Kâle ne'am ve-innekum lemine-lmukarrabîn(e)
Firavun, "Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız" dedi.
"Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
Bu ayet, Firavun'un sihirbazlara hitaben söylediği sözü aktarmaktadır. Ayet, sihirbazlara vaat edilen 'yakınlık' ve 'gözdelik' kavramları üzerinden Firavun'un iktidar yapısını ve ödüllendirme mekanizmasını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' kelimesini 'bir manayı ifade eden söz' olarak tanımlar. Ayetteki 'قَالَ' (dedi) fiili, Firavun'un sihirbazlara yönelik kesin ve bağlayıcı bir vaadini dile getirdiğini gösterir. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir hüküm ve taahhüt niteliğindedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'kavl'in bazen bir şeyi emretme, vaat etme veya tehdit etme anlamında kullanıldığını belirtir. Firavun'un bu sözü, sihirbazları motive etmek ve onlara bir ödül vaat etmek amacıyla sarf edilmiş bir emir ve teşvik niteliğindedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'نَعَمْ' kelimesinin 'evet' anlamında bir tasdik edatı olduğunu belirtir. Ayette Firavun'un sihirbazların 'bize bir ödül var mı?' sorusuna olumlu yanıt vererek onların beklentilerini onayladığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'نَعَمْ' kelimesinin Arapçada bir şeyi tasdik etmek ve onaylamak için kullanıldığını açıklar. Firavun'un bu kelimeyi kullanması, sihirbazlara vaat edilen ödülün kesinliğini ve kendi rızasını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lam'ın (ل) te'kid (vurgu) için geldiği durumları açıklar. Ayetteki 'لَمِنَ' ifadesindeki 'lam', Firavun'un vaadinin kesinliğini ve gerçekleşeceğine dair güçlü bir vurguyu ifade eder. Bu, sihirbazlara verilen sözün sıradan bir vaat olmadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lam'ın cümledeki anlamı pekiştirme ve kesinlik katma işlevine dikkat çeker. Ayetteki 'لَمِنَ' ifadesi, sihirbazların 'mukarrabîn' (yakınlar) zümresine dahil olmalarının Firavun tarafından kesin olarak garanti edildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kelimesinin 'mekân, zaman veya mertebe bakımından yakınlık' anlamına geldiğini belirtir. 'Mukarrabîn' ise, Allah'a veya bir sultana yakın olan, özel bir konuma sahip kimselerdir. Ayette Firavun'un 'mukarrabîn'i, onun sarayında özel bir statüye sahip, imtiyazlı ve gözde kişiler zümresini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kurb' kavramının Kur'an'da hem fiziksel hem de manevi yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Firavun'un bağlamında 'mukarrabîn', onun iktidar çevresinde yer alan, ona danışmanlık yapan veya özel hizmetlerde bulunan, dolayısıyla siyasi ve sosyal açıdan yüksek bir konuma sahip olan kişileri işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mukarrab' kelimesinin 'yakınlaştırılmış, seçkin kılınmış' anlamlarına geldiğini açıklar. Firavun'un sihirbazlara vaat ettiği bu makam, onları sıradan halktan ayırarak, kendi nezdinde özel bir statüye yükseltme sözüdür.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(114) Kâle ne’am ve innekum le minel mukarrebîn.)
"Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız." Nefsi emmâreye kim arka çıkarsa nefsi emmârenin yakını olur.