bu kadarla yetiniyoruz. Nasıllığı ne şekilde olursa olsun gözdeğmesi vardır.
Allah korusun, göze batmak tehlikeli bir şeydir. Allah koruyacağı kulları için gözdeğmesine karşı bir siper yapar. İnanmayanlar bu sure ile veya bundan evvel Kur'an'ı ilk işittikleri zaman onun nazmı ve manasıyla edebi güzelliğinin yüksekliğini ve peygamberin ona nail olmasını son derece kıskanmış ve hemen hemen yiyecek gibi bütün bakışlarını ona dikmiş, onu kaydırmak istemişler, bu onların o derece dikkat nazarlarını çekmişti. Öyle iken
bir de durmuşlar, o herhalde bir deli diyorlar, şaşkınlıklarından kendi kendileriyle çelişkiye düşüyorlar. Böylece gözlerinin zehirini kendilerine döküyorlar.